Dün İstanbul, öğle saatlerinde saatteki hızı 100 km’yi bulan rüzgârın ve beraberinde getirdiği hortumun dehşetini yakından hissetti. Boğaz Köprüsü sallandı ve trafiğe kapandı, uçaklar havalanamadı, çatılar uçtu. İstanbullu rahat koltuğunda oturarak belgesellerden izlediği hortumu bir nebze de olsa yakından yaşamış oldu. Ortalığı tozu duman katan fırtınanın çekim gücünden kaçışan insanların panik hali, belgeselleri aratmadı.
Öğle saatlerinde meydana gelen fırtına şoku öncesinde, Boğaz Köprüsü yoluyle geçtiğim Eminönü’ne oradan Kapalı Çarşıya düşmüştü. Öğleden önce herşey sakindi, hava bir hayli sıcaktı. Bunaltılı hava yağmurun habercisi gibiydi. Ne de olsa Nisan’dı. Nisan yağmurları da bu ayın “normallerinden”di. Meteroloji öyle diyordu, zira...
Kapalı Çarşı çıkışı uğradığım sahaflarda şahit olduğum bir diyalog, öğleden sonra yaşadığım manzara ile birleşince “tecrübe”nin zaferi bir kez daha ortaya çıkıyordu. Kat kat elbiseler giyinmiş yaşlıca bir seyyar kitap satıcısıyla şakalaşan diğer sahaflar, bu sıcakta bu kadar giyinmesini sebebini sordular. Aldıkları cevap sarsıcıydı aslında, hisse alana. “Siz dalga geçin” dedi yaşlı adam. “Bugün April’in (eski Nisan) 5’i. Yakında yağmurda gelir, fırtına da...” Bu sözleri duyunca Anadolu’da sıkça tekrarlanan şu sözü hatırladım: “Kork April’in beşinden, öküzü ayırır eşinden.”
Biz de fırtınanın hortum halini gelişine yazı işlerinin öğle saatlerinde yapılan haber toplantısı sırasında şahit olduk. Haberleri değerlendirirken kopan fırtına, toplantının bir an için kesilip hemen hepimizin pencereye yönelmesine sebep olmuştu. Fırtınayı üst katlar daha sarsıcı bir şekilde yaşarken, yanıbaşımızdaki Hürriyet’in çatısının uçtuğu haberi geliyordu. Uydu yayınlar kesilmiş, ancak digital yayın yapan TV’lerden haber alınabilir olmuştu.
Evet, Ege ve Marmara kıyılarında korku yaşatan, maddî büyüklüğü henüz tesbit edilemeyen fırtınanın da verdiği, okunması gereken dersleri vardı elbette... Okumasını, görmesini, bakmasını bilene tabiî...