Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 09 Eylül 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Mustafa ÖZCAN

Ahmet Cevdet Hoca



Hayalimdeki esaslı projelerden birisi de ‘vaizler kitabı’ yazmak ve tarihteki meşhur vaizleri tadat etmek. Hasan-ı Basri’den beri gelen meşhur vaizlerin dökümünü çıkarmak. Esasında Diyanet gibi kurumların meşhur vaizler, kurralar, imam ve müezzinler diye serisi olmalıdır. Ahmet Cevdet Hoca da son devir vaizlerinden birisiydi. Orhan Camii Şerifinde hitam-ı misk sayılabilecek hüsn-ü hatime kabilinden bir sonla ebedî âleme yolcu edildi. Oğlu Selahaddin Şimşek ile hasbe’l kader bir dostluğumuz vardı. ‘Askerler ayakta ölür’ diye bir tabir vardır. Aslında bu tabirdeki asker ifadesi yiğitten kinayedir. Bu söz en iyi de Selahaddin gibi arkadaşlara yakışırdı. Ölümü zor oldu, ama arkada bıraktığı sevgi seli bir çok kişiyi gıbta ettirdiği gibi, birçok kişinin de kıskançlık damarlarını tahrik etti. Selahaddin, Necip Fazıl’ın dediği gibi meclislere sığmayan ve daima bir gömlek büyük gelen bir adamdı. Bundan dolayı meclisler kendisini kıskanmıştır. O da meclisini kahvelere kurmuş kahraman bir arkadaştı. Babası da kürsü kahramanı idi. Hasan Basri’lerin çağdaş versiyonu.

Adapazarı’na gittiğimde yine aşina meclislerden geçerken yeğeni Necmettin Şimşek ile tanıştık. Yine teberrüken amcazadesi ve dedesini, yani Ahmet Cevdet Hoca’yı anlattı. Ahmet Cevdet Paşa tarihçiliğimizde ve fakihliğimizde son klasikti. Yeri dodurulamadı. Osmanlı’nın son klasiği Ahmet Cevdet Paşa idi. Türkiye Cumhuriyeti ulemasının da son klasiği Ömer Nasuhi Bilmen’di. Belki de son vaiz klasiklerinden birisi de Ahmet Cevdet Hoca idi. Onun Timurtaş veya Abdülhamid Keşk gibi ateşli ve ondan da öte vaizlerin piri Hasan Basri gibi içten ve müessir konuştuğunu bilmiyordum. Zira biz Adapazarı’na gelmeden çok önceleri o vuslat kapısından geçmişti.

Ahmet Cevdet Hoca çok ilginç bir kişiliktir. Eski cumhurreislerinden ve genelkurmay başkanlarından Cevdet Sunay’ın askerlik arkadaşlarındandır. Cevdet Sunay ile kıta arkadaşlığı yapmış. İki yıl Irak cephesinde İngilizlere esareti var. Esarette hafızlığını bile unutmuş. Ama daha sonra İnönü döneminde atıl hale gelen Orta Camiini ihya ederek burada hatimle teravih namazı geleneğini başlatarak o geçici hafızlık kaybının onda ne derece bir kadirbilirlik haline dönüştüğünü ortaya koyar. Esaret sonrası kendisine esirlik dönemi maaşı ödenmek istendiğinde bunu reddeder ve tutarını orduya bağışlar. Kuvvetli vaazlarından dolayı muayyen makamlara şikâyet üzerine şikâyetler gider. Kendisini seven ve takdir eden savcılar ise kahve ikram edip uğurlarlar. Soyları sopları Batum’a dayanıyor. Aile Batum’dan geliyor ve Gölcük Haseneyn köyüne yerleşiyor. Sanki Kafkaslardan kopup gelen bir başka Muhammed Zahid el Kevseri, sanki bir başka Şeyh Şerafeddin Efendi. 1307 (1891) tevellüt eden Cevdet Hoca 6 Mart 1966 tarihinde kürsüde vefat eder. Böylece bir kürsü şehidi olur. Tam da cemaata fena fil’l makam olarak Arafat’a çıkan hacıları anlatmaktadır. Fatih Medresesi’nde okuyor ve tahsili sırasında kimi yakınlarına göre Bediüzzaman’la karşılaşıyor ve Bediüzzaman sırtını sıvazlıyor ve âlim olacağını müjdeliyor. Babaannesi Çerkez asilzadelerinden olan Gürcü bir aileye mensup. Ahmet Cevdet Hoca üç kardeşten birisi. Diğerleri, İbrahim Remzi ve Süleyman.

***

1926 yılında Adapazarı’na göç ediyor ve burada vaazlar veriyor ve bu vaazlar 1966 yılına kadar aralıksız devam ediyor. Bu sırada şehre iki defa eski silâh arkadaşı Cevdet Sunay teşrif ediyor. Bunlardan birisinde genelkurmay başkanıdır ve 2. Tümeni ziyaret etmektedir. Bu sırada da hem ablasını, hem de eniştesi eğitimci Celal Akın’ı ziyaret etmek ister. Bu vesile ile yaverini Cevdet Hocayı celbe gönderir. Yaverler Orta Camiye destursuz bir şekilde paldır küldür girerler ve bunun üzerine yaverleri önce ayakkabılarını çıkarmaya dâvet eder ve onlar yeniden içeriye girdiklerinde ise Cevdet Sunay’a hitaben şöyle söyler: “Ben Ankara’ya gitseydim, kendilerinin ayağına gider ve ziyaret ederdim. Ama burada ona bizi ziyaret etmek düşer...” Böyle diyerekten mazeret beyan eder. Böylece sultanların ayağına gitmeyen eski ulemanın sünnetini ihya ve muhafaza eder.

The Guardian’ın işgüzarlığından sonra bugünlerde Çankaya’da başörtüsünden sonra seccade de gündeme gelir. Aslında Cevdet Sunay’ın Çankaya’ya siftahı besmele ile yaptığı söylenmektedir. Cumhurbaşkanlığı günlerinde Karakalpak’ta yaşayan ve vefat eden annesinin cenaze namazı (töreni) münasebetiyle yine Adapazarı’na gelir ve cenaze namazı Orhan Camiinde kılınır. Yine eski arkadaşı Cevdet Hoca’ya cenaze namazını kıldırması için dâvette bulunur. Cevdet Hoca yine kayıptır. Çankaya’ya besmeleyle çıkan Cevdet Sunay ise cemaat annesinin cenaze namazını kılarken kenarda protokolde beklemektedir. Bu manzarayı görenler Cevdet Hoca’nın kerametine yorarlar.

***

Kendisi zülcenaheyn hocalardan birisidir. Otodidakt ve İslâmî bir surette sürekli kendisini yetiştirir ve geliştirir. Bu arada Sami Efendi’nin de şeyhi olan Halil Fevzi Efendiye intisap eder. Bu onun ilmi kadar mahviyet yönüne de işaret eder. İlmin enaniyeti kendisinde yoktur. Sadece vakarı vardır. Orhan Camiinden maada Ağa Camii, Tozlu Camiinin (Gubarizade) yanında ihsaniye Camiinde de kadınlara vaazu nasihatta bulunur. Orta Camiiyi Adapazarı’nın bando merkezi olmaktan kurtardığı gibi burada meccanen imamet görevinde de bulunur. Zamanında Orta Camiinin Mehmet Zahit Kotkusu idi. 75 yaşında kürsüde vefat ediyor ve bazıları son sözlerinin şu olduğunu naklediyor: “Arafat’ta hacıları görüyorum...” Sanki Hazreti Ömer’in, ‘Ya Sariye dağa’a demesi gibi. Dik duruşunu ve mustağni halini oğlu Selahaddin Şimşek de tevarüs etmişti. Buna bazen dik durmak da diyorlar.

Ahmet Hamdi Akseki Diyanet reisi olunca kendisini şu mısralarıyla tebrik etmiş:

Kabz ile ruhu Şerafeddin-i Hak

Eyledi Riyaseti Diyaneti pak

Bu makama lâyık gördü

Aksekili Hamdiyi Hak

Sen Hüdanın lütfü inayetine bak!

Mezar kitabesini de şu sözler süslüyor.

Cevdet der ki namazına ed devam.

Rıza-yı haksa ger maksudu meram.

Bırakma dilinden kıl zikri müdam.

Herbir nefes alıp verdiğin zaman...

09.09.2007

E-Posta: mustafaozcan@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (08.09.2007) - İksir-i hayatî

  (06.09.2007) - Toynbee’nin tarihî kehaneti

  (05.09.2007) - Simyası ve kimyası bozulanlar

  (03.09.2007) - İhvan ve AKP

  (02.09.2007) - İhvan ve AKP

  (31.08.2007) - Tüketim, tükenmektir!

  (30.08.2007) - Yeni Kalvinistler; Müslüman Kapitalistler

  (29.08.2007) - ‘Şer odakları ve sinsi planlar’

  (28.08.2007) - Protokol başörtüsü

  (27.08.2007) - Negatif baskı

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri