"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dindar nesil hedefi neden tutmadı?

25 Haziran 2026, Perşembe 11:00
İslâm’ı yaşama iddiasında olan bir iktidar yirmi üç yıldır yönetimde. Ve ülkemizde hukuk alanında, ekonomi alanında, dini temsil konusunda da pek çok olumsuzluklar mevcut. Bu durumun, özellikle son dönemlerde, gençlerin dinden uzaklaşmasında etkili olduğuna dair iddialar var. Siz bu iddialara katılıyor musun?

Evet katılıyorum. “Dinî bir nesil” yetiştirmek için gösterilen bütün çabalar içinde önemli bir unsur var: Bizzat “söz”ün kendisi… Allah’ın birliği, yani Allah’tan başka İlâh tanımamak, ahlâk, adalet, tevazu, iyilik gibi ilke ve değerlere dair dile gelen sözler. Bu konuda, 23 yıllık yönetim sözün kendisine dair pek bir performans göstermedi. Daha çok sözün görünen kısmı olan şekil kısmıyla -tipik bir düzen olarak- ilgilendi. Ya da 23 yıllık bir iktidar dönemi içinde Müslümanlığın şekille birlikte bir içerik olduğunu insanlara anlatamadı. Aslında bu konuda belki çok şey beklememek lâzım; çünkü o iktidarı taşıyanlar da zaten işin bu tarafından ziyade dinin şekliyle yaşayan, bunun yanı sıra dinsel kimlik altında daha çok “toplumsal” ve “kültürel” talepleri (eşitlik, adalet, tanınma vs.) olan insanlardı. Zaten hemhal oldukları devlet geleneğinde söz konusu “söz”e ihtiyaç yoktu. Dolayısıyla, meselâ İmam-Hatip okullarında hasbelkader İslâm’ın sözüne dair bir şeyler duyan gençlerin, fiilî hayatta bu sözü taşıdıklarını iddia eden seçkinlerin o sözle alâkası olmayan pratikleri karşısında hayal kırıklığına uğramamaları mümkün değil. “Allah’tan başka İlâh tanımayan” bir sözün perdesini çektiğinizde, arkada sayısız “yeryüzü ilâhı” (lider, para, tüketim vs.) gören gençlerin önlerinde muhtemelen iki seçenek çıkar: Ya görüntüyü bozmayıp, arka planda içinde paranın, lüksün ve kibrin (“itibar”) cirit attığı bir dünyada yaşamayı kabul etmek ya da o sözün vâzettiği kimlikten çıkıp, o sözle başka bir düzlemde ilişki kurmak…

Büyük küçük her yaştan insan dijital dünyanın esiri olmuş durumda adeta. Siz bir sosyolog olarak bu durum hakkında neler söylemek istersiniz?

Evet, dijital dünya bir tür esaret getiriyor ama bu yeni bir durum değil. Bu dünyadan önce de interneti, daha öncesinde videoları, öncesinde televizyonu, daha öncesinde radyoyu, daha da öncesinde gazeteyi keşfetmiştik ve bunların her biri kendi dönemlerinde kamusal alanın, kamuoyunun iletişim araçları oldu. Her dönemin hâkim medya teknolojileri toplumu şekillendirmek, manipüle ve kontrol etmek için kullanıldı. Ama her dönemde bu teknolojiler toplumların kendilerini ifade etmeleri için de vazgeçilmez araçlar oldu. Tabiî ki, dijital araçları bir “medium” – iletişim aracı değil de, “tapınmaya” dönük bir araç olarak görmeye başladığınız zaman insanları zombileştirmek konusunda oldukça elverişli bir işlev üstlenirler. Ama toplumda “ilâhlaşan” şeyler sadece medya ya da dijital teknolojiler değil; kültürleri ve kimlikleri (yani muhafazakârları, dindarları, sekülerleri) aşan lüks tüketim maddeleri (statü sağlayan pahalı otomobiller, vs.) de gayet “ilâh” konumuna girebiliyorlar. Burada, “itibarda tasarruf olmaz” diyen bir zihniyetin şemsiyesi altında, ideolojik retorik üretmekten başka bir şey yapmayan aile bakanlığının “görüntüyü kurtarmaya yönelik söylemleri”ni ciddiye almaktan ziyade, sivil toplumda tüketim karşıtı faaliyetleri, eko-sistemi korumak üzere atılacak adımları güçlendirmek çok daha önemli. 

"Saadet odur ki; umuma veya eksere saadet ola! Nev-i beşere rahmet olan Kur’ân-ı Kerîm ancak umumun, lâakal ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder" diyor Bediüzzaman Said Nursî. Buna rağmen İslâm dünyasında ve Türkiye'de bu düsturun hayata geçirilememesini neye bağlıyorsunuz?

İkinci soruya verdiğim cevapta da belirttiğim gibi, din ya da dinî esaslardan üreyen dinî söylem hiçbir zaman insanlardan bağımsız olmamıştır. Her dönemin dinî ya da dinselliği o dönemin maddî/seküler hayatın pratikleriyle hemhal olur. Yani zaman “modern” ise, din de “modern”dir. Her ne kadar kutsal kitaplara, o dinin peygamberlerine, binlerce yılın hafızasına referans verse de, bugünden bağımsız değildir. Ve tabiî bunun tersi de doğrudur; hiçbir seküler yapı o dönemin dinselliğinden bağımsız değildir. Türkiye ve İslâm dünyası da bundan bağımsız değildir. Ancak belki de önemli husus, bu toplumlarda Batı’nın, modernleşme hareketinin, sekülerleşme ve vatandaş kurma hareketlerinin genel olarak toplum üzerinde bıraktığı görünen veya görünmeyen derin yaralar vardır. Modernleşme hareketi ne kadar “iyi bir niyet” taşısa da, bu harekete yabancı olan kesimlerin önemli bir kısmı bu tecrübeyi acılı yaşamıştır. Ve bu tecrübe sadece çoğunlukta olan dindarların tecrübesi değildir. Ağır baskı, asimilasyon ve katliamlara maruz kalan azınlıktaki etnik ya da dinsel kimlikler taşıdıkları travmalar yüzünden, kamusal alanda duran “en iyi mesajlardan” (dinî düsturlar) ziyade, ulaşılabilir uzaklıktaki “iyi mesajlarla” sosyalize olmuşlardır. 

Şüphesiz her durumda, yani sözlerin en mükemmelini taşısa da, bu sözler insanlar tarafından taşınan sözlerdir. Yani kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışan, yükselmekte olan dinî ya da sosyalist bir partinin asansörüne binip, içerikten ziyade, sadece biçimle “ait olan” insanlar ve gruplar söz konusu düsturların hayata geçmesinin bizzat önünde engel olurlar. Yani aslında savaş, çoğunlukla dinler arasında değil, sınıfsal çıkarlar arasında geçer ancak kültürel görünümlere bürünür. 

Vahşetin karşısında yeni bir vicdan doğuyor

İsrail'in 7 Ekim sonrası Filistin'de yaptığı soykırım dünyanın vicdanını yeniden uyandırdı. Yöneticilerin yetersiz hatta ikiyüzlü politikalarına karşılık halkların eylemleri, yardım kampanyaları, denizden Filistin halkına desteğe gitme çabaları insanlığın geleceğine dair umut verici adımlar olarak tarihte yerini aldı. Bununla birlikte İsrail'in saldırgan ve yayılmacı politikaları devam ediyor. Diğer taraftan Trump Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu devirdi. Diğer Latin Amerika ülkelerine gözdağı veriyor, Grönland'ı alacağını söylüyor. Dünya nereye gidiyor? 

Dünya, içinde yaşadığımız dönemde vahşî bir kapitalizmin zaferini ilan ettiği, fütursuz ve izansız bir dönem yaşıyor. Bütün dünya kapitalistleri -hadi biraz yumuşatalım- dünyanın tepesindeki en keskin ve en vahşî sermaye ağının aktörleri, Siyonizmle birleşmiş durumdalar. Bunlar Filistin’le empati gösterdiğini söyleyen devletler de dahil olmak üzere, İsrail’le ticaret yaparak, ona petrol satarak ya da taşınmasına aracılık yaparak, dünyanın tepesindeki bu yeni iktidar biçimini destekliyorlar, yeniden üretiyorlar. Bu yeni dünya düzeninin baş aktörleri olan ABD ve İsrail; ancak onlar yeni düzenlerini Azerbaycan (“iki devlet-tek millet”) gibi, “küçük” olup, büyüklerle çıkarlarını korumaya çalışan ya da sadece petrol sermayesi ve ABD ile girdikleri pazarlıklar sayesinde “efendi” olabilen kralların devletleri sayesinde meşru kılabiliyorlar. En azından “ulusal çıkar” adı altında ulusun tepesindeki ayrıcalıklı zümreyi besleyen bu küçük rejimler en genel olarak, şirketlerin yanı sıra yeni kapitalizmin en önemli aktörleri olarak devletlerin oynadığı role işaret ediyorlar. Ancak çok şükür ki, dünyanın gittiği yönü sadece bu vahşetin ortakları belirlemiyor. Filistin için dayanışmaya giren her renkten, dinden ve dilden insanların, İspanya gibi Müslüman olmayan bir ülkenin halkı ve başbakanının, İtalyan işçilerinin, Sumud Filosu’na katılan insanların, Brezilya’da Amazon için aslında hepimizin nefes alması için mücadele eden yerli halkların, COP 31 için “halkların iklim zirvesi” için elini taşın altına sokan dünya vatandaşlarının oluşturdukları yeni bir duygusal hizalanma var. Bu yeni duygusal koalisyon vahşet tacirlerinin altını boşaltabilecek bir güce ulaşmak zorunda. 

—SON—

İSTANBUL - NACİYE DOYRAN

Okunma Sayısı: 314
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı