"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ne zaman “kendine gelir” insan?

Sebahattin YAŞAR
01 Mart 2026, Pazar
“Kendine gel” diye bir kavram var bilirsiniz. “Toparlan biraz, kendine gel” deyiverirler. Oysa kolay mı bu?

İnsan zihninin bir günde gezdiği yerlerin bir haritası çıkarılsa, bu mesafenin ne kadarı içe doğru, kendine gelme yolculuğudur kim bilir? Bilinen bir şey var ki, ömrümüzün önemli bir bölümü uzaklarda geçiyor. Düşünsenize annemi bir haftadır aramamışım mesela.

Hakikat-i halde insan çoğu kez kendinde olmuyor. Gördüğü, işittiği, hayal ettiği bir dünyanın, her tarafına dağılmış bir zihinle yaşıyoruz. Alakasız bir zamanda bir ağ örülüyor ve anında dünyanın öbür ucunda bir şeylerle meşgul buluyoruz kendimizi. Topla toplayabilirsen bu dağınıklığı. Bir ibadet saatinde bile bir de bakmışsınız çok uzaklara uçmuş varlığı insanın. 

Kişinin kendinde olmadığı zamanlara, ‘âfâkî âlem’ deniyor. Ne kadar âfâkta olursa insan enfüse dönmek o kadar güçleşiyor. Âfâk, elinin ulaşamayacağı alanlar, işler, olaylar. Oysa aldığı nefes, attığı adım, kalp atışları, kullandığı kelimeler, tefekkür ettiği unsurlar, dokunduğu varlıklardır gerçeğidir insanın. Sorumluluk alanının işleri ağır geliyor insana. Dünyayı kurtarma iddiası, asıl ve önemli iç dairedeki vazifelerden kaçıştan başka bir şey değil. Bazen benim de sözüm geçmiyor içerideki güç odaklarına. Yaşananlar iç âlemimde ama öyle sağa sola koşuşturan birileri var ki, peşlerinden yetişemi- yorum onlara. Tanımıyorum çoğunu içimdeki bu kalabalığın. Nereden girdiler, ne vesileyle daldılar içeriye bilinmiyor.

Akıl, nefis ve gadap duyguları, insanı idare eden “gizil güçler”. Onların aralarındaki güç savaşı bazen hayatı çekilmez hale getiriyor. Bazen bir iç çatışmanın içinde buluyorum kendimi.

Hasılı, kolay değil “kendine gelmek”. Düşünsenize, vicdanı sızlatan nice işler, “bilerek ve isteyerek” yapılıyor. İçerideki akıl ve kalp komutanları, nefis erinin emrine girmiş. Nefis gemlemiş onları, istediği yere sürüklüyor. 

Dünyanın şimdilerde konuştuğu gündem de bu değil mi zaten? Kravatlı, takım elbiseli, insan kılığına girmiş şeytanî mahlukat, nefsin heva ve hevesinin emrinde ömür tüketiyor. Yine yaşı ilerlemiş pek çok ehl-i iman insan, “Bu işin sonu ne olacak?” diye, “kendine gelip” içinde olduğu hali sorgulayamıyor. Ne acı ki, makam, imkan, para, dünyalıklar kulluğu unutturuyor.

Belli ki, insanın kendine gelmesinin önünde çok engeller var. İnsan gerçeği ile yüzleşmesin, hayatın muhasebesine vakit bulamasın diye, eline o kadar çok cazip oyuncaklar verilmiş ki, başını kaldırıp, önünü göremiyor adeta. Böylece kazalara kurban gidenler bile var. 

Bu zamanda nefisle mücadele onun için “büyük cihad” olarak ifade edilmiş.

Ne dersiniz, Ramazan ayı, enfüsî tefekküre, kendimize gelmeye; ölüm anımızı, önümüzdeki kabri, hesap gününü muhasebe etmeye, gerçeği görmeye katkı sağlar mi?

Okunma Sayısı: 268
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı