"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nur Talebelerinin gündeminde demokrasi de var…

Şükrü BULUT
06 Şubat 2026, Cuma
Demokrasi düşmanlarının, siyasî partiler kavgasıyla verdiği zararın farkında mısınız?

Anayasamıza göre kurulmuş her siyasî yapının, demokratik idarenin başına veya iktidara gelmeye yönelik olduğu, yazılı bir hakikat olduğu hâlde; müstebitlerin mevcut partiler üzerinden milleti soktuğu labirentleri fark edenler, bu münâfık arenayı terk ediyorlar.

Demokrasi düşüncesinin Kur’ân ve Sünnet ile irtibatını Risale-i Nur’dan okuyanlar, Bediüzzaman’ın programına aldığı demokrasi/meşrutiyet biçiminin Asr-ı Saadet’e ve Hulefa-yı Raşidîn’e ait olduğunu bilirler. Temelini kadere ve kaderin bir parçası olan cüz-ü ihtiyarîye dayandıran bu düşüncenin Risale-i Nurlar’daki alâkalarını okuduklarında, Nur Talebelerinin demokrasi meselesindeki ısrarlarının sebebini anlıyorlar. Demokrasinin/meşrutiyetin Hulefa-yı Raşidîn veya İslâm tarihindeki izdüşümleri üzerinde durmayacağız. Avrupa’nın da tazyikiyle Osmanlı’da çeşitli şekillerde hayata yansıyan hürriyet/meşrutiyet hareketlerinin mahiyetlerini, Bediüzzaman’ın, Eski Said Dönemi’nde kaleme aldığı Divan-ı Harb-i Örfî, Münazarat, Hutbe-i Şamiye ve Sünûhat gibi eserlerinden çıkarabiliyoruz.

Hürriyetin sosyal hayatımıza adaletle hükmetmesi suretinde de tarif edebileceğimiz demokrasilerde seçimler, vekiller ve meclisler kadar; muhalefetin ve partilerin esas parçalar olduğunu biliyoruz. Milletlerin birlikteliklerini doğru demokrasiler için önemli şart kabul eden Bediüzzaman, değil yalnızca partileri, milletin bütün zerrelerini bu ulvî hedefe teşvik ederken; partilerin birbirlerini tahrip eden muhalefetlerine de daima itiraz eder. Birinci Dünya Savaşı’ndaki meşhur Kostroma esaretinden sonraki demokrasi çalışmalarını uzaktan seyrederken ortaya çıkan parti tarafgirliğinden; zehirli tarafgirliğin, itikadî boyutları aştığı günlerde “şeytandan kaçarcasına fiilî siyasetin şerrinden Allah’a sığındığını” hatırladığımızda, Said Nursî’nin dünyasında siyasetten, partilerden ve sistemlerden ziyade; meşrutiyet/demokrasi olduğunu okuyoruz…

Günümüz Türkiye’sindeki demokrasinin durumunu, idarecilerimiz de itiraf ediyorlar. Müdahalelerin tekerrür etmemesi için tedbirlerin, millet iradesini Meclis’e yansıtacak anayasaların ve yargı bağımsızlığının konuşulmaması, kısmî demokrasimizin 12 Eylül cinayetine kurban edildiğini de gösteriyor. Demokrasi için rahatça konuşabileceğimiz şartlara müsaade edilmediği gibi, desiselerle ve münafıklıklarla demokrasinin unsurları olacak siyasî partiler, muhalefet ve seçim kanunları da tarafgirliğin zehrine bulanmış durumdalar. Demokrasinin mevhum dönüşüne tahammül edemeyen mevcut hükümet, bir türlü toparlanamayan muhalefet partileri üzerinden “millî birlik-beraberliğimizi parçalayan üslubu” takip ediyor.

Bediüzzaman hürriyetin/demokrasinin mahiyetinden önce varlığını konuşuyor. Güneş’e benzettiği demokrasinin, hayattaki yansımalarının fıtratlarda farklı olacağını belirtiyor. Demokrasiyi/hürriyeti insaniyetin şartı görürken, yansımasının ilimle mütenasip olduğuna dikkatimizi çeker.

Günümüz Türkiye’sindeki Nur talebelerinin önceliği anayasa, siyasî partiler, ekonomi değildir. Onlar vatan, millet ve İslâmiyet adına öncelikli olarak demokrasiyi istiyorlar ve demokrasiye gidebilecek bütün meşru yolların usullerini millete telkin ediyorlar. Siyasî partilerin kimliklerinden, geçmişlerinden, idarecilerinden ve ideolojilerinden ziyade; onları, öncelikli vazifeleri olan demokrasi cephesindeki birlik-beraberliklere teşvik ediyorlar. ANAP gibi 12 Eylül’e sadık olan ve demokrasiye ihanet etmiş AKP kadrolarından; vatana, millete ve dine fayda beklemiyorlar. İhtilâl ürünü bir siyasi hareketten hürriyet bekleyenlerin; demokrasinin mahiyetini anlayamadıklarını söylemek de Nurculara kalmış görünüyor.

Bir husus daha kaldı… Dünya çapında cemaatleşerek ve gizli bağlarla birbirlerine bağlı dinsiz müstebitlerin devletlere ve milletlere hükmetmeye başladığını, son hadiselerle görüyoruz. Gizli müdahalelerin bütün resmî/yarı resmî sosyal yapılar için geçerli olduğunu bilenler, parti taassubuna kapılmadan, hürriyet/meşrutiyet düşmanlarının kendi partilerine de sızacaklarını ve hatta idareyi ele geçireceklerini (CHP’ye yapılan son operasyon gibi) hesaplayarak, diğer partilerdeki demokrasi taraftarlarıyla iş birliğine de gidiyorlar. Nitekim İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki müstebit rejimin temsilcisi Halk Partisi’ndeki demokratların birliktelikleri (Dörtlü takrir), Marksistleri/Kemalistleri mağlup etmişti. Dün gerçekleşen hadisenin bugün gerçekleşmeyeceğini kim iddia edebilir ki?

Okunma Sayısı: 1453
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    6.02.2026 22:53:29

    "Ayasofya'da, Bayezid'de, Fatih'te, Süleymaniye'de umum ulema ve talebeye hitaben müteaddid nutuklar ile şeriatın ve müsemma-yı meşrutiyetin münasebet-i hakikiyesini izah ve teşrih ettim. Ve mütehakkimane istibdadın, şeriatla bir münasebeti olmadığını beyan ettim. Şöyle ki: سَيِّدُ الْقَوْمِ خَادِمُهُمْ hadîsinin sırrıyla; şeriat âleme gelmiş, tâ istibdadı ve zalimane tahakkümü mahvetsin. Herhangi bir nutuk îrad ettim ise; herbir kelimesine kimsenin bir itirazı varsa, bürhan ile isbata hazırım. Ve dedim ki: "Asıl şeriatın meslek-i hakikîsi, hakikat-i meşrutiyet-i meşruadır." Demek meşrutiyeti, delail-i şer'iye ile kabul ettim. Başka medeniyetçiler gibi, taklidî ve hilaf-ı şeriat telakki etmedim. Ve şeriatı rüşvet vermedim. Ve ulema ve şeriatı, Avrupa'nın zunûn-u fasidesinden iktidarıma göre kurtarmağa çalıştığımdan cinayet ettim ki, bu tarz muamelenizi gördüm."... Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Tarihçe-i Hayat - 63

  • Yusuf

    6.02.2026 18:10:34

    CHP'nin içinde olacağı bir iktidar ile ülkeye hiçbir şey gelmez. Geçmişte gelmedi. Aslı zehir olanın tadı bal olsa ne olur.

  • cemal

    6.02.2026 14:51:10

    demokrasi ve meşrutiyet kelimelerini sıklıkla kullanması, vela teziru vazıratun vizra uhra ayetindeki ısrarı, bu vatanda dört parti var mektubundaki devamlılığı, ifsad komitelerine çoklukla dikkat çekmesi ihtilalin istibdadın her türlüsüne her dönem karşı çıkması yeni asyayı ayıran başlıca özellikler. tebrikler devam.

  • Ahmet Said

    6.02.2026 13:32:31

    Necati bey, "Yeni Asya bu görevi elli küsur yıldır yapıyor. Son zamanlarda demokrasi ve adalet konusunda sesi biraz cılız çıkıyor olsa da..." diye yazmışsınız. Biz farklı bir gazete mi okuyoruz? Ben kendi adıma gazetemizi çok beğeniyorum, haberler, manşetler, makaleler sizin iddianızı doğrulamadığı kanaatindeyim. Emeği geçenleri tebrik ediyorum.

  • Kerim

    6.02.2026 11:40:11

    Kaleminiz feyizle coşsun. Bu hakikatlere ihtiyaç var. Tam bir demokrasi dersi.

  • Hüseyin T

    6.02.2026 09:40:03

    Demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi, yalnızca seçimlerin yapılmasından veya resmi kurumların varlığından ibaret değildir. Asıl olan, bu kurumların ruhunu oluşturan; fikirlerin özgürce tartışıldığı, muhalefetin etkin bir denge unsuru olduğu ve nihayetinde milli iradenin siyaset üstü bir değer olarak görüldüğü bir kültürün inşasıdır. Partizanlık ve keskin kutuplaşma, toplumsal dokuyu tahrip ederken, demokrasiyi korumak için var olduğunu iddia eden yapıları dahi içten kemirebiliyor. Bu durum, sistemin kendini yenileme ve dengeleme kapasitesini zayıflatıyor, toplumu ise güven ve birlik duygusundan uzaklaştırıyor. Sonuç olarak, meşruiyetini halkın ortak iradesinden alan bir yönetim anlayışından söz edebilmek için, öncelikle siyasetin dilini ve pratiğini, düşmanlık değil, uzlaşma ve ortak akıl üzerine yeniden inşa etmek gerekiyor. Aksi takdirde, demokrasi sadece kağıt üzerinde kalan, içi boş bir kavrama dönüşme riski taşır.

  • Osman Yıldırım

    6.02.2026 09:12:58

    Ne yazıkki günümüzde bu demokrasi ve hürriyet kavramları herkes tarafından tam anlaşılamadıği gibi Nur talebelerinin büyük bir çoğunluğunda tam anlaşılamadiğını görmekteyiz. Tek adama bağlılığı CHP düşmanlığı ile meşrulaştıran Nurcular nasıl bir demokrasi savunması yaptıklarını anlamak çok zor. Din üzerinden siyaset yapan ve CHP yi şeytanlastırarak ülkeye demokrasi getirmek asla mümkün olmadığı gibi, kuvvetler ayrılığı yerine tüm kuvvetlerin tek şahısta Cem olunduğu rejimlerlede demokrasiyi tesis edebilmek asla mümkün değildir. Günümüzde DEMOKRASİ KÜFÜR REJİMİDİR safsatasını savunan nurcularada maalesef rastlanmaktadır.

  • Bülent Bektaş

    6.02.2026 08:59:56

    Teşekkürler emeğinize sağlık Şükrü bey çok güzel bir yazı olmuş Sağlıklı ve bereketli cumalar dilerim

  • Kenan

    6.02.2026 08:59:30

    Globalist dinsizlerin bütün teşkilatlara sızdığını düşündüğünüzde, demokratlar için parti sınırlarından çok hedef ve ilke öne çıkıyor demektir.

  • Doğu Batı

    6.02.2026 01:37:31

    (3) Müstebit ve baskıcı anlayışların toplumu kutuplaştırdığı bu dönemde, 'Hürriyetin sosyal hayatımıza adaletle hükmetmesi' hedefi, sadece bir temenni değil; bir vazife olarak önümüzde durmaktadır. Bu perspektifi korumak, istibdada karşı hürriyeti; baskıya karşı adaleti savunmak her şuurlu ferdin önceliği olmalıdır.

  • Doğu Batı

    6.02.2026 01:37:12

    (2) Günümüzde siyasetin dar kalıplarına hapsolmuş, tarafgirlik zehriyle bulanmış bir ortamda; demokrasiyi Kur’anî bir temele, meşveret ve şûra ilkesine dayandırmak son derece kıymetlidir. Makalede vurgulanan 'demokrasi cephesindeki birlik' çağrısı, Türkiye’nin içinden geçtiği dar boğazda en makul çıkış yoludur. Zira şahıslara veya partilere değil, şahs-ı maneviye ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir sistem, sadece dindarların değil, tüm toplumun nefes almasını sağlayacaktır.

  • Doğu Batı

    6.02.2026 01:36:48

    (1) Yazarımızın da ifade ettiği gibi, Nur Talebelerinin demokrasi ve hürriyet ısrarı, belli bir zamana bağlı siyasi tercih değil; bilakis imandan gelen bir tavırdır. Bediüzzaman Hazretleri'nin 'Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam' sözü, hürriyetin insan fıtratı için ne kadar hayati olduğunu ortaya koyar.

  • Necati

    6.02.2026 00:52:18

    Meşrutiyet şeriattandır, hayatı da ondandır. Ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam, hürriyet imanın bir özelliğidir, insanlar sadece Allah'ın kuludur başka hiç kimsenin kulu değildir, hiç kimsenin tahakküm ve baskısını kabül etmez. İstibdat ise İslâmiyet'i zehirlendiren, insaniyeti öldüren, bütün su-i istimale müsait bir rejimdir. Bütün bunun gibi bir çok hakikatlerin zikredildiği Risale-i Nur külliyatını okuyan gerçek dava sahibi her nurcunun demokrasinin faziletlerini cihana duyurmak gibi de bir vazifesini olduğuna inanıyoruz. Yeni Asya bu görevi elli küsur yıldır yapıyor. Son zamanlarda demokrasi ve adalet konusunda sesi biraz cılız çıkıyor olsa da...

  • Hakan

    6.02.2026 00:15:38

    Risale-i Nur talebeleri, demokrasinin içselleşmesinde ve ülkeye yerleşmesinde büyük vazifeler göreceklerdir kanatindeyim.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı