"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dr. Craig Considine: Hz. İsa (as) ve Hz. Muhammed (asm) birbirine çok benziyor

05 Mayıs 2020, Salı 00:41
Dr. Craig Considine, Hz. Muhammed’i (asm) Peygamber olarak kabul eden bir Hıristiyan... Dr. Craig Considine: “Ben daha çok Hz. İsa’nın hayatıma nasıl etki edebileceğine odaklanıyorum. Hz. Muhammed (asm) üzerine çalıştığımda da ‘Aslında bu iki insan birbirine çok benziyor, hem de pek çok yönden’ diye düşündüm.”

TERCÜME HABER: EMİNE SULTAN ÇAKIR

Takdim

Muslims For Peace, sunum, seminer ve münazara tarzında dinler arası faaliyetler yaparak farklı din ve etnik kökene sahip insanlar arasında köprü oluşturmayı hedefleyen bir kuruluş. İslâm’ın müsbet hareket mesajını bütün dünya insanları arasında -Müslüman olsun, olmasın- yaymayı ve İslâm’ın daha iyi anlaşılmasını gaye edinen kurumun 8 Nisan tarihinde YouTube’da yayınladığı Dr. Craig Considine ile olan röportajı istifadenize sunuyoruz. Hz. Muhammed’i (asm) peygamber olarak kabul eden bir Hıristiyan’ın gözünden İslâm ve Hıristiyanlık konularının incelendiği röportaj oldukça dikkat çekici. Dr. Craig Considine, Amerika’nın Teksas eyaletinde bulunan Rice Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğretim üyesidir. Fikirleri New York Times, Washington Post, CNN, BBC gibi Amerika’nın 

en meşhur gazetelerinde ve haber kanallarında yer alan Considine’in yayınlanmış pek çok kitap ve makalesi bulunmaktadır. Akademisyenin ilgilendiği konular arasında ABD’deki Müslümanlar, İslamofobi, Hıristiyan-Müslüman ilişkileri ve Hz. Muhammed (asm) büyük yer tutar.

İnsaniyet yolunun taşları nasıl döşenir?

Bu tarz durumlar çok temel insanî bir seviyede başlar. Bir Müslüman ve bir Hıristiyan aynı masada oturup birbirini anlamaya çalışıyor diyelim. Benim söylediğim şey şu; birbirimizi evlâtlar, arkadaşlar, çalışanlar, mütehassıslar olarak görelim. Bu şekilde herkesin bir olduğu bir seviye çizmiş oluyorsunuz. Bence bu “insanlık hikâyesi” kayboldu. Kabilecilik mantığıyla ancak kendimizi düşünüyoruz. İnsanlarla konuşup onlara bir kimlik biçerken bile bunu yapıyoruz; bu Müslüman böyle söyledi, şu siyahî böyle dedi, o beyaz insan böyle dedi. Her şeyden öte, çok esas bir şeyi kaybettik; her birimiz temelde insanız. Öyle zannediyorum ki, sadece “Filistinliler ve İsrailliler hep birbirleriyle savaşagelmişler” demektense herhangi bir gruba özel olmayan hikâyeleri paylaşmaya başladığımızda; zorlanmak, korkmak, sevmek gibi duyguları ya da -Filistin bağlamında- bir şeyleri politize etmeden, içine dini sokmadan bir annenin çektiği zorlukları, kocasını kaybeden, üç çocuğu olup, evini terk etmek zorunda kalan anneleri anlatmaya başladığımızda insanların kalplerine ve akıllarına hitap edebiliriz. Hiçbir zaman siyasete ve dine girmeyelim demiyorum, ama her şeyden önce ve en temelde birbirimizin insan olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Kulağa çok kolay geliyor, ama görünen o ki, öyle değil.

Madem temelde insanız, sizce neden diğer farklılıkları unutmakta zorlanıyoruz?

Bence bu biraz fıtrattan kaynaklanıyor. İnsanlar esasen kabileci iç güdüleriyle hareket ederler. Tabiî olarak daha rahat hissettiğin şeylerle bir arada olursun, ortaklık kurarsın; ailen, içinde bulduğu kültür, etnik kökenin gibi. Bu içimizde var. Bunun bir kısmı fıtratımızdan kaynaklanıyor, ama yine de tamamen tabiî bir şey değil. Büyük bir kısmı politikacılar, özel ilgi grupları dediğimiz topluluklar, ayrışma ve savaştan kâr elde edenler ve medya tarafından uyduruluyor. Medya dediğimiz şey “ayrıştırıcı dil” üzerinden prim yapıyor. Amerika bağlamında bile bu böyle; CNN’e karşı Fox. Çok net bir farkları var, siyah ve beyaz gibi. Ne söyleyeceklerini ve dillerinin nasıl olacağını biliyoruz. Bu kurumların kullandığı bu dile karşı savaşmalıyız. Çünkü “Sen bir insan olmaktan önce bir Amerikalısın, böyle düşün” diyenler bu kurumlar, ki bu sağlıklı bir düşünce değil.

İslâmiyet ve Hıristiyanlıkla ilgili dinler arası bir araştırma yapmanızda size ilham veren şeyler nelerdi? İslâmiyet ve Hıristiyanlığı aynı gövdenin iki farklı dalı olarak görüyor musunuz? Sizce bu iki ayrı dindeki “birlik” nereden geliyor?

Sorunun ilk kısmından başlayacak olursam, bu araştırmaya beni iten şey neydi? 11 Eylül (2001) saldırısı olduğunda 15 yaşımdaydım. Otuz bin nüfuslu bir kasabada yaşıyordum. Bunların yirmi dokuz bin beş yüzü beyaz Hıristiyanlardı. Ve az bir Yahudi popülasyonu vardı. Gözlerimiz önünde gerçekleşen bu olayların ne olduğuyla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Üniversiteye gitme vaktim geldiğinde Washington’a gitmek istediğime karar verdim. Irak yeni işgal edilmişti. Ve ben böyle bir saldırının neden gerçekleştiğini anlayabilmek için Arapça öğrenmeye, İslâm geleneği ve siyaseti üzerine kurslar almaya karar verdim. Tam anlamıyla bir Müslüman karşıtı değildim, ama ikili dünya görüşünün tuzağına düşmüştüm. Sonra derslere gitmeye başladım. Kısaca söylemek gerekirse bütün dünyamı sarsan, inandığım ve düşündüğüm her şeyi alt üst eden bir profesörle tanıştım. Benim için bütün bunları tetikleyen şey İslâm ve Hıristiyan-Müslüman ilişkileri oldu. Ama bu, bu iki kelimeden ya da akademinin iki alanı olmaktan çok daha büyük bir şey. Bu alanlarda çalışma yapmak bana zihnimizin ne kadar kuvvetli ve de zayıf olduğunu öğretti. Nihayetinde sanki Allah tarafından imtihana tabi tutuluyorum gibi hissettim. Sanki “Şimdi bunları biliyorsun, bu bilgiyle ne yapacaksın?” der gibiydi. Bu aklıma takıldıktan sonra kalbime de indi. Sonrasında ise çok daha farklı bir şeyi tecrübe ediyordum. Bu meseleler yani İslâm ve Hıristiyan-Müslüman ilişkileri, insan tabiatını ve insanlık kavramını çalışmak için çok güzel bir alan. İşte ben bu alan üzerinde duruyorum. Hz. Muhammed’e (asm) karşı duruşuma gelecek olursak, bu bir Hıristiyan için elbette ana akım bir alan değil, ama onun bir peygamber olduğunu kabul eden ilk kişi de değilim. Pek çok kişi “Kimse buna inanmaz!” dediği halde bazı diğer Hıristiyanlar onu kabul ediyor. Bir Hıristiyan olarak daha çok Hz. İsa’nın hayatıyla, onun toplumun en ucunda kalan kişilere ulaşmasıyla, ayrıcalığı olmayanlara yardım etmesiyle, onları ayağa kaldırıp, yükseltmesiyle ilgileniyorum. Dogma ve teolojiyle neredeyse hiç ilgilenmiyorum. “Hz. Muhammed’i (asm) peygamber olarak tanıyorsan nasıl bir Hıristiyan olabilirsin?” dediklerinde; ben daha çok Hz. İsa’nın hayatıma nasıl etki edebileceğine odaklanıyorum. Hz. Muhammed (asm) üzerine çalıştığımda da “Aslında bu iki insan birbirine çok benziyor, hem de pek çok yönden” diye düşündüm. Bana ilham veren şey bu. Bizler insanoğulları olarak zaman zaman küçümser olabilen bu teolojik teorilerle uğraşmaktansa; fiillere, karakter ve davranışlara odaklansak çok daha güzel olacak. Dogmaya bir kere girdikten sonra kimin doğru ve kimin yanlış olduğunu tartışmaya başlıyorsun. Tam bir çıkmaz sokak! Kimin gerçekten haklı ve kimin gerçekten hatalı olduğu konusunda asla anlaşamayız. Bence bu tarz tartışmaların çok da bir faydası olmuyor. Bu iki din arasındaki “birlik” meselesine gelecek olursak şunu kastediyorum; neden Hz. İsa davrandığı şekilde davrandı? Şöhret için, adı çıksın diye yapmadı bunu. Dünya üzerinde bir misafir olduğuna inandığı için yaptı. Hz. Muhammed de (asm) aynı şekilde misafir olduğunu hissetmişti. Bizim görevimiz hizmet etmek, çünkü Allah bize her şeyi veriyor. Önümüze serilmiş bütün bu nimetlerle ne yapacağız? Bunlar bizim ürettiğimiz ya da mülkümüz olan şeyler değil. Bunların hepsi Allah’a ait.  Sanırım Muhammed Ali söylemişti; “Dünya üzerinde kaldığımız için ödeyeceğimiz kira, insanlığa hizmet etmektir.” Hayır işleri de diyebiliriz. Bence üzerinde odaklanmamız gereken şey bu fiiliyatı bir adım daha ileri taşımak olmalı, “Hz. İsa ve Muhammed’in (asm) öğretileri günümüzde, gerçek hayatta bize insanlar olarak, toplumlar olarak nasıl etki edebilir?” diye düşünmeliyiz. Teoloji ve dogma tamamen önemsiz şeylerdir demiyorum, ama artık günümüzde dinler arası faaliyet başlığı altında “A, hadi Kur’ân’ın şu âyetini inceleyelim” diyerek daha önce hiçbir zaman biraraya gelmemiş, birbiri hakkında hiçbir şey bilmeyen iki yabancıyı buluşturup, tartışmalarını istememeliyiz. Çok çok daha temel bir seviyeden başlamamız gerekiyor.

