"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Musîbet ve mükâfat

Şemseddin ÇAKIR
08 Mart 2019, Cuma
Rüyada bir hitabe -6-

Bediüzzaman, musîbeti; “Cinayetin neticesi mükâfatın mukaddemesidir” diye tanımlıyor. Bir de “Asıl musîbet dine gelen musîbettir” demekle “Elinizden gelirse beni vicdanen tazip ediniz, yoksa dünyevî tâzip ediniz! Ve illa başka suretle azap, azap değil, benim için bir şandır! Vicdanım beni tazip etmediği için musîbetin enva-ı bana musıkînin nameleri gibi gelir” diyor. Demek asıl önemli olan musîbetin sebebidir.

Biz de şimdi düşünmeliyiz bu cinayet ne ki musîbet onun neticesi olsun, bilelim de şu belâdan kurtulalım.  

Evet, cinayet nedir?

En yalın anlamıyla cinayet: Cânilik, gayri hak yere bir canlıya kıymaktır. Fakat vukuattan öyle anlaşılıyor ki burada normal cinâyetten öte, hatta kansız kavgasız öyle cinayetler vardır ki nice canlara kıymaya rahmet okutur.

Bilhassa âyet-i kerimede böyle cinayetlere dikkat çekilerek “Elfitnetü eşeddü minel katl” buyrulmaktadır.  İşte bizim asıl konumuz da budur. 

Meselâ; yine hadis-i sahihde “Hz. Adem’den kıyamete kadar deccalın fitnesinden daha büyük fitne olmayacaktır” buyrulur. O halde fitne nedir?

İşte böyle bu fitneyi Enfal Sûresi, 39. âyet şöyle ifâde eder: “Onlarla şirk ve inkârdan eser kalmayıp Allah’tan başkasına iman ve ibadet edilmez oluncaya kadar cihada devam edin...” Âyet-i kerime, cihad vazifesinin Müslümanlar üzerinden hiçbir zaman kalkmayacağını beyan buyurmaktadır. 

Ancak cihadın şekli ve vasıtaları devirlere, mekân ve imkânlara göre farklılık arz edebilir. Bugün ise; Allah’ın varlık ve birliğini inkâr eden çeşitli cereyanlara karşı Müslümanlar, en başta ilim ve kelâm yoluyla cihad etmekle mükelleftir; çünkü Allah’ın dinine en büyük hücumlar bu yoldan gelmektedir. Yeryüzünde bu küfür ve hücum oldukça bu cihad da devam edecektir. 

Ancak fitnenin iki anlamı vardır:

1. Şirk ve küfür anlamına gelir ki mazallah böyle bir fitne bir mü’min için kullanılamaz.

2. Müslümanların dinlerinden dolayı yeryüzünde zillet ve hakarete maruz kalmalarıdır ki, bu bizi ilgilendiriyor, Müslümanların korkulu rüyası bu olmalı ve böyle bir zarardan dolayı korkup titrenilmeli. Eğer fayda veremiyorsa zarar bari vermemeli. Eğer Üstadın sadece “müsbet hareket” düsturunu âlem-i İslâm uygulasa yine kurtulur ve şu felâketlere maruz kalmazdı.

Bediüzzaman bu tür cinayetlerin, İttihad Terakki dönemlerinde mebzuliyetle işlendiğini ifade ederek, devrin zalimlerinin suratına çarparcasına cihadını tariz yoluyla cinayet olarak takdim etmekte ve onların vicdan ve akıllarına seslenmektedir ve bazılarını Divân-ı Harb-i Örfî eserinde on bir buçuk cinayet olarak saymaktadır. Fakat biz fikir vermesi açısından bir göz atalım dedik.

Bediüzzaman “Hürriyetin divanelikle yad ve istikametin irtica ile iltibas edilmesini” protesto etmek için o ceberut; Divân-ı Harb-i Örfî Mahkemesi’ne der ki “Ben zaten bir zemin arıyordum ki, efkârımı onda beyan edeyim. Şimdi bu Divân-ı Harb-i Örfî iyi bir zemin oldu.    

“BİRİNCİ CİNAYET: Bidayet-i hürriyette elli altmış telgraf umum şark aşiretlerine sadaret (Bakanlık) vasıtasıyla çektim. ‘Meşrûtiyet ve Kanun-u Esasîyi hüsn-ü telâkki ediniz. Zira dünyevî saadetimiz meşrûtiyettedir’ dedim. Nemelâzım demediğimden cinayet işledim ki bu mahkemeye girdim” diyor ve diğerleri de böyle devam ediyor. Böylece en büyük cinayetin istibdat olduğunu ilân ediyor. 

Yani “asıl cinayet: hak, hukuk, adalet ve hürriyet isteyenleri bu mahkemelerde süründürmektir” demekle “Kim ki ahvâle ederse tariz, sürülür ağzına bal susturulur, yine durmaz ederse israr, dürülür defteri kan kusturulur”  düsturunun bir firavunluk olduğunu ifade etmiş oluyor. 

Demek gerçek cinayet: İnsanlığın temel haklarına tecavüzdür. Onun için Üstad Rüyada Bir Hitabe’nin son kısmında da:

“Musîbet cinayetin neticesi, mükafâtın mukaddemesidir. Hangi fiiliniz ile kadere fetva verdirdiniz ki, şu musîbetle hükmetti. Musîbet-i âmme ekseriyetin hatasına terettüp eder.

“Hazırda mükâfatınız nedir?”

“Dedim:

“Mukaddemesi üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki ihmâlimizdir: Salat; savm, zekât.

“Zira, yirmi dört saatten yalnız bir saati beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tembellik ettik, beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat, tahrik ile bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık, kefâreten beş sene oruç tutturdu. Ondan kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekât istedi. Buhl ettik, zulmettik, O da bizden müteràkim zekâtı kırkta otuz, onda dokuzla aldı (Amelin cezası kendi cinsindendir)

“Mükâfât-ı hazıramız ise; fasık, günahkâr bir milletten humsu (beşte biri)olan dört milyonu velâyet derecesine çıkardı. Gazilik, şehitlik verdi. Müşterek hatadan neş’et eden müşterek musîbet, mazi günahını sildi.

“Yine biri dedi.

“Bir amir hata ile felâkete atmış ise?”

“Dedim.

“Musîbetzede mükâfât ister. Ya âmir-i hatadârın hasenâtı verilecektir, o ise, hiç hükmünde veya hazine-i gayb verecektir. Hazine-i gaybta böyle işlerdeki mükafâtı ise derece-i şehâdet ve gâziliktir.”

“Baktım meclis istihsan etti. Heyecanımdan uyandım, terli elpençe yatakta oturmuş kendimi buldum. O gece böyle geçti...

Böylece bu hitabe bitti hayırlı, istikametli ve muvaffakıyetli dersler dileğiyle. “En büyük ders hak uğruna hayatı hakir görme dersidir” Allah’ım bize onu nasip etsin. Amin.

Okunma Sayısı: 1944
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı