Yeni Asya’nın mümtaz kalemlerinden, hayatını ilme vakfeden ilahiyatçı öğretmen İbrahim Günaydın, geçen hafta dualarla ahirete uğurlanmıştı.
Ankara - Cevher İlhan
cevher@yeniasya.com.tr
Geçtiğimiz Cuma günü Hakkın rahmetine kavuşan Yeni Asya’nın kadim yazarlarından ilâhiyatçı öğretmen İbrahim Günaydın, memleketi Bolu Gerede’nin Kalaç köyünde dualarla ebediyete uğurlandı. Mezaristanda toprağa tevdiine ve taziyesine katılanlar, İstanbul Yüksek İslâm Enstitü’ndeki yıllarını, hayatını ilme ve eğitime adamasını, yazılarını, araştırmalarını, öğretmenliğinde öğrencilerini ve gençleri Nur derslerine yönelten muvaffakiyetli hizmetlerindeki gayretlerini takdirkârâne hatıralarla yâd ettiler. İbrahim Hoca, köyünde, dedelerinden kalma Arapça ve dinî ilimleri tahsil geleneğiyle, fıkıh ve tefsir kitaplarının bulunduğu kütüphanesi olan, Risalelerin Osmanlıcasının okunduğu mübarek bir evde dedesinden dinlediği, medresede okumuş babasından aldığı dersle sarf-nahiv ilmine vâkıftı. Bundandır ki “hafâ toprağı”nda neşv-ü nemâ bulan tam mahviyet ve tevazu sahibi bir gizli âlimdi.
Son yıllarda Ankara Fidan’daki derslerde, bilhassa “içtimaî dersler”de, sohbetlerde, okunan bahislere dair -ancak ricayla- “alet ilmi”ne vukûfiyetle “âlî ilim” Kur’ân tefsiri Risale-i Nur’u ayet ve hadisten teyidle Kur’ânî ve Peygamberî beyanlarla izahları dikkate değerdi. Risaleler ekseninde ilmî tesbitlerle hulâsalı şerhler yapar; dinî konuların yanı sıra özellikle “meşrutiyet/demokrasi,” “hürriyet” ve “adalet”e dair meseleleri ayetlerin tefsiriyle okurdu.

Arapça İşârâtü'l-İ'caz'ı mütalaası
“Kur’ân’dan mana istihracı”na dair -Zamahşeri’nin Keşşafı gibi- Bediüzzaman’ın avcı hattında, at sırtında, düşman gülleleri altında o kıyametlerde, dağ ve tepelerde yazdığı İşârâtü’l-İ’caz kitabındaki “Kur’ân’ın bazı hakikatleriyle nazmındaki i’cazına bazı işaretleri,” harf ve harekelerindeki tefsirleri muhtevalı misallerle takviye ederdi. Bir derste “Kur’ân’ın belağatındaki mu’cizeliği”yle ilgili yalancı peygamber “Müseylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ve rüsvay eden kizbdir (yalandır)” kısmında, yanında getirdiği ve üzerine Arapça -Türkçe notlar düştüğü Bediüzzaman’ın Arapça “İşârâtü’l-İ’caz Fi Mizâni’il İcaz’ (İcaz yerlerinde İ’caz [mu’cize] işaretleri)” kitabında bazı nükteleri nazara vermişti. Müseyleme-i Kezzab’ın Karia Sûresine nazire olarak taklit ettiği meşhur “El filû - me’l filû ve mâ edrâke me’l filû, sahibü zenebün kasirün ve hortumün tavilün’ (Fil, nedir fil? Filin ne olduğunu sana ne bildirdi? kuyruğu kısadır, hortumu uzundur”) uydurmasına dönemin fesahatli şâirlerinden olmasına rağmen halkın arasında aşağılanıp gülünç duruma düşürülmesi mevzuunu okumuştu. Bunun üzerine Arapça İşaratü’l-İ’caz’dan mütalaalı ve müzâkereli ders sözünü almış hatta hastaneye kaldırılması öncesi iştirak ettiği “son ders”te dersin zamanını konuşmuştuk; kısmet olmadı. İnşallah ayetteki “Naim Cennetlerinde, kendilerine ikramda bulunulan karşılıklı koltuklar, tahtlar üzerinde oturup Cenab-ı Hakk’ın rahmetinin, misalî-nuranî manzaraların tefekkürüne tehir edildi. 1

Son yazısı, "son tebliği" oldu
Bir buçuk aydan fazla hastanede yatan, son birkaç hafta yoğun bakımda kalan İbrahim Günaydın’ın önceden yazıp Ankara Temsilcimiz Mehmet Kara’ya gönderdiği -daha yayınlanmamış- yüzden fazla yazıdan gazetemizde -vefatının ertesi günü 10 Ocak 2026 Cuma tarihinde yayınlanan son yazısı “son tebliği” olarak tecelli etti.
Yazısına “Kur’ân’ın ilk sûresinin ilk âyeti, ‘Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Övme ve övülmeye, hamd edilmeye, yüceltilmeye ve şükredilmeye lâyık sâdece Allâh’tır.’ Övgüye, tâzime, ibadete lâyık ve her şeye hükmeden O’dur. ‘Elhamdülillah’ bir cümle-i Kur’âniyedir” diye başlaması oldukça mânidardı. Hazret-i Mevlâna’nın Mesnevî’sinden, Hasan Basrî Hazretleri’nden nakillerle “manaya (Hakk’a) bakıp yolu bulma”ya atıfta bulunan İbrahim Hoca, “Çünkü insan; âciz, fakir, muhtaç, güçsüz ve gözle görülmeyen bir mikroba mağlup olur” ifadesiyle âdeta hastalığını haber vermesi ibretliydi.
Günaydın’ın son yazısı: Hakk’ı övmeyip mahlûku övmek yanlıştır
Bir veda, rahmet ve Cennet müjdesi
Yine Bediüzzaman’ın Mektubat’ındaki “ilm-i nahiv ve beyân kaidelerinin iktiza ettiği en kısa manasıyla “Cenneti ve içindeki harika nimetleri bize takdim eden odur. İman ve İslâm nimeti ile bizi şerefli kılan O’dur”la devam eden tesbitleri, imanla kabre girip “Cennete ve içindeki hârika nimetlerin takdimi”ne mazhariyetinin -inşaallah- bir rahmet ve Cennet “müjdesi”ydi.

“İnsana yakışan; yalvarmak, dua etmek ve Samed olan Allah’a her saniye muhtaç olduğunun şuurunda olmaktır” hükmünün ardından yazısının “Elhamdülillahi Rabbilâlemîn’; iman, İslâm, ihlâs, hamd, şevk, ümit, Kur’ân ve Sünnet üzere kalınız…” temennisiyle bitmesi, “hoşça kalın” dercesine “Allaha ısmarladık!” vedası olarak okundu.
Berzah sabahına "günaydın"la uyanmak
Duamız odur ki İbrahim Hoca, iman ve Kur’ân hizmetine, ihlâsına, samimiyetine, masumiyetine, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyeyle geçen “sade ve temiz hayatı”na mükâfaten, Cennet meleklerinin “selâmün ‘aleykum tıbtûm fedhulûhâ hâlidîn…’ ‘Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve Cennet bekçileri onlara şöyle der: ‘Size selâm olsun, hoş geldiniz!’ Tertemiz oldunuz. Artık ebedî kalmak üzere Cennete girin!” hoşâmedisiyle karşılanacaklar arasında yer alacaktır.2 Ve inanıyoruz ki İbrahim Günaydın, bu manayla meleklerin “günaydın/gününüz aydın olsun, Cennetle ebedî hayatınız aydınlansın!” hitabına mazhar olacaktır. Sâkin yaşadığı gibi sessizce bir melek gibi ahirete uçan İbrahim Hoca’ya rahmet ve mağfiret niyâzıyla...

Dipnotlar:
1- Saffat Suresi, 50-57., 2- Zümer Suresi, 73