Yücel Bey: “Beni düşündüren bir mesele var: Ömrünün büyük kısmında aklî melekeleri yerinde olan bir insan, sonrasında aklî meleklerini kaybettiği zaman, hayatının öncesinde işlediği suç ve sevaplarından mesul olur mu? Bu konuyu açıklar mısınız?”
Adalet mi, Rahmet mi?
Allah’ın hem adaletini, hem rahmetini dünyada gördük. Ahirette de göreceğiz inşallah. Adalet çetindir, bıçak sırtıdır, keskindir, iltimassızdır. Rahmet ise tabiri caizse sırf şefkat yumağıdır, sırf merhamettir, sırf acımadır, sırf aftır, sırf bağışlamadır.
Her iki sıfat da uluhiyet sıfatıdır. Güzeldir. Eşsizdir.
Zulüm yoktur. Haksızlık yoktur. Zerre miktar haktan ayrılması söz konusu olmaz. İşte ayet: “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür.”1
Bu ayet Allah’ın adalet sahibi olduğunu, adaletinin çok çetin ve keskin olduğunu bize anlatıyor. Adalet odur ki, kafire kafir olduğu için fazla ceza kesmez, mü’mine mü’min olduğu için iltimas geçmez ve kayırmaz. Her ikisini de adaletle ölçer, biçer, tartar. Kılı kırk yarar. Herkes hak ettiğini bulur.
Rahmet Kaynakları
Fakat bu demek değildir ki, Allah merhamet etmez, Allah affetmez, Allah mağfiret etmez. Bir defa, “Rabbiniz rahmet etmeyi ilke edindi”2 “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.”3 ayetlerini ve keza, “Allah’ın rahmeti gazabını geçmiştir.”4, Keza, “Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. O beni zikrettiği (andığı, hatırladığı) zaman onunla beraberim. O beni kendi nefsinde (kendi kendine) zikrederse, ben onu kendi nefsimde zikrederim. O beni bir toplulukta zikrederse, ben onu ondan daha hayırlı bir toplulukta zikrederim. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir kulaç yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim.”5 gibi rahmet kaynaklarını nasıl anlayacağız?
Rivayet edilir ki, hakkında azap kesinleşmiş olan adam Cehennem’e götürülürken, tereddüt yaşıyor. Allah bildiği halde meleklerine soruyor.
“Kulum tereddüt mü ediyor?” diyor.
Melekler:
“Affedildiğini sanırmış!” diyorlar.
Allah:
“Ben kulumun zannı üzereyim. Öyle sanıyorsa kulumu affettim. Cennete götürün.” diyor.
Emr-i MâlâYutak Yoktur
Böylesine bir rahmetten ve adaletten bahsediyorsak, biz de ona göre hazırlanmalıyız.
İslâmiyet’te güç yetirilmeyen teklif yoktur. Mükellef olmak için akıllı olmak şarttır. Akıl yoksa teklif yoktur. Teklif yoksa sorumluluk yoktur. Sorumluluk yoksa günahtan söz edilemez.
Genel kural: Kişi sadece teklif döneminden sorumludur. Aklî melekelerini kaybettikten sonraki tasarruflarından ise sorumlu değildir.
Hayatının öncesinde âkil ve bâliğ olan bir kişi, bilahare geçirdiği bir travma nedeniyle aklî melekelerini kaybetmiş olsa, aklî melekelerini kaybettikten sonra teklif ondan kalkar. Yani bu andan sonra yaptığı hiçbir şeyden sorumlu tutulmaz.
Fakat bu kişinin akıl ve baliğ olduğu dönemdeki mükellefiyeti ve tasarruflarındaki sorumluluğu saklıdır. Bu ayrıdır. Bu dönemden sorumludur.
Bununla beraber, Cenab-ı Allah, sonraki hastalığına merhameten dilerse bu dönemde yapılmış hataların bir kısmını veya tamamını bağışlar, dilerse de hesap sorar.
Biz şimdiden hiçbir şeyi garanti edemeyiz. Sadece şunu biliriz. Allah’ın kulları için rahmeti gazabından çoktur. Günahın karşılığında ceza görmek ile bağışlanmayı Bediüzzaman şöyle bir misal ile açıklıyor:
Zehir içen adamın, Allah’ın koyduğu âdil fıtrat kanununa göre hastalanması veya ölmesi lâzımdır. Eğer ölümden veya hastalıktan kurtulursa, Allah’ın fazlına mazhar olmuş olur.6 Bu demektir ki, Allah fıtrat kanunlarını bazen kullarının lehine değiştiriyor. Fakat kullarının aleyhine olacak şekilde değiştirmiyor.
Dipnotlar:
1- Zilzal Suresi: 7-8.
2- En’am Suresi: 54.
3- Araf Suresi: 7.
4- Aclunî, Keşfü'l-Hafâ, 1/448.
5- Buharî 8/171, Müslim 4 /2061.
6- Mesnevî-i Nuriye, s. 201.