Diğer sorumuza geçmeden önce, Craig Considine’in dünyaya vermek istediği mesaj nedir? Sahip olduğunuz platform üzerinden yaymak istediğiniz mesaj, üzerinde durduğunuz şey nedir?

Daha önce de bu soruya muhatap oldum. Açıkçası bu soruya tam olarak bir cevabım yok. Elbette iletmek istediğim mesajlar var, insanlar da bunu biliyor, ama tam olarak herhangi bir şeyi yapmak için görevdeyim gibi hissetmiyorum. Sadece yapıyorum. Söylediğim şeyden eminim ve gerçekten kastederek söylüyorum. Böyle faaliyetlere katıldığımda, bir kiliseye ya da camiye gittiğimde oradayım, çünkü orada olmak istiyorum. Belki de benim mesajım budur. Emin değilim, ama sanırım bu soruya “Her şeyden önce insanlık üzerine düşünmeye başlamamız gerekiyor” diye cevap verebilirim.

Daha önce Müslümanların dünya genelinde medyada nasıl yansıtıldıklarından bahsettiniz. Bir makalenizde herhangi bir suçun faili Müslüman olduğunda, Müslüman olmayan suçlulara göre medyada dört buçuk kat daha fazla yer tuttuğunu söylüyorsunuz. Burada sistematik bir önyargı olduğu açık. İnanç -hangi din olduğu önemsenmeden- nasıl insanlığın bir parçası olarak görülebilir? Bu önyargıya karşı durabilmek için dinimizi nasıl kullanabiliriz?

İnsanlar arası etkileşimler kurarak. Haber merkezlerinde çalışan görevlilere yakından bakacak olursanız, oraların çok çeşitli olmadığını ve genelde Müslümanların buralarda bulunmadıklarını görürsünüz ki bu tek başına bir problem zaten. Bu haber merkezlerinde çalışan kişilerin çoğunun, konuştukları şeylerle ilgili gerçek bir fikirleri yok. Tıpkı benim 11 Eylül (2001) sonrasındaki halim gibi. Bu stereo tiplerin, yanlış bilgilendirmelerin üstesinden gelmenin en iyi yolu insan etkileşimidir. Öğrendiğim önemli şeylerden hiçbirisini bir kitap üzerinden, bir öğretmenden öğrenmedim. Örnek vermem gerekirse; iki hafta önce HUB Foundation’da (eğitim bursu sağlayan bir vakıf) bir konuşma yapmak için Kaliforniya’ya dâvet edilmiştim. Konu Müslümanların Amerika’ya katkılarıydı. Bir akademisyen olarak onlara bütün istatistiklerden ve bu katkıların tarihinden bahsedebilir, çeşitli araştırma merkezlerinin verdiği bilgileri aktarabilirim. İstatistikleri söylemek kolay. Ama bunları sayılara döktüğünüzde bu sayılar daha önce Müslümanlarla bir araya gelmemiş insanlar için bir şey ifade etmeyecek. Dolayısıyla ben sadece yaşanmışlıklara odaklanıyorum. Meselâ, bir keresinde Washington’dayken saldırıya uğramıştım ve yüzüme büyük bir bira bardağıyla vurmuşlardı. Yüzüm darmadağın olmuştu ve Müslüman bir doktor yüzümü bir araya getirdi. Daha önce bahsettiğim gibi bütün bu öğrendiğim bilgilere dünyamı açan kişi de Müslüman bir profesördü. Bir keresinde de Kaliforniya’dayken yerfıstığı yemiştim, o zamanlar alerjim olduğunu bilmiyordum. Ve sağlık sigortam da yoktu. O profesör bütün hastane masraflarımı karşıladı. İşte bu küçük şeyler olabildiğine gerçek. Gerçek bir insan tarafından yaşanmış gerçek tecrübeler. Bence bunlar diğer bütün haberlerden ve bir organizasyonun ortaya koyduğu medya raporlarından çok daha kuvvetli. Asıl önemli olan şeyler bunlar ve kimse bu tecrübeleri benden alamaz. Kimse bunların yaşanmadığını söyleyemez. Yaşandı işte. Eğer öyle olmasaydı burada olmazdım. İnsanlarla etkileşim kurmaya başladığınızda bu tarz tecrübeler, müşterek anlar yaşama ihtimaliniz de artıyor. Ve bu hikâyeleri diğerleriyle paylaşabilirsiniz. Bence bu çok önemli.

Okunma Sayısı: 3252
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı