Bazen bir söz, sahibinden çıktıktan sonra bambaşka bir hayata başlar.
Ağızdan çıkan hâliyle kalmaz; kulaktan kulağa geçtikçe şekil değiştirir, büyür, eksilir, eklenir… Nihayetinde artık o ilk sözü bile tanımak zorlaşır. Fakat gariptir ki, değişen sadece söz olmaz; o sözün dolaştığı kalpler de değişir.
İnsan çoğu zaman kendini hakikatin peşinde zanneder. Duyduğunu tarttığını, değerlendirdiğini düşünür. Hatta bazen konuşmayı bir sorumluluk gibi görür. Oysa hakikat arayışı ile sözü taşımak arasında ince bir fark vardır.
Hakikat, sükûnet ister. Acele etmez. Kendini ispat etmek için gürültüye ihtiyaç duymaz.
Söz ise acelecidir. Hele ki dayanağı zayıfsa, daha çok dile gelmek ister. Çünkü tekrar edildikçe kuvvet kazanacağını zanneder. Hâlbuki çoğu zaman olan şudur: Tekrar arttıkça hakikat değil, zihinlerdeki bulanıklık büyür.
Resul-i Ekrem’in de buyurduğu gibi; “Her duyduğunu söylemesi kişiye yalan olarak yeter!” Çünkü yanlış bir sözün vebali açıktır; fakat doğru olduğu zannedilen bir sözün, yanlış bir zeminde dolaşması da ayrı bir mesuliyettir.
Bir söz doğru olabilir. Ama o sözün söylenme zamanı, zemini ve maksadı doğru değilse; ortaya çıkan netice yine zarar olabilir.
Üstelik bazen bu zarar, tek bir kişide kalmaz. Aynı istikamete bakan, aynı hakikate omuz veren insanların arasına ince bir gölge gibi düşer. Kalpler arasındaki safiyet zedelenir, güven sessizce aşınır. Sözün ulaştığı yer genişledikçe, etkisi de derinleşir.
İşte zor olan yer burasıdır.
İnsan, duyduğu bir şeyi hemen sahiplenmek ile onu bir süre askıda tutmak arasında kalır. İçinde bir taraf konuşmak ister; diğer taraf susmanın daha doğru olabileceğini fısıldar. Bu, basit bir tercih değil; ahlâkî bir imtihandır.
Çünkü bazı durumlarda susmak, hakikatten kaçmak değil; hakikatin zarar görmesini engellemektir.
Ama bu, araştırmamak da değildir.
Bilakis insanın vazifesi, duyduğunu büyütmek değil; anlamaya çalışmaktır. Delile dayanmayan bir sözü yaymak yerine, onu kalbinde tartmaktır. Aceleyle hüküm vermek yerine, zamana bırakmaktır.
Zira zaman, hakikatin en sessiz şahididir.
Ve çoğu zaman hakikat, en çok konuşulan yerde değil; en çok korunan yerde ortaya çıkar.