"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İkiden biri olmaktan sakınmak lâzım

Süleyman KÖSMENE
13 Temmuz 2020, Pazartesi 00:01
İsim vermeyen okuyucumuz: “Farklı düşünmek hür fikrin gereği değil mi?”

Sakın, Sakın, Sakın!

Meşveret zeminleri elbette ki hür fikir ortamlarıdır. Farklı fikirler tam bir hürriyet ortamında dile getirilebilmelidir. Fakat meşveret kararı alındıktan sonra, kendi kararını ve haklılığını savunmaya devam etmek ve bu çerçevede bir klik meydana getirmek ikilik çıkarmak oluyor.

Aynı meslek ve meşrep üzere hizmet eden kardeşler arasına ikilik girmesi hizmetin insicamı açısından felâkettir. Çünkü:

1- Öncelikle hizmete zarar verir. Hizmetin ahengini bozar. Hizmet edenlerde şevk ve gayret bırakmaz. Yeis ve atalet verir. Bediüzzaman, “Cemaatte vahid-i sahih olmazsa, cem’ ve zam kesir darbı gibi küçültür.”  1 der. Vahid-i sahih, kardeşler arasında ikiliğe meydan vermeyen dirlik, birlik ve beraberliktir.

Bediüzzaman’ın uyarısı şiddetlidir. “Sakın, sakın, sakın! Çabuk bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz. Vallahi bu hadisenin bizim hapse girmemizden daha ziyade Kur’ân ve iman hizmetimize –hususan bu sırada- zarar vermek ihtimali kavidir.”  2

Hak mı, Ehak mı?

2- İkisinden biri doğru yerde dururken, diğeri yanlış yerde durur. Fakat bu yanlış kendisini ehak diye yutturur. Çünkü kimse yanlışı savunmaz. Fakat ehak bilerek savunduğu şey aslında yanlış olandır.

Ancak aynı Risaleden beslenen, aynı meslek ve meşrebe sahip kardeşler arasında bitmeyen bir ikiliğin devam etmesi, ikisinin de durumunu tartışmaya açar. En nihayet birisi hak ise, diğeri en kibar ifadeyle ehaktır.

Fakat burada feragat ve fedakârlık, ehak olanın görevidir. Çünkü bir hak varsa ve bu hak üzerinden hizmetler yapılıyorsa, ehak iddiasıyla ortaya atılanlara kılıcını kınına sokmak düşer. Nitekim Üstad Hazretleri, “Ey talib-i hakikat! Madem hakta ittifak, ehakta ihtilâftır. Bazen hak, ehaktan ehaktır. Hem de olur hasen, ahsenden ahsen.”  3 diyor.

Yani ehakta ihtilâf olur. Fakat hak varken, ehakkın peşinden gidip tefrika çıkarmak tesanüdü sarsar, ikilik meydana getirir. Bu ikiliğin vebali, ehaktan vazgeçmeyenindir.

Peygamber Efendimiz (asm) bir gün bir heyet içinde, “Sizden birinin ateşteki dişi Uhud Dağı’ndan büyük olacak!” buyuruyor. Bir zaman sonra, Ebu Hüreyre (ra) diyor ki: “O heyetten, ben bir adamla ikimiz kaldık; ben korktum.”

Nihayet öteki adam ehak peşinde Müseylime-i Kezzab’a inandı. İrtidat etmiş olarak Yemame Harbi’nde öldürüldü. 4

Cenab-ı Allah cümlemizi ateşten de korusun, tefrika çıkarma gafletinden de! Âmin.

İhlâs mı, İnat mı?

3- Her ikisinde de girdiği yol hakkında ısrarcılık vardır. Ama birisi ihlâsından, diğeri inadından orada durur. Kimin ihlâsta, kimin inatta olduğunu baltayı kendine vuran görür. Karşısındakine vuran görmez. Şurası muhakkaktır ki, kişi kendinin ihlâsta mı, inatta mı olduğunu keşfedemezse, elindeki Risaleyi mihenk yapmıyor demektir.

Elindeki metni mihenk yapmayanın hesabı Allah’a aittir. Metin varken ve okuyup dururken ihlâsla değil, inatla iş yapmak bir tokat mıdır, bir imtihan mıdır, bilmem. Ama elbette bunun bir karşılığı olacaktır. Bu karşılıktan titremek lâzım!

Bu vebalden kurtulmanın çare-i yegânesi, rekabetkârane vaziyetten vazgeçmek ve haklılığı kardeşine bırakmaktır. Çok makbul işler de yapsa, haklılığı karşısındakine bırakmanın vebali yoktur. Metbuiyetin vebali ise büyüktür. Üstad Hazretleri diyor ki: “Tâbiiyeti dahi sebeb-i mes’uliyet ve hatarlı olan metbuiyete tercih etmekle o marazdan kurtulur ve ihlâsı kazanır, vazife-i uhreviyesini hakkıyla yapabilir.” 5

Herkese Düşen

4- Her ikisinin de haklı yönleri eksik olmaz. Haksız yönleri de eksik olmaz. Çünkü her ikisi de beşerdir. Mutlak haklılık Allah’a aittir. Beşere ait değildir. Beşer hata ile malûldür. Hatalar düzeltile düzeltile hizmet edilir.

Dolayısıyla her hatayı mübayenet konusu yapanlar hizmet edemezler. “Çünkü birbiriyle boğuşanlar müsbet hareket edemezler.”  6

Ama hiç kimse ayranım ekşi demez. Hiç kimse kendi haksızlığını görmez, kendi haklılığına ise dört elle yapışır. Karşısındakinin ise haksız yönlerini görür, haklı yönlerini görmez.

Aslında herkese düşen, insaflı bir empatidir.

Dipnotlar:

1- Mektubat, s. 475. 2- Şuâlar, s. 499. 3- Sözler, s. 718. 4- Mektubat, s. 110. 5- Lem’alar, s. 153. 6- Mektubat, s. 268.

Okunma Sayısı: 2498
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Özgür

    13.7.2020 15:16:30

    Cenabı Hak bu düsturlara riayet edenlerden eylesin bizleri Amin

  • Ata

    13.7.2020 12:47:09

    Harika maaşallah

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı