"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Celaleddin Orhan ile Yeni Asya üzerine konuştuk: 45 yıllık yolculuk

17 Mart 2019, Pazar 01:08
Röportaj: Havva Küçük Konur

 - Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

Benim adım Celâleddin Orhan. 1 Nisan 1952’de Gevrekli beldesinde dünyaya geldim. İlkokulu bitirdikten sonra Konya İHL’ye gittim. İmam Hatip Lisesi’ni bitirdiğimin Ocak ayında Kahramanmaraş Merkez Küçükçavuşlu Camii’nde imam hatipliğe başladım. Orada 2,5 sene imamlık yaptıktan sonra üniversite sınavına girdim. Üniversite sınavında Konya Selçuk Eğitim Sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümüne kaydoldum açıköğretim olarak. Orada bir yıl okudum. Bir yıl sonra tekrar üniversite sınavına girdim. O sınavla 74-75 Eğitim-Öğretim yılı Konya Yüksek İslâm Enstitüsü’ne girdim ve oradan mezun oldum. 1980 yılında Konya Seydişehir Ticaret Meslek Lisesi’nde Din Kültürü öğretmenliğine başladım.

Daha sonra Mahmud Esad Ortaokulu Din Kültürü öğretmenliğine girdim. 1985’de Sivas Gemerek İmam Hatip Lisesi’nde Meslek Dersleri öğretmenliğine başladım. Orada 2,5 sene çalıştıktan sonra yine Seydişehir Taraşçı Kasabası ortaokulu müdürlüğüne geldim 1986’da. 1994 yılına kadar orada yöneticilik yaptıktan sonra Seydişehir İmam Hatip Lisesi Müdürlüğü’ne geldim. 16 yıl yöneticilik yaptıktan sonra Enis Şanlıoğlu Anadolu Lisesi’ne müdür olarak geldim. Orada 4 sene çalıştıktan sonra tekrar İmam Hatip Lisesi Meslek Dersleri öğretmenliğine geldim. Ve 2017 Nisan ayının 1’inde yaş haddinden emekli oldum.   

- Risale-i Nurlar’ı nasıl tanıdınız?

 1 Ocak 1973’de Kahramanmaraş merkez Küçük Çavuşlu Camii imam hatipliğine başladım. Görevde iken 1974 yılında bizim köylü sınıf öğretmeni olan Kemal Arıtürk Hocam Kahramanmaraş’a geldi. Ben ve arkadaşım Mehmet Sağdıç’ı ziyaret etti. Daha önceden Mehmet Sağdıç ile irtibatı olduğundan onunla beraber oldular. Sık sık Risale-i Nur okuyorlardı. Öyle ki gece saat 24.00’a kadar okumaya devam ediyorlardı. Bir gün ben dedim, arkadaş ben uyuyacağım, nerde okursanız okuyun, sabahleyin camiye gideceğim dedim. Onlar da tamam hocam yatalım dediler. Her gün sabahleyin zeytin ağaçlarının gölgesinde onlar Risale-i Nur okumaya devam ediyorlardı. Ben katılmıyordum.

Nurculuk neymiş yahu diyordum. Bir gün Kemal Abi Mehmet Sağdıç ile beraber bana dedi ki, bugün akşam seninle bir yere gideceğiz. Gelir misin dediler. Ben de gidelim bakalım dedim. Her meslekten insanlar var. Oturuyorlar, çay içiyorlar, Kur’ân-ı Kerîm okuyup dağılıyorlar. Ders esnasında ben dikkatle dersi takip ediyorum. En ufak İslâm’a aykırı bir şey olsa hemen itiraz edeceğim. Çünkü ben imamım, âlim adamım, kendimi böyle biliyorum. Sonra kendi kendime dedim ki bu insanlar buraya çay için gelmediler. Buraya geldiklerine göre bunların bildiği birşey vardır dedim. Abi siz bana Sözler isimli kitabı ve lügatı verin, siz işinize bakın dedim. Ben caminin içine çekildim Sözler isimli kitabı birinci sayfadan 100. sayfaya kadar cümle cümle anlayarak okudum. Sonra bu kitaplar nerede satılır diye sordum. Ulu Cami’nin üzerinde Mustafa Ramazanoğlu diye bir abide varmış. Gittim, takım Külliyatı aldım ve okumaya başladım. O zaman hergün akşam değişik evlerde ders yapılırdı. Koyulduk derse gitmeye. Bu esnada cami cemaatinden emekli birisi vardı. Bu adam imam hatip mezunlarının imamlık dışında başka bir göreve gitmelerini istemiyordu. Sen öyle mi diyorsun, ben bu saatten sonra imamlık yapmayacağım, öğretmen olacağım dedim. Ama elim kolum bağlı. Çünkü o zaman imam hatip lisesi mezunları Yüksek İslâm Enstitüsü dışında hiçbir yere gidemiyordu. Oraya da girmek hayli zordu. Ben de Kahramanmaraş Lisesi’nden 6 fark dersi vererek mezun oldum. Ondan sonra üniversite sınavlarına girdim. 1974-1975 eğitim öğretim yılı Konya Yüksek İslâm Enstitüsü’ne ön kayıt yaptırdım. Arapça ve Kur’ân-ı Kerîm’den sözlü sınava girdim.

O sene 250 öğrenci alacaklardı ben 25. yedekte kaldım. Yüksek İslâm’a girmeden önce Kahramanmaraş’taki imamlık görevimi Konya merkez Ferit Paşa Camii imam hatipliğine naklimi yaptırmıştım. Bu ara duâ etmeye devam ediyorum. Allahım, benim hakkımda hayırlı ise bu okula girmeyi bana nasip et diyordum. Bir gün okula gittim. Müdür yardımcısına hocam yedekleri alacak mısınız? dedim. Yarın bir gel dediler. Geldim, kaydı yaptırdım. İmzayı attım. 24’üncü yedek geldi. Müdür muavini öğretmenimiz, 24. yedekteki öğrenciye kızdı, odadan kovdu. Sonra o arkadaş da bir yıl sonra bize katıldı. Neticede 1978-1979 yılında mezun oldum. Hemen Seydişehir Ticaret Meslek Lisesi’ne Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmeni olarak atandım.

- 45 yıllık Yeni Asya okurusunuz. Gazeteyi nasıl tanıdınız?

Ben gazeteyi olağanüstü bir şekilde tanımadım. Beni Risale-i Nurlar’la tanıştıran arkadaşlar aynı zamanda gazeteyle de tanıştırdılar. O gün bugündür hem gazetemi eksiksiz aldım, hem de Risale-i Nurlar’ı okudum, okuyorum. Gazete zaten Risale-i Nurlar’ın şerh ve izahını yapan, hak ve hakikatin dellâllığını yapan bir gazete. Yani yamukluk yok, herhangi bir siyasî taraftarlık yok, kendi siyasetteki kişilerin bile yanlışlarını dobra dobra konuşan bir gazete. Yeni Asya’yı takip etmekteki maksadım, özellikle haktan ve hakikatten yana olması, doğruları sürekli paylaşması, siyasî bir taraftarlık gütmemesi, insanlara doğru bilgi vermesi, Risalelerin şerhi olması bizi cezb ediyor. Özellikle imanî ve İslâmî meselelerde bizi ikna ediyor, bizim sırat-ı müstakimde gitmemizi temin ediyor, yol gösteriyor. Tabiî, insan çalışırken birtakım hadise ve olaylarla karşı karşıya geliyor. 

Benim şahsen değerlendirmem, olayları sebepler zincirine bağlayarak ve tevekkül meselesini dikkatli bir şekilde, iyi ve düzenli bir şekilde değerlendirerek hayatı devam ettirirsek sıkıntılar son derece hafifliyor. İnsan manen zarar görmüyor. Ama tevekkül meselesini iyi anlayamazsak, sebeplerine yapışmazsak ve neticeyi Cenab-ı Allah’dan beklemezsek o zaman peşpeşe sıkıntılar ortaya çıkıyor. 

1980’de Seydişehir Ticaret Lisesi’ne başladığımda 1 yıl çalıştıktan sonra 12 Eylül harekâtı oldu. Bu 12 Eylül harekâtında emniyet güçleri bizi okuldan aldılar, evimizi aradılar. Biz İlahiyatçı olmamız hasebiyle evde, kütüphanemizde her türlü kitap var. Sürekli okuyoruz, araştırıyoruz. Polisler arama yaptılar. Bir komiser, bir polis geldi eve. Polisin biri milliyetçi, muhafazakâr, demokrat birisiydi. Komisere dedi ki, komiserim, bu arkadaş bizim aradığımız arkadaş değil. Bu insan demokrat ve Adalet Partisi çizgisinde bir insan, bizim aradığımız bu değil demesine rağmen komiser hadise ve olaylara ideolojik yaklaşan birisi olduğu için, yok hayır esas aradığımız adam bu. Çünkü bu kırmızı kitaplar var ya (Risale-i Nur Külliyatı için) bunlar bunun evinde var, bunlar yasak kitaptır, dolayısıyla bunu bulundurmak, okumak yasak diyerek bizi kitaplarla birlikte emniyete aldılar. 

Emniyetteki sorgudan sonra sorgu hâkiminin karşısına çıktık. Sorgu hâkimi bize “Sayın Celâleddin Orhan. Siz devletin temel nizamlarını dini esaslara uydurmaktan yargılanıyorsunuz. Ne diyorsunuz dedi. 

Bu olaydan bir ay evvel bizim eve beş öğrenci ile iki öğretmen arkadaş gelmişti. Oturduk, çay içtik, sohbet ettikten sonra, tabiî Risale-i Nur’dan namazla ilgili bir konu okuduk. Bu okuma şekli tamamen laikliğe aykırı oluyor. Risale-i Nur’dan namaz bahsini okumamızı yargı, devletin temel nizamlarını dini esaslara uydurma olarak değerlendiriyor. Bize hâkim bu şekilde sorunca biz de dedik ki, bir din dersi öğretmeninin evinde namazla ilgili bir konu okunduğundan dolayı yargılanıyorsa bu bizi çok üzer. Niye? Devlet bizi 11 sene okuttu. Bu 11 senenin sonunda bizden beklenen, devletin ve milletin, ülkenin beklediği şey, din dersi öğretmeni olarak tabiî ki dinden, imandan, namazdan bahsedeceğiz. 

Ama öyle bir durum oluyor ki 163. Maddenin yanlış uygulanmasının neticesinde bizi tutukladılar ve bir ay cezaevinde kaldık. Bir ay cezaevinden sonra Konya’daki 2. Ordu Sıkıyönetim Komutanlığı’na bağlı askerî mahkeme bizi yargıladı ve 1 yıl 4 ay bize ceza verdiler. Öğrenciler ve öğretmenlere ceza vermediler, sadece bize verdiler örgüt liderliğinden. Biz bu cezayı alınca tabiî, imamlıkla birlikte 10 yıllık bir meslek hayatımız var. Çok değişik düşüncelere, bazı sıkıntılara girmiş bulunduk. Yok efendim intihar edelim, yurtdışına gidelim, birtakım uygun olmayan davranışlara girelim vs. Bu ara 3 yıldan aşağı cezalar temyiz edilmezken, komutan uygun görürse temyiz ediliyormuş, bunu öğrendik. Biz rahmetli Süleyman Demirel’e ulaştık. Süleyman Demirel’in vesile olmasıyla 2. Ordu bizim dosyayı askerî yargıtaya gönderdi. Bu ara tabi biz düşünüyoruz, intihar mı edelim, yurtdışına gidelim, şunu mu yapalım gibi birtakım mülâhazalar yapıyoruz. Ama fürû kitaplarında bir fetva bulamıyoruz. Bu arada Üstad Bediüzzaman Hazretleri birgün rüyamda sağ elinin şehadet parmağıyla “Korkma! Nur’un İlk Kapısı’nı oku!” dedi bana. Kalktım baktım, bizde Nurun İlk Kapısı yok. Sabah oldu. Ali Kartal diye bizim köylü bir arkadaş var, o da Ticaret Lisesi’nde Din Kültürü öğretmeni. Ona gittim. Dedim ki, sende Nurun İlk Kapısı var mı? Var dedi. Abdestin var mı dedim, var dedi. Benim için bir aç kitabı dedim, açtı. Tevekkül konusu çıktı. O zamanki anladığımız manada Üstad diyor ki, sen sebeplerine sarıldın, neticeyi Cenab-ı Hak’tan bekle. Afakî heveslere, hislerine kapılarak birtakım yanlış işlere girişme diye bizi ikaz etti. Ve neticede bir hafta sonra askerî yargıtaydan karar geldi ve duruşma salonunda beraat ettik. 

Yani buradan şunu da açıkça net bir şekilde yaşayan bir insan olarak söylemek istiyorum. Üstad, talebelerini bir koyun çobanının koyunlarını güttüğü gibi, -tabiî ciddî manada ona lâyık bir talebe olabilirsek- güttüğünü ve takip ettiğini izlemiş oldum. Onun için Üstad asrın müceddididir. Asrın mehdisidir. Yani Üstadın görüşleri doğrultusunda biz Kur’ân’ı iyi anlarsak, Sünnet-i Seniyyeyi iyi anlarsak ve hayatımıza tatbik edersek, şahs-ı maneviyi ciddî manada temsil edersek Allah’ın izniyle hiçbir sıkıntı yaşamayız. Dünyadan rahat bir şekilde öbür âleme gidebiliriz. Ama eğer Kur’ân’ı dinlemezsek, sünneti ve asrın müceddidini dinlemezsek, şahs-ı maneviyi dinlemezsek kendimize göre bazılarının yaptığı gibi Üstadın imanî görüşlerini kabul edip de, siyasî ve içtimaî görüşlerini bir tarafa itekleyerek kendi kafalarına göre fetva vererek birtakım yanlış işlere başlarlarsa o zaman sıkıntı olur. Çünkü Üstad asrın müceddididir. Asrın müceddidi bu asrın hastalığını Risale-i Nur Külliyatı vesilesiyle tedavi etmiş, reçeteyi yazmış yani. Bu reçeteyi, ilâçları kullanmak durumundayız. 

Risale-i Nur’un hem imanî meselelerini, hem içtimaî meselelerini çok güzel bir şekilde okuyup hayatımıza tatbik edersek hiçbir sıkıntı çekmeyiz. Ama bunun dışına çıktığımız anda o zaman her türlü sıkıntıyı, tehlikeyi, tokadı bekle.

Okunma Sayısı: 1589
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • sebahattin

    17.3.2019 12:23:08

    Maaşallah hocam, tebrikler. Örnek bir hayat yaşamışsınız. Nur talebesi talebeler de yetiştirmişsiniz. Son nefese kadar istikamette devam temennisiyle.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı