"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yeni Asya’nın istikameti çok hoşuma gidiyor

12 Haziran 2021, Cumartesi
Almanya’daki Risale-i Nur hizmetlerinin içinde yer alan ve uzun yıllar Lemgo şehrinde çalışıp emekli olan Selahattin Çakır, “Yeni Asya’yı hiç bırakmadım. Yeni Asya’nın yazıları, istikameti çok hoşuma gidiyor, Allah razı olsun” diyor.

RÖPORTAJ: FARUK ÇAKIR

Önce sizi tanıyalım isterseniz?

Ben Selahattin Çakır. Çayeli’nin Ormancık Köyü’nde doğmuşum. İlkokuldan sonra o zaman nahiye olan şimdiki Kaptanpaşa Köyü’nde Kur’ân kursu vardı, oraya okumaya gittim. O günlerde kursta kısmen tarikat zikri de yapılırdı. Kursta vazife yapan Mehmet Emin Gemici Hocamızdan istifade ettik. Dini bilgilerimiz başta ailemiz, sonra köyümüzdeki camide açılan kurslar ve Kaptanpaşa’daki Kur’ân kursunda öğrendiklerimize dayanır. 

Peki, Risale-i Nur’u nasıl tanıdınız?

İlk okul ve biraz da Kur’ân kursu günlerinden sonra ben 1962’de İstanbul’a geldim. Komşu köylümüz, Çayeli Yenice Köyü’nden Yahya Alkın Hoca o zaman İstanbul’da Yüksek İslâm Enstitüsü’nde okuyordu. İstanbul’da ondan Kur’ân dersi almaya başladım. Yahya Alkın Hocamızın davranışı beni cezbetti. Başka hocalardan öyle davranış görmemiştim. Allah ondan razı olsun. Bana, “Muhterem kardeşim” diye hitap ediyordu meselâ. Dersleri, Gülhane Parkı’na yakın olan kendi evinde alıyordum, o zaman cami lojmanında oturuyordu. Epey zaman gittim geldim, haftada bir defa ders alıyordum. İyice samimî olduktan sonra bir gün bana dedi ki “Selahattin kardeş, sohbet var bir yerde. Ders oluyor, çay içiliyor. Seninle oraya gidelim mi?” Ben de, “Abi, sen nereye istersen ben gelirim” diye cevap verdim.

O zaman Süleymaniye Camii yanındaki “Kirazlı Mescit” medresesine gittik beraber. Ben içeri girdim. İki oda iç içe, gençlerle dolu bir yerdi. Ama ağabeyler de var tabi. Doktor Sadullah Nutku Ağabey, Zübeyir Gündüzalp Ağabey... Tabi onların olduğunu sonra öğrendim. Sonra ders başladı. Ders hoşuma gidiyor tabi, ama bir taraftan da gençlerin simalarına bakıyorum. “Bunlar nerede yetişmiş?” dedim içimden. Ders bitti, okunan ve anlatılanlar çok hoşuma gitmişti. Sanki o zamana kadar bu cemaati aramışım da orada buldum, elhamdülillah. 

Dersten sonra dediler ki “Yahya kardeş bir aşir okusun.” Tabi Yahya Alkın Hoca, hafız kendisi. O bir aşir okudu, kalktık, masanın üzerinde küçük kitaplar vardı. Birkaç kitap aldık cep boy Risalelerden, çıktık. Giderken Yahya Abiye, “Yahya Abi, bu ders bir daha ne zaman olacak?” dedim. “Her Cumartesi bu ders var” dedi. Bu defa ben, “Yahu, bir hafta ne zaman geçecek de, bir daha geleceğiz?” demeye başladım. Elhamdülillah o günden sonra hiç Risale-i Nur derslerini hiç bırakmadım. Nerede olursam, ders varsa giderim.

Peki, Yeni Asya ile nasıl tanışmıştınız?

Yeni Asya Gazemizi de bu olaydan sonra tanıdım. Ben Karaköy civarında marangoz dükkânında çalışıyordum. Önce o günlerde İttihad Gazetesi’ni tanıdım elhamdülillah, onu almaya başladım. Haftada bir çıkıyordu, onu okuyordum. Gazetede Muhammed Ali’nin boks maçları, resimleri de olurdu, o da çok hoşuma giderdi. Kesip dükkânın duvarlarına yapıştırıyordum. Sonra da Yeni Asya yayınlanmaya başlayınca onunla devam ettik, elhamdülillah onu da hiç bırakmadım. Yeni Asya’nın yazıları, istikameti çok hoşuma gidiyor, Allah razı olsun.

O günlerden anlatmak istediğiniz bir hatıranız var mı?

Eskilerden bir hatıramı nakledeyim: Millî Nizam Partisi kurulduğu zaman, ‘bu dindar partidir’ diye ben kimseye danışmadan onların toplantılarına gitmeye başladım. O arada askere gittim. Askerden izne geldiğim bir zaman yine bir toplantılarına gittim. O parti toplantısında bizi Ayasofya’yı açmaya dâvet ettiler. “Vay be, ne kadar güzel” dedim, çok hoşuma gitti. Toplantı bittikten sonra ben doğru Ayasofya’ya gittim. Ayasofya’yı açacağız ya. Baktım kimse yok. Yani söz var, ama icraat yoktu. O zaman ağabeylere durumu sordum. Anlatınca bu yolla İslâma hizmet edilmeyeceğini idrak ettim ve ondan sonra bu defteri kapattım.

Risale-i Nurlar’ı tanıdıktan sonra ben de arkadaşlarımı medreseye götürmek istiyordum, ama kolay değil tabi gelmiyorlar. Söz veriyorlardı, kahvede buluşalım diye. Bazen bir-iki kişi oluyor, bazen hiç olmuyordu. Ondan sonra Yahya Alkın Abi (o zaman camide imam hatiplik de yapıyordu) baktı ki bizim arkadaşlar derse gelmiyor, “En iyisi sen arkadaşlarını evinde topla, ben gelip ders vereyim” dedi. O şekilde de epeyce bizim evde Kur’ân dersi ve sohbetler devam etti. Risale dersi de yapıyordu, Allah razı olsun, çok istifade ettik. Hemşehrilerimizden Osman Kaşıkçı, Tamirci Yunus, Başköy’den Şeyhoğlu Sıtkı ve bazı arkadaşlarımız Kur’ân okumayı bu şekilde öğrendiler.

Almanya’ya gidişiniz nasıl oldu?

Ben marangoz olduğum için askeriyede kur’a arkadaşım bir gün dedi ki “Selahattin, Almanya’da marangoza çok ihtiyaç varmış. Seni Almanya’ya gitmek isteyenlerin listesine yazdım.” Ben ise, “Almanya’da ne işim var, Hıristiyan memleketinde? Yok, istemiyorum” dedim. Böyle demekle bitti zannettim, ama bu arkadaşım gitmiş beni listeye yazdırmış. Askerden terhis oldum, geldim İstanbul’a, Hayri Yazıcı Ustamın yanında çalışıyordum. Bu arada köyden beni aramaya başladılar, “Almanya kâğıtların çıkmış, gel” diye. Ustam da göndermiyor, Allah rahmet eylesin, çok baba bir insandı. Dedi ki, “Oğlum Hıristiyan memleketinde ne işin var?” “Tamam da Ustacığım, terhis olalı epey oldu. Köye bir gideyim gelirim.” dedim. Sonra köye gittim. Babama sordum. “Git oğlum” dedi. Öylece gitmeye karar verdim ve kalifiye işçi olarak Almanya’ya gittim 22 Eylül 1971’de.

Orada ilk Risale-i Nur dershanesini açışınız nasıl oldu?

İlk gittiğimizde fabrikada çalışıyor ve fabrikadaki ‘yurt’da kalıyorduk. Orada namaz, Ramazan’da teravih kılıyorduk. Elhamdülillah çok güzel geçti. Adamlar çok saygılıydı dindarlara karşı. Sonra arkadaşlarla birlikte Lemgo’da Almanya’nın ilk Risale-i Nur dershanesini açmak nasip oldu. Lemgo’daki dershanemiz bütün Almanya’daki ilk dershaneydi. O zaman Lemgo’da cami de yoktu. Cami hizmetini de medresede görüyorduk. Cuma namazları kılınıyordu, hocalar geldi mi orada kalabiliyordu. Medreseden önce de yine Risale-i Nur dersi yapıyorduk, ama çok yeterli olmuyordu tabi. 

Lemgo’da İzmir Bergama’lı bir kardeşimiz vardı, Metin Öksüz. Sanat okulu mezunuydu. Almanya’ya gelmeden Almancayı öğrenmişti. Almanya’ya geldiği zaman fabrikada tercümanlık yapıyordu. Bir Risale-i Nur dersi yapardı, çok mükemmel. Onun dersleriyle yavaş yavaş cemaat gelişti. Önce onun evinde toplanıyorduk. Orada okuyorduk, namaz kılıyorduk, ders yapıyorduk. İhtiyaç olup, kalabalıklaştıktan sonra da ilk medreseyi 1974’da Lemgo’da açtık. Almanya’nın ilk medresesi oldu elhamdülillah. Orada da cemaat gelişti, sonra daha büyük bir yere taşındık. Cami yoktu hâlâ. Sonradan bir hoca tutuldu, hoca da orada kalıyordu. Cumalar, bayram namazları Risale-i Nur Medresesi’nde kılınıyordu. Namaz için gelenler para yardım etmek isterlerdi, almazdık. Çünkü biz bu işi para için yapmıyorduk. Medresenin ihtiyaçlarını kendi ders arkadaşlarımız karşılıyordu Allah’a hamd olsun.

Siz çalışırken Almanlar size nasıl davrandı?

Almanlar, bilhassa inançlara çok saygılı davranmışlardır. Bir hatıramı anlatayım: Mobilya fabrikasında çalışırken namazımı kılabilmek için kartonla duvara yakın bir yeri çevirmiştim. Orada namaz kılıyordum, namaz kılan pek fazla kişi yoktu. Bir-iki kişi ancak. Fakat sonradan bir kardeşimiz vardı, Mustafa diye. Yaşı benden büyüktü, namaz kılmazdı. Marangoz da değildi. Onunla çok güzel anlaştık Allah razı olsun. Sonradan namaza da başladı. Hanımıyla birlikte hacca da gitti. 

Bir keresinde öğle namazını kılmışım, abdestim var, ikindi namazı da oldu. Hem makinada çalışıyorum hem de düşünüyorum ikindi namazını nasıl kılacağım diye. Derken Alman ustanın yardımcısı geldi, makineye o bakıyordu. Geldi, “Herr (Bay) Çakır, senin namaz saatin geldi. Git namazını kıl” dedi. Bunu diyen kişi Alman! Şaşırdım tabi. Namaz kıldığımız yer de makineye yakındı. Demek beni namaz kılarken görmüş, öyle dedi. Teşekkür ettim, namazımı kıldım, hemen geldim. Kaytarmak yok. Sigaram zaten yok. Namazımı kıldım, biraz da oyalanayım desen karşındakinin sana itimadı kırılır. Geldim, teşekkür ettim, hemen çalışmaya devam ettim. 

Bir defasında da başka bir makinede Polonyalı bir arkadaşla beraber çalışıyorduk. Yine ikindi namazı vakti geldi. Arkadaşa “Sen makineyi ayarlayıncaya kadar ben namazımı kılıp geleyim” dedim. Gittim namazı kıldım, gelirken baktım usta makinenin başında. Onu orada görünce ben tabi endişelendim, acaba kızacak mı diye. Ne diyecek acaba derken, yaklaştım. “Herr Çakır, namazını kıldın mı?” dedi. Kıldım dedim. “Bizim için de duâ ettin mi?” dedi. Ben duygulandım, gözlerim yaşardı. Hâlâ aynı duyguları yaşarım. Elimi kaldırdım, “Biz duâ ettiğimiz zaman sadece kendimiz için duâ etmeyiz. Bütün insanlık için, bütün arkadaşlar için duâ ediyoruz” dedim. O kadar memnun oldu ki, tekrarla “Teşekkür ederim, teşekkür ederim” dedi durdu.

Sizin bu olaylara yorumunuz nedir peki?

Dürüst olmak çok önemli. Konuşmaktan çok fiil önemli. Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri diyor ya: ‘’Eğer biz doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan [diğer din mensuplarından] fevc fevc dahil olacaklardır.’’ 

Meselâ bir defasında bir din görevlisi ailesiyle birlikte Lemgo’ya gelmişti. Bir araba alacaktı, arkadaşlara danıştı “Ben nereden araba alayım?” diye. Türk işçi arkadaşlar o hocaya ne dedi biliyor musunuz? “Hocam, sakın Türklerden araba alma.” Hocanın kafasına vursaydılar daha iyiydi, çok rencide oldu, bunu vaazda bile anlattı. Biz orada hal ve hareketlerimizle İslâmiyet’i güzelce yaşasak Almanların yarısı Müslüman olacak belki.

Son olarak oralardaki Risale-i Nur hizmetlerini değerlendirebilir misiniz?

Elhamdülillah bayağı gelişmeler var. Birçok yerde medreseler alındı. Köln’de, Leesburg’da, Hannover’de var. Ahlen’de üç katlı bir binamız var, bir katı bin metrekare. Ahlen zaten Risale-i Nur hizmetlerine merkez oldu. Orada çok fedakâr kardeşler yetişti elhamdülillah. 

Peki gençlere bir tavsiyeniz var mı?

Ben oğluma da diyorum, Almancaları da iyi olduğu için. “Biz kendimizi kurtardık, siz (yani Almanlar) ne olursanız olun” diye düşünmeyin. Bu hakikatleri Cenab-ı Hak nasip etmiş bize, başkalarının özellikle Almanların çok ihtiyacı var. Onlara bu hakikatleri güzelce anlatmamız lâzım. Oğlum anlatıyor, Almanlarla İslâmiyet hakkında konuşuyor. Ben anlatın, boş durmayın diyorum. Elhamdülillah Almanlardan, Müslüman Nur Talebeleriyle evlenen ve Müslüman olan çok insan var. Meselâ samimî bir arkadaşım geldi yanıma. Oğlu bir Alman kızıyla evlenmek istiyordu. Bir buçuk senedir tanışıyorlar, kız Müslüman olmuş, tesettüre girmiş, orucunu tutuyor. Arkadaşım geldi bana dedi ki; “Selahattin kardeş, bizim oğlanı çağır da bir ikna et. Bir Türk’le evlensin.” Ondan sonra ben arkadaşımın oğlunu çağırdım, ikna etmeye çalıştım. Oğlan da medreselerde büyümüş birisi, dedi ki bana: “Selahattin abi, Üstad Risalelerde demiyor mu ki, bir kişinin seninle imana girmesi sahralar dolusu kırmızı koyun tasadduk etmekten daha hayırlı değil mi?” O böyle deyince tabi benim diyecek bir şeyim kalmadı. Ondan sonra bir daha deneyince, “Bu kadar senedir tanışıyoruz, tesettüre girmiş, daha ne ya?” dedi. Baktım ki olmayacak, tamam dedim. Hem dediklerinde haklı. O zaman en iyisi babasını ikna edeyim dedim. Sonra gittim babasına “Kardeşim, sen böyle dedin, ama ben konuştum. Durum böyle böyle. O vazgeçmeyecek. Sen bu fikirden vazgeçeceksin, sen kabul edeceksin” dedim. Zaten ondan başka herkes kabul etmişti, ben de öyle deyince, “Ya Selahattin kardeş, bir senden ümitliydim. Sen de mi o tarafa geçtin” dedi. Şimdi iki tane çocukları var, maşallah. Bir Nur Talebesi kazanıldı. 

Okunma Sayısı: 1208
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı