"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sosyal medya cevap yetiştirmeye değer mi?

Süleyman KÖSMENE
22 Ağustos 2019, Perşembe
Bursa’dan Ahmet Said Öztürkçü: “Günümüzde bir takım selefi tekfirci hadis inkârcısı cemaat ve tarikatları tekfir eden gruplar türedi. Bunlara sosyal medya üzerinden cevap verebilir miyiz? Tutumumuz ne olmalı?”

FİKRİN NAMUSU KALMIYOR  

Günümüzde arsızlıklar, aymazlıklar çok türedi. Sosyal medya da aymazlıklara, arsızlıklara münbit ve müsait bir zemin oldu. Aslında bu yüzden sosyal medyaya girmemek, girmekten çok daha faydalıdır. Çünkü çok ilgi dağıtıyor, çok zaman alıyor, çok zararlı şeylere sebep oluyor, gıybeti, dedikoduyu, iftirayı, çamuru sinesinde taşıyor, ihlâsı, uhuvveti, samimiyeti, dürüstlüğü, ar’ı, asaleti, namusu öldürüyor. Ne fikrin namusu kalıyor, ne inancın, ne mesleğin… Geriye de bir şey kalmıyor zaten.

Bir defa selefîlik diye bir mezhep yoktur. Bir yol hem selefî olacak, hem hadis inkâr edecek! Selefî isen hadislere bağlı olman lâzım. Çünkü selefin âlimlerinin hiçbirisi hadisler konusunda hoyrat değildi, hadislere ve hadis âlimlerine son derece itaatkâr ve hürmetkârdı. Bu yol, yol değildir.

Bir defa selefî olan dört mezhebi inkâr etmez. Çünkü dört mezhep müçtehitlerinin ve imamlarının hepsi selef ulemasıdır.

Dahası, selefî olan cemaat ve tarikatleri tekfir etmez. Esasen selefî olan Müslüman’ı tekfir etmez, edemez, Allah’tan korkar. Çünkü selefin âlimlerinin hiçbirisi tekfirci değildi. Müslüman’ı tekfir etmekten Allah’a sığınırdı.

Öte yandan namuslu fikirler ve meslekler sosyal medya zeminine pek düşmüyor. Düşenler de sosyal medya zemininde oradan oraya atılırken namuslarını ve izzetlerini kaybediyorlar.

Dolayısıyla kanaatimizce sosyal medya asil bir müzakere meydanı değildir. 

Bununla beraber, eğer uygun bir müzakere ortamı bulmuşsak, saygın ve özgün bir müzakere platformunda karşı fikirlere bilgimiz çerçevesinde, dilimiz döndüğünce cevap yazabiliriz.

Ama cevap yazarken bile kaybettiğimiz zamanın ölü zaman olduğunu, bize hiçbir kemal ve fazilet kazandırmayacağını unutmayalım.

HAŞİR SÛRESİ’NDE EÛZÜ-BESMELE ÇEKMEK  

Eskişehir’den Hanım okuyucumuz: “Haşir Sûresi’nin son üç âyeti okunurken bazıları, euzü billahi’s-semii’l-alimi mineş-şeytani’r-racim” diyorlar. Bu kelimenin durumu ve hükmü nedir?”

Eûzü diye bilinen kelime “Euzu billahi mine’ş-şeytani’r-racim”dir. Besmele ise, “Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim”dir. 

Kur’ân okumaya başlayacağımız zaman bu kelimelerin her ikisini de çekmeyi Kur’ân emrediyor.

Eûzü’yü emreden âyet: “Fe iza kara’tel-Kur’âne festeiz billahi mineş şeytanir racîm”

(Kur’ân okuduğun zaman rahmetten kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” 1

Besmele’yi emreden âyet ise: “İkra’ bismi Rabbike’llezî halak.” (Yaratan Rabbinin adıyla oku!” 2 Ayrıca “Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim” kelimesi bu şekliyle Kur’ân’da her sûrenin başında nazil olmuş bir âyettir.

Dolayısıyla Kur’ân okumaya başladığımızda Kur’ân’ın emri: “Euzu billahi mine’ş-şeytani’r-racim. Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim” demektir. Kur’ân’ın emrettiği kelimeler bunlardır. Biz de bunu söylüyoruz.

Bir rivayette geçen husus ise şöyledir: 

Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Kim sabahladığında, üç defa “Euzu billahi’s-Semii’l-Alimi mine’ş-şeytani’r-racim” deyip, ardından da Haşir Sûresi’nin son üç âyetini okursa, yetmiş bin melek akşama kadar ona duâ eder. Şayet o gün ölürse şahadet mertebesini kazanır. Bunu bir kimse akşamladığında okursa, yine aynı sevabı alır.” 3

Tirmizî’de ve Ahmed bin Hanbel’de geçen bir rivayettir. Farziyeti ifade etmekle beraber, fazladan olarak eûzünün “Semî’ ve Alîm isimlerinin de bulunduğu biçimini üç defa okumayı tavsiye ediyor. 

Bu metnin meali şöyledir: “Kovulmuş şeytandan Semî’ ve Alîm olan Allah’a sığınırım.”

Sabah ve akşam namazlarından sonra Haşir Sûresi’nin son üç âyetini okurken Semî’ ve Alîm isimlerinin de yer aldığı euzüyü söylemek müstehap olmakla beraber, Kur’ân’ın daha sade tavsiye ettiği metni söylemek de farz bulunmaktadır. Üstad Hazretleri son beş âyeti okuyarak Kur’ân’ın sade euzü metnini söylemeyi tercih etmiştir ki, bu tarz da sünnete uygundur. Tespihatlarımız da bu çerçevede yazılmıştır. 

Dolayısıyla sıkıntı yoktur.

Dipnotlar:

1- Nahl Sûresi: 98.

2- Alak Sûresi: 1.

3- Tirmizî, Fedailu’l-Kur’ân, 22; Müsned, V/26.

Okunma Sayısı: 1538
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali

    22.8.2019 11:27:03

    Bunlar selefi değil.Zahiri( mealci) vehhabi, neo harici.Ama sebep olanlar da sorumlu.

  • A. AYDIN

    22.8.2019 00:18:37

    Evet, günümüzde kendine Selefi ismi takan ama mahiyeti Harici olan çok müslüman var.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı