"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tahrip ve tamir

Sinan Özden
06 Şubat 2020, Perşembe
“Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.” 1

Şuunât-ı İlâhiye’de hiçbir kusur ve noksanlık yoktur. Cenâb-ı Hâkk’ın kâinattaki hangi sanatına bakılsa; muazzam bir intizâm, hayret verici bir irtibat, lezzet veren bir teşhirgâh, tefekküre sevk eden azim bir kitap manâsı görülür. Yarattığı herbir şeyde ayrı ayrı mührü ve sikkesi vardır. 

Herbir mâhluk da, üzerinde tecelli eden esmâ/ları kendisine hâs bir lisânla zikreder, ilân ve ilâm eder. Mahlûkât, böylelikle manasını vermiş ve üzerinde yansıyan esmâ/ların sanatına kattığı engin güzellikleri, seyircilerinin nazarına sunmuş oluyorlar.

“Zeminin bütün mahlûkatı, Senin mülkünde, Senin arzında, Senin havl ve kuvvetinle ve Senin kudretin ve iradetin ile ve ilmin ve hikmetin ile idare olunuyorlar ve musahhardırlar.”  2

İşte her şeyin fıtrâten nasıl mükemmel bir şekilde olduğuna delil; Allah’ın şu muhteşem ölçülü ve dengeli işleyişidir.

Bu muazzam işleyişe karşın, yaratılanların en şereflisi konumunda olan insan, kâinatta var olan bu ölçü ve denge kanununa uymamaktadır. Zulüm, tahribat ve tahrifat ile bu kanunu delmekte ve maalesef kendine ve diğer mahlûklara zarar vermektedir. Tahribin maddî olduğu kadar manevî boyutu da vardır. Maddî tahribat bir zararsa; manevî tahribat binler zarardır. Çünkü manevî bir tahrip, ileride oluşabilecek binlerce tâhribâta meydan verebilir bir potansiyeldedir. Bediüzzamanın da (ra) dediği gibi, “Asıl musîbet ve muzır musîbet, dine gelen musîbettir.

Musîbet-i diniyeden her vakit dergâh-ı İlâhiyeye iltica edip feryad etmek gerektir.” 3 Burada kastedilen musîbet; ehl-i dalâlet ve ifsâd komitelerinin, Âlem-i İslâm içine attığı nifâk tohumları ve Din-i Mübin’e verdiği mühim tâhribâttır. Üstad Bediüzzaman (ra), sorunu tesbit ve analiz ettikten sonra çözümü de beraberinde sunuyor. 

Bizler bu tahribata karşı, tek ve yektâ olan Allah’a sığınıp O’ndan yardım dilemeliyiz. Dilemekle kalmayıp feryâd etmeliyiz, diyor. 

Feryâddan maksat, çaresiz bir şekilde ağlamak değildir; derdi dert edinip Din-i Mübin’e gelen bu tahribata karşı, Cenâb-ı Hâkk’ın havl ve kuvvetine sığınıp Kur’ân’ın elmas kılıcıyla mukabele etmektir.

Kur’ân’a, İslâm’a, Sünnet-i Seniyye’ye ve mukaddesâta karşı yapılan tahribata; müsbet bir anlayışla, tahkikî ve sağlam bir tamir vazifesiyle ve sarsılmaz bir takvâ kalkanıyla mukabele edilmesi lâzım ve elzemdir.

“Lâfızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, bâki kalır.”  4

Risale-i Nur’da geçen bu veciz söz, meselemize güzel bir pencere açıyor. Geçmişten günümüze kadar olan tahribatın isimleri değişmiş olabilir, ama tahribat manası hep bâki kaldı, kalacak. Tahribata karşı alınan tedbirler de hep farklı olmuş olabilir, ama tamir manası hep bâki kaldı, kalacak. Burada dikkat edilmesi gereken husus da şudur ki; zaman ve zeminin tahribatına göre, uygun bir tâ’mir metoduyla müdahale etmektir.

“Eski zamanda, esasat-ı imaniye mahfuzdu, teslim kavî idi.

Teferruatta, âriflerin marifetleri delilsiz de olsa, beyanatları makbul idi, kâfi idi.

Fakat şu zamanda dalâlet-i fenniye, elini esasata ve erkâna uzatmış olduğundan, her derde lâyık devayı ihsan eden Hakîm-i Rahîm olan Zât-ı Zülcelâl, Kur’ân-ı Kerîm’in en parlak mazhar-ı i’cazından olan temsilatından bir şu’lesini; acz ve zaafıma, fakr ve ihtiyacıma merhameten hizmet-i Kur’ân’a ait yazılarıma ihsan etti.

Felillahilhamd sırr-ı temsil dürbünüyle, en uzak hakikatlar gayet yakın gösterildi.

Hem sırr-ı temsil cihetü’l-vahdetiyle, en dağınık mes’eleler toplattırıldı.

Hem sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi.

Hem sırr-ı temsil penceresiyle; hakaik-i gaybiyeye, esasat-ı İslâmiyeye şuhuda yakın bir yakîn-i imaniye hasıl oldu.

Akıl ile beraber vehim ve hayal, hattâ nefs ve heva teslime mecbur olduğu gibi, şeytan dahi teslim-i silâha mecbur oldu.”  5

İşte burada da denildiği gibi her zaman ve zeminin tâhrib şekli ve tâ’mir metodu farklıdır. Âhirzaman denilen bu felâket ve helâket asrında gerçekleşen tahribatın tesiri ancak akılları iknâ ve kalpleri tâtmin eden bir tâ’mir metodu ile izâle edilebilir. Aklın ve kalbin mezciyle oluşturulan ortak bir mantık anlayışıyla, gelen manevî tahribat önlenebilir. Risale-i Nur Külliyâtı, bahsedilen bu mantık anlayışını esâs alıp pozitivizm (ispatiyecilik) metoduyla muazzam bir tamir (bakım/onarım) vazifesi deruhte ediyor. Risale-i Nur’u dikkatle okuyan ve hakikî manada yaşayanlar, bu tesbiti teyit ediyor.

Dipnotlar

1- Kamer Sûresi, 49. Âyet.

2- Asa-yı Musa - 201.

3- Lem’alar - 11.

4- Mesnevî-i Nuriye - 193.

5- Mektubat - 376.

Okunma Sayısı: 814
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı