Misafirperverlik, milletimizin en bariz hususiyetlerindendir. Mevzubahis olan en kıymetli misafirimiz ise, elbette pek çok şey değişecektir…
Yaşadığımız beldenin, vilayetin yahut ülkenin kıymetli bir misafiri evimize gelecek olsa, belki de aylar öncesinden hazırlığa başlarız. Evimizin düzeninden gündelik işlerimize kadar nice şey yeniden ele alınır. Beklediğimiz misafir, dünyevî ölçülerle mukayese edilemeyecek kadar yüce ise… Hangi misafirden bahsettiğimizi anladınız. Dünyevî şerefler ve zenginliklerle ifadesi kabil olmayan; kucağında ihtiyacımız olan hayatları, saadetleri ve ömürleriyle gelen bir misafir… Onun gelişinin heyecanını, elbette taşıdıklarının mahiyetinden haberdar olanlar bilir.
Ecdadımız bu kutlu misafire ne güzel sıfatlar vermiştir… On Bir Ayın Sultanı, Zamanların Sultanı… Bütün yaratılışın çekirdeğini ve hikâyesini bağrında taşıyarak bize teşrif eden bu misafirin; bir cihetiyle bütün zamanları, mekânları ve kıymetleri cem ederek geldiğini bilenler, elbette heyecanla yolunu beklerler. Zira onlar, bir sultana hazırlanmaktadır.
İnsanın geçmişinden bugüne uzanan hayat muhasebesini yapma ihtiyacı hissettiği Berat Gecesi için, Ramazan-ı Şerif’in habercisi denilmiştir. Beraat gecesiyle birlikte Ramazan’ın şavkı kalplerimize düşmeye başlar. Zira yüce misafirin teşrifine yalnızca iki hafta gibi kısa bir zaman kalmıştır. Hâlbuki bu kudsî yürüyüş Receb-i Şerif ile başlamış, Şaban-ı Muazzam ile hız kazanmıştır. Bundan sonra ise ebedî hayatlarımızı kazanma koşusu başlayacaktır.
İnşaallah bu sene, İslâm âlemi olarak bu yüce misafire hazırlıksız yakalanmayız. Gecelerimiz kadar gündüzlerimiz de en güzeli karşılamaya hazırlanır. Dünya hayatının geçiciliğini bilenleri takip etmek, belki de yapacağımız en doğru iştir. Zira onlar; binbir hediye ile gelen misafir için günlük programlarında mühim değişikliklere gitmişlerdir. Gecelerini de gündüzleri kadar, yüce misafirlerine göre tanzim etmişlerdir. Mübarek hanelerinin dört bir yanını manevî kokularla donatmaya başlamış; evlerinde, hayatlarında ve programlarında meydana gelen değişimi, misafirlerinin şerefiyle âdeta ilân etmişlerdir.
Çocukluğumuzda “Ramazan hazırlığı” tabiri oldukça meşhurdu. Belki de sene boyunca peyderpey yapılanların, o mübarek zamanlar öncesinde bir araya getirilmesiydi kastedilen… Evin her köşesinden mutfağına, hanenin en büyüğünden en küçüğüne kadar herkesin bu hazırlık içinde kendine düşen bir vazifesi vardı. Eve gelen şanlı misafirin şerefine; davetler yapılır, ikramlar hazırlanır, teravihler kılınır, ibadetler arttırılırdı. Bütün bunlar bir arada düşünüldüğünde, Ramazan-ı Şerif dışındaki meşguliyetlerin büyük ölçüde tâlîye düştüğü açıkça görülürdü.
Günümüzde birçok dünyevî hanenin düştüğü hâl-i pürmelâl, belki de dünü kaybetmiş olmalarındandır. Bugünü doğru okuyacak ilim ve basiretten mahrum kalanlar, zamanların sultanını evlerine buyur etmekten de uzak kalmış gibidir. Hâlbuki birileri, Berat Gecesini vesile kılarak onlara bu hakikati anlatabilseydi; Kur’ân’ı bağrında taşıyan bu yüce misafirden bahsedebilseydi… Onların bereketten, huzurdan ve sekinetten istifade etmelerine vesile olmanın mükâfatı da ancak cennet olurdu.
Günümüz insanının sıkça dile getirdiği şikâyetleri biliyoruz: Monotonluk, hareketsizlik, heyecansızlık, bereketsizlik, yalnızlık, sevgisizlik ve vefasızlık… Bu şikâyetleri, en kıymetli misafirini heyecanla bekleyenlere arz ettiğimizde, bize Zamanların Sultanıyla tanışmamızı tavsiye ediyorlar. Hiç olmazsa onunla bir ay boyunca birlikte yaşamanın, bu şikâyetlerin pek çoğunu ortadan kaldıracağını söylüyorlar.
İnsaniyeti önceleyenler, hakikî mutluluğu arayanlar, sultanın şerefiyle şereflenmek isteyenler, paylaşmanın derin lezzetini bilenler ve gerçek manada sosyalleşmek isteyenler; elbette bu şerefli misafire evlerini ve gönüllerini hazırlayacaklardır.