"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman, “Benim vatan-ı aslim Isparta’ymış”

Abdülbakî ÇİMİÇ
16 Aralık 2019, Pazartesi 00:22
Bediüzzaman’ın Hayâtı’ndan Tesbitler - 9

Bediüzzaman Hazretleri Risâle-i Nur Külliyatı’nın birçok yerinde Isparta ile ilgili açıklamalar yapar. İlk önce 1926 Mayıs’ında Burdur’a, oradan da 25 Ocak 1927’de Isparta’ya nakledilir, sonrasında ise “Ücra bir köşede, mahrumiyetler, kimsesizlik ve gurbet hayatı içinde kendi kendine ölür gider” düşüncesiyle dağlar arasında tenha bir yer olan Isparta vilâyetine bağlı Barla nahiyesine gönderilmeye karar veriliyor.” 1

 Bediüzzaman Hazretleri hayatının Üçüncü Said devresi olan 1953 senesi yaz aylarında Emirdağ’ından Isparta’ya tekrar gelir. Isparta’da pek çok sadık talebeleri olur. Daha evvel gönderdiği mektuplarında Isparta’yı taşıyla, toprağıyla mübârek olarak tavsif eder. Risâle-i Nur’un zuhuru ve intişarıyla vücut bulan mânevî hayatının idamesine en kuvvetli medâr Isparta olduğunu beyan buyurur. Filhakika, Isparta, Bediüzzaman’ın bu iltifatına lâyık olduğunu uzun senelerdeki hâdiselerin şehadetiyle ispat etmiş ve göstermiştir. Çünkü Risâle-i Nur’un birinci medresesi ve te’lif yeri olan Barla, Isparta’nın bir nahiyesidir. Risâle-i Nur’un büyük mecmuaları burada te’lif edilmiştir. Bu cihetledir ki Bediüzzaman Hazretleri Isparta topraklarına çok ehemmiyet vermiş ve eserlerinde Isparta ile ilgili açıklamalarda bulunmuştur. Çünkü “Isparta Vilâyeti, sekiz seneden beri Risâle-i Nur’un müellifini sînesinde saklamıştı ve Barla gibi şirin bir nâhiyesinde, Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve keremiyle muhâfaza etmişti. Bu müddet zarfında yavaş yavaş intişâr eden Risâle-i Nur’dan, Isparta’da binler âdem, îmânlarını takviye ettiler. Bilhâssa gençler pek çok istifâde ve istifâza ettiler.” 2

Bediüzzaman Hazretleri eserlerinde epey tahşidâd yaptığı Isparta ile ilgili bir mektubunda da şunları yazmıştır: ”Aziz kardeşlerim, Ben, sizin yüzünüzden Isparta’yı ve havâlisini taşıyla, toprağıyla seviyorum. Hattâ diyorum ve resmen de diyeceğim: Isparta hükümeti bana ceza verse, başka bir vilâyet beni beraet ettirse, yine burayı tercih ederim. 

Evet, ben üç cihetle Ispartalıyım. Gerçi tarihçe ispat edemiyorum; fakat kanâatım var ki, İspârit nahiyesinde dünyaya gelen Said’in aslı buradan gitmiş. Hem Isparta vilâyeti öyle hakikî kardeşleri bana vermiş ki; değil Abdülmecid ve Abdurrahman, belki Said’i onların herbirisine maalmemnuniye feda eylerim.”3 Burada da geçtiği gibi Bediüzzaman Hazretleri farklı bir noktaya ve hakîkate işaret etmektedir. Bir başka eserinde ise “İki asker, kemâl-i sevinçle, gayet dostâne, “Sen Ispartalısın, bizim hemşehrimizsin.” derler. Üstâd da; Ben de dedim: “Maaliftihâr, her cihetle Ispartalıyım. Isparta taşıyla, toprağıyla benim nazarımda mübarektir, benim vatanımdır ve herbiri yüze mukâbil, yüzer ve binler hakikî kardeşlerimin meskat-ı re’sleridir.” Evet, bu havaliye gelen Ispartalılar asker olsun, başkalar olsun, ekseriyet-i mutlakayla beni hemşehri biliyorlar. Hangisi benimle görüşüyor, “Sen Ispartalı mısın?” Ben de diyorum: “Maaliftihâr, ben Ispartalıyım.” Ve Isparta’da o kadar hakikî kardeşlerim ve akariblerim var ki, meskat-ı re’sim (doğum yerim) olan Nurs karyesine pek çok cihetlerle tercih ediyorum. Ve büyük Isparta’nın bir küçük evlâdı hükmünde olan İspârit nahiyemize, büyük Isparta’nın birtek köyünü tercih ediyorum. O kadar hâlis, kahraman kardeşleri bana veren Isparta, taşı da, toprağı da bana ve belki Anadolu’ya mübarek olmuş. İnşâallah hem Anadolu’ya hem âlem-i İslâma neşrettikleri Nur tohumları birer rahmete mazhar olur, sümbül verir. Hem gıda, hem ziya, hem deva olup mânevî galâ ve veba ve zulmü ve zulmeti dağıtır.” 4 denilmektedir. Bu mektupta da Bediüzzaman’ın Isparta ile ilgili hassasiyetini ve ısrarını te’yîd ettiğini görüyoruz.

Yine On Üçüncü Şuâ’da “Evet, ben üç cihetle Ispartalıyım. Gerçi tarihçe ispat edemiyorum; fakat kanaatim var ki, İspârit nahiyesinde dünyaya gelen Said’in aslı buradan gitmiş.” 5 diyerek kendisinin üç cihetle Ispartalı olduğunu söylüyor. Özellikle “İspârit nahiyesinde dünyaya gelen Said’in aslı buradan gitmiş” cümlesi çok manidârdır. 6

Mehmet Sözer (Tenekeci Mehmet Efendi) Anlatıyor: “Üstad’dan dinlemiştim, buyurmuştu ki: “Bana vaktiyle mânen, ‘sen Isparta’ya git’ denilmişti. İspârit namında bizim nahiyemiz vardı. Ben orası zannetmiştim. Yanlış anlamışım. İspârit nahiyesi zannetmiştim. Benim vatan-ı aslim, bu Isparta’daymış.” 7

Dipnotlar:

1- Tarihçe-i Hayat, s. 238. 2- Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 17. 3- Şuâlar, s. 295. 4- Kastamonu Lâhikası, s. 254. 5- Şuâlar, s. 295. 6- Isparta ve İsparit üzerine ayrı bir araştırma yapmak gerekiyor. 7- Son Şahitler 2. Cild s. 15.

Fotoğraf: Erhan Akkaya

Okunma Sayısı: 2649
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mürsel

    16.12.2019 14:54:29

    Haikat ve kardeşlik noktasında çok mühim bir mesele.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı