İnsanlık, kaba kuvvetin ve kuru aklın inşa ettiği demir kafeste boğuluyor. Bugün en gelişmiş ülkelerde “yalnızlık bakanlıklarının” kurulması, bu boğulmanın en trajik itirafıdır.
Öte yandan, gayrimüslim gençlerin dijital mecralarda dahi Kur’ân okuyup o mukaddes manayı anlamaya çalışması, bu demir kafesteki ruhların fıtrî bir çıkış arayışıdır. Son iki asırdır bilimi ve fenni, İlâhî vahyin karşısına bir rakip olarak diken modernite, kendi ürettiği anlam krizinin enkazı altında can çekişiyor. Oysa zaman, hakikatin en tavizsiz şahididir. Kur’ân-ı Kerîm’in, bir zamanlar ehl-i fennin kibirle tenkit etmeye kalkıştığı ayetlerinin altında yatan muazzam mu’cizeler, bugün en inatçı felsefecileri bile dilsiz bırakıyor. Zira hakikat o kadar gür sadalıdır ki, onu boğmaya çalışan dimağları bile kendi kürsüsünden konuşturur. Mu’cizat-ı Kur’âniye’nin bize gösterdiği o sarsılmaz tablo ortadadır: Fen ve ilim, Kur’ân’ın hakikatleri karşısında ancak birer tasdik makamı olabilir.1 Nitekim kuantum fiziğindeki son gelişmelerin, katı materyalist “madde” anlayışını yıkarak kâinatın kör bir tesadüf değil, Vahid-i Ehad olan yüce Allah’ın kudret elinde ilim ve kelam temelli bir nizam olduğunu ispatlaması bu hakikatin en güncel ve parlak tecellisidir.
Bugün küresel sisteme, uluslararası siyasete ve Batı toplumlarına baktığımızda gördüğümüz kaos, sıradan bir politik istikrarsızlık değildir. Bir medeniyetin çöküşü binaların yıkılmasıyla değil, o nizamı ayakta tutan manevî ve ahlâkî sütunların çürümesiyle başlar. Garp medeniyeti, kurduğu devasa bürokratik ve ekonomik çarkların içinde insanın ruhunu ezmiş, adaleti kaybetmiştir. İşte tam bu sosyolojik kırılma noktasında, tarihin akışını okuyan o muazzam öngörü bir tokat gibi yüzümüze çarpar: “Avrupa ve Amerika İslâmiyetle hamiledir; günün birinde bir İslâmî devlet doğuracak.”2 Bu, salt bir demografik değişim veya askerî bir fetih müjdesi değildir; bu, kamu vicdanının ve idarî aklın fethidir. Nasıl ki Osmanlı İmparatorluğu, kendi asrının siyasî ve yapısal dinamikleriyle yoğrulup içinden bürokratik bir Avrupa devleti çıkardıysa; bugün de Batı, kendi içindeki insaf, insan sevgisi ve gerçeği arama (taharrî-i hakikat) meyliyle yepyeni bir İslâmî hakikate gebedir. 3
DEVAMI GELECEK...
Kaynakça
1- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler (Yirmi Beşinci Söz / Mu’cizat-ı Kur’aniye Risalesi), Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 408-410
2- Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat (İlk Hayatı, Ezher Üniversitesi ulemasından Şeyh Bahit Efendi ile yapılan mülakat), Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 84.
3- Bediüzzaman Said Nursî, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 238-242.