Hayatımıza dokunmuş, hayatımızı dokumuş, kaderimiz olmuş maddî ve manevî ne çok mekân vardır.
Oralarda çekilir hayat filmimiz sahne sahne. Çoğu kez görülmez içinde yaşanılan mekânlar, ama vardır onlar ve oradadırlar. Onlar bizimle, biz onlarla büyürüz gün be gün. Bir o kadar hayatın içinde, hayatın öznesi olmuş o mekânlar, bir müddet sonra ‘bir zamanlar’ deyip geçiverdiğimiz sahnelere dönüşürler. Oysa bugünler, çoğu unutulmuş o anlamlı mekânların üzerine kuruludur. Mekân öyle önemli ki, Yaratan Allah, insanın hayatını sürdüreceği yeryüzünü yiyip içeceği, çok maksatlı bir yatak gibi, gökyüzünü de tefekkür etsin, büyük eserlerimi temaşa etsin diye rengârenk ışıldayan yıldızlarla süslemiştir.
Hayatımızın bir döneminde çokça uğradığımız mekânlar vardır. Unutulmaz onlar. Her ne zaman konusu gelse hemen canlanır sinema şeritleri ve olduğumuz yerde durur ve binlerce kezden bir kez daha izleriz aynı filmi. Oradaki yol, şu armut ağacı, bize eski bir dost gibi hoş gelen üzerinde oyunlar oynadığımız kayalıklar, buradaki yaşanmışlığın ruhu bir kez daha gelir yanımıza ve saçlarımızı okşar. Biz ise oralardan bahsederken, ‘bir zamanlar’ deyip geçiveririz. Ne de kolay geçeriz. Oysa ne çok dokunmuşluğu vardır gözlerimize buralardaki varlığın. İşte şu otobüs durağı, durağın yolcuları, otobüslerin güler yüzlü kaptanları ve şuradaki bir şey satarken yanına bir de çiklet veya gofret hediye eden bakkal amca ve daha ne çok şey hayatımızın bir döneminin sahneleri olmuştur. Başımızda müzahir sevgili abilerimizle adam olma antrenmanları yaptığımız Nurlu mekânlar. Kim bilir ebedî âlemde özellikle görmek isteyeceğimiz, yüzümüzde o günlerin duyguları canlanacak mekânlar var.
Mekân deyince, ne çok şey akla gelir aklımıza. O mekânda anlam bulan güneş, ay, yıldızlar, kara bulutlar, beyaz bulutlar; o mekanın kedileri, köpekleri, kuşları, börtü böcekleri ve daha neler neler, kompozisyonun bir parçası haline geliverir. İnsanın en çok etkilendiği mekânlar ve o mekânların unutulmaz hatıraları. Hani canımız sıkıldığında dışarı çıkıp şöyle bir nefeslenirdik ya. Bazı zamanlar gurbet diyarlarında yanımızda gurbeti hissettirmeyecek kahraman ağabeylerle hatıra biriktirirdik deniz kenarlarında. Bize şevkle, heyecanla her şeyi anlatırlardı da anlatırlardı. Meğer hayatımız dokunuyormuş oralarda kelime kelime. Şimdi o dokumaları yapanlar nerelerde diye sormaya hacet yok. Vazifeleri vardı yaptılar ve bitti. Sonrası yeni yeni vazifeler geliyor peşi sıra. Bir ömür içinde ne çok mekân dokunur hayatımıza. Biz de onlar da değişir zamanla. Rahmetli babam derdi, “dağ bile yaşlandı oğlum” diye. Dün sizin hatıralarınız olan mekânlarda bugün başkaları var. Mekânlar ebedî hayatta da şahidimiz olacaklar. Vakıa o ki, insan, yaşadığı mekânın maddî ve manevî izlerini taşır bütün ömründe.