"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

SÖMÜRÜLEN ‘ALTIN SAHİLLERİ’ ÜLKESİNDEKİ GANALI MÜSLÜMANLAR BİZİ BEKLİYOR

Suna DURMAZ
19 Mayıs 2013, Pazar
Maryam Wayo, “Gelin Ganalı Müslüman kardeşlerinize sahip çıkın. Kur’ân kurslarına, modern eğitim veren Müslüman okullarına ihtiyacımız var” diyor.

Ganalı Müslümanlar bizi bekliyorBir çok Müslüman gibi benim de zencilere olan sevgim, ilk inananlar arasında olan meşhur sahâbi Bilal b. Rebah el-Habeşi  ile başlamıştır. Müşriklerden Ümeyye bin Halef’in kölesi olan Bilal b. Rebah, efendisinin yapmış olduğu korkunç işkencelere göğüs germesi ve Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’a olan derin sadâkatiyle beni kendisine hayran bırakmıştır.
Amerikalı romancı Alex Haley’in “Roots” adlı tarihî romanından uyarlanmış olan “Kökler” adlı dizi filmin baş kahramanı Kunta Kinte ise zencilere olan sevgimi arttırmıştır.
1977-1983 tarihleri arasında TRT’de yayınlanan dizinin kahramanı Kunta Kinte, Batı Afrika taraflarında yerleşik olan Müslüman Mandinka kabilesine mensup, rüzgar gibi hızlı koşan, güçlü kuvvetli bir genç savaşçıydı; ama  ne yazık ki köle tüccarlarının tuzağına düşmüştü! Afrika ormanlarından kaçırılan yüzlerce zenci  ile beraber, 1750 yılında köle olarak Amerika topraklarında bulunan Maryland Annapolis’e getirilen Kunta Kinte, efendisi tarafından kendisine “Toby” adı verilmesine isyan ediyor ve her seferinde “Benim adım Toby değil, Kunta Kinte dir” diyordu. Kunta Kinte, ceza olarak kırbaçlanıp aç bırakılıyordu. Hatta, kırbaç ve açlıktan sonuç alınamayınca bacağı  dahi kesilmişti. Ama Kunta Kinte, köklerini koparıp kimliğini değiştirmek isteyen vahşi Batılılara asla boyun eğmemişti. Cesedi köle olarak çalışsa da, ruhu özgürdü. Çünkü o, Allah’a inanan bir Müslümandı.
İçinde bulunduğumuz şu modern çağda; Mehmet Âkif’in “Tek dişi kalmış canavar!” olarak tanımladığı Batı, farklı metodlar izleyerek dünyanın bir çok bölgesinde sömürgeleştirme ve köleleştirmeyi devam ettirmektedir; özellikle de Afrika’da. Batılı misyonerler; Afrika halkının fakirlik ve cehâletinden istifade ederek öğretmen, turist, tüccar ve gazeteci kisvesine bürünüp insanların akıllarını çelip dinlerini değiştiriyorlar. İşte aslen Müslüman olan Maryam Wayo, misyonerler tarafından  Hıristiyanlaştırılan binlerce Afrikalıdan biridir. Anaokulu öğretmenliği yapan Maryam Wayo otuz yıldır Kuveyt’te ikamet ediyor. Afrika’da  yaşanan trajedinin canlı şahidi olarak ihtida öyküsünü anlatmak üzere kendisini evime dâvet ettim.   
                                         
MÜSLÜMAN GANA
“Sözüme, kısaca ülkemi tanıtarak başlamak istiyorum. Batı Afrika’nın Gana Körfezi kıyısına bakan Gana, 238.537 kilometrelik yüzölçüme sahiptir. Fildişi Sahilleri, Togo ve Burkina Faso ile komşudur. 23 milyon nüfusu olan ülkenin başşehri Accra’dır. Nüfusun yarısı Hıristiyan ve yarısına yakını Müslüman olup, geri kalanı da mahalli dinleri takip etmektedirler. Ancak; nüfus dağılımı hakkındaki bu gerçek, gizlenmektedir maalesef. Müslümanların sayısı hızla artmasına rağmen, Hıristiyanların idaresinde olan resmî makamlar ısrarla Müslümanların oranını  % 16 olarak gösteriyorlar!
Önce Portekizliler, daha sonra da İngilizler tarafından (1896-1957) sömürülen Gana zengin yeraltı madenlerine sahiptir; özellikle de altın ve elmas rezervleri bakımından. Gana, İngiliz sömürgesinden kurtulan ilk Afrika ülkesidir. Sömürge döneminde adı “Gold Coast/ Altın Sahilleri” idi. 1957 yılında bağımsızlığına kavuşunca, tarihteki Afrika İmparatorluklarından biri olan Gana İmparatorluğunun ismini aldı.
10. yüzyılın sonlarında, Nijer havzası kabilelerinden olan  Müslüman el-Mândi kabilesinin Gana’ya hicret etmesiyle, Ganalılar İslâm dini ile tanışmışlar ve bir çok kabile Müslüman olmuş. Özellikle de ülkenin kuzeyinde yerleşik olan kabileler. Mandinka, Ligbi, Gonja, Dagomba, Brong, Nawura, Housa, Yaruba kabileleri İslâm’ı kabul eden büyük kabilelerdendir. Lâkin; cehâlet ve fakirlik yüzünden, Ganalı  bir çok Müslüman İslâm dini hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Gana toplumunda din, daha çok atadan torunlara intikal etmiş olan geleneksel örf ve âdet şeklinde yaşanmaktadır. Bu yüzden, bilgisiz Müslümanların çocukları kolayca misyonerlerin tuzaklarına düşebilmektedir. Müslüman bölgelerinde misyonerler cirit atıyorlar. Yiyecek, giyecek, eğitim, ilâç gibi ihtiyaç duyulan şeylerle gönül çalıyorlar. Bir kişi dahi Hıristiyan olsa, hemen kilise inşaa ediyorlar.
Açmış oldukları okullarda iyi eğitim veriyorlar ve bu okulların hepsi kilise bağlantılıdır. Çocuklar, ders programı içinde gösterilerek kiliselerdeki Pazar okullarına götürülüyorlar. İşte bu yolla, bir çok Afrika ülkesinde olduğu gibi, Gana’da da  binlerce çocuğun Hıristiyanlaştırıldığı acı bir gerçek olarak bilinmektedir.
Şimdiki başkanımız olan John Dramani Mahama, Hıristiyanlaştırılan Müslümanlara en güzel örnektir. Başkanımız, benim de kabilem olan ”Gonja” kabilesine mensuptur. Dramani bizim kabilenin dilinde “Abdurrahman”, Mahama ise “Muhammed” anlamındadır. Başkanın annesi hacca dahi gitmiştir. Ben de, misyonerler tarafından kandırılıp Hıristiyanlaştırılan binlerce Müslümandan biriydim. Kuşkusuz; Müslümanların iyi eğitim veren okulları olsaydı, başımıza bu felâket gelmezdi.”

CAHİL BIRAKILAN MÜSLÜMANLAR
“Babamın ailesi Gonja kabilesinin liderleri olmuşlardır. Kabilemizin şimdiki kralı ise benim amcamdır. Bizim kabilede sadece erkek çocukları okula gönderilirdi. Hatta, erkek çocuklarından okula gidemeyen de olmuştur. Veya sadece ilk okulu okumuşlardır. Babam eğitim alamamıştı, ama eğitime çok önem verirdi. Tabiî, kabile gelenekleri icabı yanlızca erkek çocuklarını okula göndermişti!
Gonja kabilesinin temsilcisi olarak bağımsızlık bayramı kutlamalarına katılmak için 1957’de başşehir Accra’ya giden babam, meslek sahibi ve aktif siyaset yapan Ganalı kadınlar olduğunu görünce, “Bundan sonra doğan kız çocuklarımı okula göndereceğim” diye ahd etmiş.
Babamın 6 eşi vardı. “Nasıl olur” diye şaşırmayın lütfen! Bu durum, Afrika’daki dinî cehâletin boyutunu göstermektedir. Babam bilinçli bir Müslüman olsaydı, 6 kadınla evli olmazdı elbette. Neyse, babam kendi kendine ahd ettikten sonra doğan ilk kız çocuğu ben olmuşum...                      
Okul çağıma gelince, modern bir eğitim almam için beni Hıristiyanların açmış oldukları okula gönderdiler. Öğretmenlerimiz ülkenin güney bölgesinden gelen Ganalı Hıristiyanlardı. Derslerimiz arasında, “İntroduction to the Cristiyanity / Hıristiyanlığa Giriş” diye bir dersimiz vardı. Bu ders çerçevesinde Pazar günleri kiliseye götürülürdük. Orada şarkı söyler ve eğlenirdik. Bize hediyeler verirlerdi. 7 yaşımda iken (2. sınıf)  bir çok öğrenci gibi beni de Babtist yaptılar ve adımı “Elizabeth” olarak  değiştirdiler. Bana, “Bak sana İngiltere kraliçesinin ismini verdik!” diyorlardı. Çocuk aklımla, “Hey kraliçe oldum!” diyerek seviniyordum.
Aileme benim adım artık “Elizabeth” dediğimde, olayın  farkına vardılar ve okula gidip durumu protesto ettiler, ama okul idaresi “Biz din değiştirmiyoruz. Kiliseye gitmek ders programı içindedir. Okulumuzu beğenmiyorsanız, çocuğunuzu başka okula gönderin” diye cevap vermişlerdi. Ailem iyi bir eğitim almamı istediği için, tehlikeyi göze alarak okulda kalmama müsaade ettiler. Ve ne yazık ki; Bediüzzaman’ın vasfettiği gibi itikadî yönden “Âmiyane tevhid” içinde oldukları için, aldıkları bu kararla affedilmez bir hata işleyerek,  beni dalâlete sürükleyecek olan yolun kapısını da açmış oldular!
“Arkadaş,Tevhid iki çeşit olur:
“Birisi âmiyâne tevhiddir ki, “Allah’ın şeriki yok ve bu kâinat O’nun mülküdür” der. Bu kısım tevhid sahiplerinin fikirce gaflet ve dalâlete düşmeleri korkusu vardır.”
“İkincisi hakikî tevhiddir ki, “Allah birdir, mülk O’nundur, vücut O’nundur, herşey O’nundur” der; lâyetezelzel bir itikada sahiptirler. Bu kısım tevhid sahipleri, her şeyin üstünde Cenâb-ı Hakk’ın sikkesini görür ve herşeyin cephesinde bulunan mührünü, damgasını okur. Ve bu sayede huzurî bir tevhid melekesi mâliki olurlar ki, dalâlet ve evhamın taarruzundan kurtulurlar.” (Bedîüzzaman, Mesnevî-i Nuriye)

En iyi dersim Hıristiyanlık dersiydi
“Hiç unutmam, en başarılı olduğum ders, “İntroduction to the Cristiyanity” adlı dersimiz idi. Günlük olarak İncil’den dersler okurdum. Bunu gören babam sık sık “Kızım onların ilmini al, dinini alma” diye tembih ediyordu, ama ben içten içe Hıristiyanlığı seviyordum. Hatta; onlarla münakaşa yaptığım zaman İncil’den örnekler veriyordum!
Annem ve babam okumuş insan olmadıkları için İslâm dini hakkında yeterli bilgi sahibi değillerdi ve beni  bilinçli bir Müslüman olarak yetiştirememişlerdi. İşte bu yüzden; benim için İslâm dini, dedelerimin dini olmaktan öteye geçememişti!
Meselâ; Ramazan ayında annem yemek yapar, komşulara dağıtmam için kapları elime tutuştururdu. Anneme “Niye oruç tutmamız gerek” diye sorduğumda, “Soru sorma! Oruç tutacaksın işte o kadar” diye cevap veriyordu. Ve ben, annemin bu şekilde verdiği cevaplardan çok sıkılıyordum...
Kardeşlerimden Hasan ve Yakup da benim gittiğim okula gidiyorlardı. Okul, Yakub’a “Paul” ismini vermişti; Hasan’a da İzhak. Ne yazık ki, kardeşim Yakup, Paul adında bir Hıristiyan olarak yaşadı ve 20 yaşında iken de boğularak öldü. Müslüman doğan kardeşimin Hıristiyan olarak öldüğünü hatırladıkça, yüreğim öylesine yanıyor ki!!!
Hasan ise, kendisine verilen ismi asla kabul etmedi. Her defasında “Ben İzhak değil, Hasanım” derdi. Çok hareketli bir çocuk olduğundan, okul idaresi onu bir türlü zaptedemedi! Hasan kiliseye gitmemek için okuldan kaçardı. Öğretmenler tarafından hediye olarak verilen pirinç kutularını  da tekmeleyip pirinçleri yere saçardı!
Hasan, “Hasan” olarak yaşayıp öldü, ama onun da çocukları Hıristiyan oldu. Hasan Hıristiyan bir kadınla evlenmişti. Kadın evlenirken Müslüman olmayı kabul etmişti. Meğer, Müslüman olmamış ve gizli gizli kiliseye gidermiş. Kardeşim bunu keşfedince çok üzüldü ve arkasında Rabia, Feride, Aişe, Fatma ve Abid adlarında 5 evlât bırakarak vefat etti. Kardeşim ölünce, gelinimiz bizimle alâkayı kesti. Mahkeme yolu ile çocuklardan bir kısmını almak istedim, ama başaramadım. Şimdi ise, anneleri ve kilise tarafından çok dindar Hıristiyan olarak yetiştirilen yeğenlerim ile görüşemiyorum.” 

En hayırlı eş size Rabbinizi tanıtandır
“12 yaşımdayken babam vefat etti. Bizim kabile âdetlerine göre, amcalar baba hükmündedir. Kardeşleri vefat ederse, geride kalan yetimlere bakmak zorundadırlar. Bu yüzden, babam ölünce amcamın yanına yerleştim. Amcam ve yengem de namaz kılarlardı. Ama sorduğum sorulara onlar da cevap veremezlerdi. Aslında, yüreğimin bir tarafı “Müslüman olan bir ailenin kızı nasıl Hıristiyan olabilir?” diyordu, ama etrafımda beni şaşkınlıktan kurtaracak olan bir insan yoktu. Keşke önüme biri çıksaydı da, bana “Yeter artık saçmalığı bırak! Kilise ve İncil senin neyine? Sen Hıristiyan değil, Müslümansın” deseydi. Ama kimse bunu söylemedi ve ben tam 18 yaşıma kadar bilfiil Hıristiyan olarak yaşadım; tâ ki eşim Ahmed ile tanışıncaya kadar...                                         
Ahmed, Gana’nın güney bölgesinden idi. Ailesi dindar bir aile olarak tanınıyordu ve aralarında âlimler de vardı. Ahmed, temelde İslâmî bir eğitim almış ve Kuveyt hükümetinin bursunu kazanarak Kuveyt’e gitmişti. Evlenmeye karar verince, kuzeyden iyi bir ailenin kızıyla evlenmek istediğini yakın arkadaşına söylemiş. Bu arkadaş, benim kuzenimin de arkadaşı olduğu için kendisine gelin adayı olarak beni tavsiye etmiş. Ahmed’in evlenme teklifi bana iletildiğinde “Aaa kesinlikle kabul etmem! O bir Müslüman; onunla evlenirsem beni tepeden tırnağa kapatır ve ben bu işe gelemem” diyerek teklifi reddettim. Sonunda, yapılan israrlar karşısında bir kereye mahsus olmak üzere görüşmeyi kabul ettim. Ahmed ile buluştuğumuzda, ilk yaptığı şey adımı sormak oldu. Kendi kendime, biraz da dalga geçerek, “Amma garip adam ha! Adımı bildiği halde soruyor?” dedim. 7 yaşımdan beridir, bana adımı sorduklarında, hep “Elizabeth” diye söylerdim. Subhânallah! Nedendir bilmiyorum, bu sefer “Adım Maryam” dedim.
Ahmed bana soru sormaya devam etti.
-Annenin adı nedir?
-Annemin adı Fatma.
-Peki nenelerinin adları nedir?
-Meymûne ve Selma.
-Maryam sen Müslümansın, ancak seni Hıristiyanlaştırmışlar. Ben seninle evlenmek istiyorum. Şehâdet getir ve aslına dön! dedi.
Sanki yıllardır bu anı bekliyormuşum gibi, hiç  itiraz etmeden kalkıp abdest aldım ve şehâdet getirdim Elhamdülilah. Allah Ahmed’den razı olsun, beni itikadî dalâletten kurtararak çok hayırlı bir iş yaptı.”                                               
“Hamd, bizi buna eriştiren Allah’a mahsustur. Eğer Allah’ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık” (Araf Sûresi,43. âyet)
(Onlar şöyle yakarırlar): “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.”( Âli İmran Sûresi 8. âyet)

İslâm’ı yürekten kabul ettim
“Bu mutlu  olaydan sonra Ahmed Kuveyt’e döndü. Giderken, evlilik için değil de, kendim için yürekten inanan bir Müslüman olmamı istediğini ve İslâm hakkında öğrenmek istediğim şeyler olursa, ona yazmamı söyledi. Ahmed ile sürekli yazıştık. İslâm hakkındaki bütün sorularıma ikna edici cevaplar veriyordu. İslâm dini hakkında iyice tatmin olduğumda, Ahmed ile evlenmeyi kabul ettim.
Yaz tatilinde Gana’ya gelen Ahmed, beni ailemden istedi. Amcalarımdan bazıları, Ahmed ile evlenmeme karşı çıktılar. Geleneklerimiz icabı, evlilik gibi önemli meselelerde son sözü söylemek büyük amcamın hakkıydı. Büyük amcam kabilemizin reisiydi ve bizimle aynı şehirde oturmuyordu. Bu yüzden; Ahmed, hoca olan amcasıyla birlikte büyük amcamın yanına gitti. Güzel bir konuşma yaparak beni amcamdan istemişler.
Ahmed’in dindar bir genç olduğunu gören amcam “Keşke benim oturduğum şu reislik tahtında siz otursaydınız ve ben de sizin yerinizde olsaydım. Siz Allah katında benden daha iyisiniz. Çünkü siz İslâm dininin emrettiği gibi yaşıyorsunuz. Bununla beraber; bilesiniz ki bizim ailede kızlar mehirsiz evlendirilmezler” demiş.
Bu sözü duyan Ahmed ve amcası “Eyvah yandık! Maryam kabile reisinin yeğeni olduğuna göre, mehiri çok yüksek olacak!” diye düşünmüşler. Amcam “20 dolar ve 100 kola meyvesine kızımı Ahmed’e verdim hayırlı olsun. Hemen düğün hazırlıklarına başlamaları için, şimdi bir mektup yazıp sizin elinizle kardeşlerime göndereceğim” diyerek onları şaşırtmış.
Şu bir hakikat ki; sevgili amcam bu şekilde davranmakla dünya ve ahiretimin kurtarılmasına çok büyük destek olmuştur.
“Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse, kızınıza talib olursa onunla kızınızı evlendiriniz. Böyle yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir ahlâkî bozulma meydana gelecektir.” ( Hadis-i Şerif. İbn Mâce, Nikâh)
“Kadınların en hayırlısı, yüzü güzel nikâh parası az olandır” (Hadis)
“En hayırlı nikâh en kolay olanıdır” (Hadis)

Tesettüre büründüm
“1982 yılında Ahmed ile evlenip Kuveyt’e geldim. Vakit geçirmeden İslâm Tanıtma Merkezi’nin İslâmî İlimler kurslarına katıldım. Kurslar sayesinde İslâm dininin güzelliğini öğrendikçe, “Ah ben ne yapmışım!?” diye hayıflanıyor, Rabbimden ayrı geçirdiğim günlerin acısını içimde hissediyordum...
Kendimi affettirmek için dinimi çok iyi öğrenmek istiyordum. Lâkin; tek sıkıntım vardı. O da tesettüre bürünmek idi. Tesettürün İslâm’ın emri olduğuna ve kadını koruduğuna inanıyordum, ama örtünmek nefsime zor geliyordu!
Bir gün, eşim evde yokken kapı çaldı. “Kim o?” diye seslendim. Kapıdaki kişi “Ben Ahmed’in Yemenli arkadaşıyım” diye cevap verince, kapıyı açtım. Bana, “Siz Ahmed’in eşi misiniz?” diye sordu. Ben de “Evet” dedim. Yüzünde garip bir ifadeyle “Garip!” dedi. Ona “Niye garip?” dedim. Önce sustu, sonra “Ben Ahmed ile beraber Kuveyt Üniversitesi’nde okudum. Ahmed’i çok dindar olarak bilirdik. Sizi örtüsüz görünce şaşırdım” dedi ve başka bir şey söylemeden arkasını dönüp gitti.

Doğrusu donup kalmıştım!
Atasözlerimiz arasında “Erkeği yücelten kadındır” diye söz vardı. O söz aklıma geldi. Kendi kendime “Adam doğru söylüyor” dedim. Akşam eşim eve gelince “Ahmed ben örtünmeye karar verdim” dedim. Baktım Ahmed “Çıt” ses çıkarmıyor. Sözümü tekrar ettim; Ahmed’den yine ses yoktu. Ahmed’e “Örtünmek istiyorum dediğimde sevineceğini zannetmiştim. Ne oldu sevinmedin mi?” diye sordum. Ahmed, “Ben sana örtü hakkında yeterince konuşarak vazifemi yaptım. Sen örtüneceksen benim için değil, Rabbinin emri olduğu için örtün” dedi. Bunu duyunca, “Emin ol ki; Rabbimin emri olduğu için örtüneceğim, senin için değil. Hadi kalk, hemen şimdi çarşıya gidip örtü alıyoruz” dedim.
“Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısım müstesna. Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapayacak surette) koysunlar. Zinet (mahal)lerini kendi kocalarından, yahut kendi babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut kendi oğullarından, yahut kocalarının oğullarından, yahut kendi biraderlerinden, yahut kendi biraderlerinin oğullarından, yahut kardeşlerinin oğullarından, yahut kendi kadınlarından, yahut kendi ellerindeki memlûkelerden, yahut erkeklerden yana ihtiyacı olmayan hizmetçilerden, yahut henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Hepiniz Allaha tövbe edin ey mü’minler. Tâ ki korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız.” (Nisa Sûresi 30. âyet)
Lütfen Ganalı Müslümanlara sahip çıkın!
 
“1982 yılından bu yana, yaz tatillerinde ülkeme gittikçe, Kuveyt’te öğrendiklerimi etrafımdaki insanlara anlattım. Kur’ân kurslarının açılmasında aktif rol aldım. Tesettür mevzuu ve Aids hastalığı konusunda radyo konuşmaları yaptım. Müslüman dul kadınları, kendi geçimlerini sağlamaları için küçük ticaret yapmaya teşvik ettim. Son sözüm şudur: Türk kardeşlerimizi Gana’ya dâvet ediyorum. Gelin Ganalı Müslüman kardeşlerinize sahip çıkın. Gana’da yatırımlar yapın, hem siz kazanın, hem de Ganalılar. Kur’ân kurslarına, modern eğitim veren Müslüman okullarına, hastahanelere âcilen ihtiyacımız var.
Lübnanlı Şiîler 20 yıldır Gana’da faaller. Ziraat alanında yatırım yapıp, İslâmî okul ve kurslar açtılar. Bu okullarda da Şiî öğretileri üzerine tedrisat yapıldığı için, öğrenciler arasında mezhep değiştirenler oluyor. Bu da Ganalı Müslümanların karşılaştıkları başka bir problem.”
“Bizim düşmanımız cehâlet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı; san’at, marifet, ittifak silâhıyle cihad edeceğiz.”
(Bediüzzaman, Divan-ı Harbi Örfi)
Okunma Sayısı: 3423
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı