Eskiden bakkallarda iki kefeli teraziler vardı.
Bir kefede gramlar diğer kefede tartılan toz şeker, pirinç falan; dengeyi, adaleti, hakkaniyeti sağlamak için zavallı bakkal amca, üç kez beş kez, biraz alır, biraz verir ve orta yolu, adaleti bulmaya çalışırdı. Şimdi tartılı paketler hazır.
Dinimizde aşırılıklara yer yok. Orta yol, sırat-ı müstakim en uygun hayat tarzı. Ama terazinin kefesi gibi, duyguları da dengede, adalette tutmak kolay değil. Uçlardan uzak, vasatı, ölçüyü, itidali sağlamak günümüzde iyice zorlaşmış. Çağın mergup metaları hisler, hevesler, menfaat, tarafgirlik, hakkaniyeti kaybetmek ya kişinin ayağını yerden kesip uçuruyor ya da hayatın gerçekliğinden koparıp yerin dibine batırıyor. Yani bir uçtan diğer uca savrulmalar… Zaten ferdî, ailevî ve toplum hayatındaki pek çok problemler bu dengesizliklerin ürünü. Aşırılığın pozitif tarafı ifrat duygular tedavi edilmeyince, bu sefer aynı aşırı duygular negatif tarafta insanı tefrite sürüklüyor. Aşırılığa alışan duyguların normalleşmesi, vasata çekilmesi kolay değildir. İfrata sürüklenmiş duygularla vasata, normale gelinemiyor. Tedavi için bir arka plan değişikliğine, yeni bir yazılıma, Sünnet-i Seniyye temelli ve şer’î istişareli bir şahs-ı manevî içerikli duygu paketine ihtiyaç var. Ya da ağır musibetlerle terbiye olmaya gider insan.
Bediüzzaman Hazretleri ifratçılara ve tefritçilere dönük, kolay anlaşılır bir örnek verir. Tenkitçiler, “Haydo, Haydo” derlerdi, muhabbetçiler de ‘Haydar Ağa, Haydar Ağa’ derlerdi. Oysa adalet, Haydar demekti. Görüldüğü üzere insan hisleriyle hareket ettiğinde, sevmediğinin güzelliklerini, sevdiğinin kusurlarını göremez hale geliyor. Her iki açıdan da bir körlük yaşanıyor. Düşmanlık gözü de muhabbet nazarı da hakikati tamamıyla göstermiyor. Her iki taraf da hakka haksızlık, hakikate hürmetsizlik ederek, adaletten uzaklaşıyor. Daha da kötüsü hislerin, cehaletin, nefis ve arzuların, olumsuz çevrenin ve ırkçılık, tarafgirlik gibi illetlerin sebebiyle bir uçtan diğer uca sürüklenmektir. Böyleler dün ‘ak’ dediğine menfaat, tarafgirlik, his ve hevesler akla, kalbe, vicdana baskın geldiği için rahatlıkla bugün “kara” diyebilirler.
Oysa Cenab-ı Hakkın adaleti gereği, eğer bir adamın iyilikleri fenalıklarına kemiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır. Belki kıymettar bir tek hasene ile çok seyyiatına nazar-ı af ile bakmak lazımdır. Halbuki insan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkiniyle, bir zatın yüz hasenatını bir tek seyyie yüzünden unutur, mü’min kardeşine adavet eder, günahlara girer. (Lem’alar) İfrat gibi tefrit de tehlikeli ve zararlıdır. Fert, aile ve cemiyetteki pek çok problemler bu uç düşüncelerden çıkmaktadır. Doğrusu istikamette olan vasatçıların biraz daha varlık göstermeleri adaleti temin eder mi acaba diye düşünmüyor değilim. Yeni yılın normalleşmeye biraz daha katkı yapması dualarıyla.