"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Baston tutturanlar-2

Ahmet BATTAL
30 Nisan 2021, Cuma
Dünkü yazımızda “şifrepara piyasası oluşturdum” ya da “kripto borsası kurdum” diyenlerin internetten dâvet ettikleri acemi aktörlere yaşattıkları güven–güvensizlik denkleminden bahsettik ve devletin bu piyasaya ilişkin “görünüşte pasif” duruşunun arka planının merak edilmesi gerektiğini yazdık.

Bugün, Ankara’dan bürokrat bir okuyucumuzun, güveni merkezîleştiren bir başka sektörle, “evim”cilerle ilgili önemli bazı değerlendirmelerini paylaşalım. Şöyle: 

***

Malûm, bu sistem önceden beri uygulanıyor. Bilinen firmalar da var. Ancak Ankara’da Kızılay civarında bilhassa GMK Bulvarı ve Strazburg Caddesi’nde son birkaç yıldır çok fazla sayıda yeni rakipler ve oyuncular türedi. Benzer durum İstanbul’da ve başka büyük şehirlerde de var. Bunlar temelde dindar ya da muhafazakâr insanların faiz hassasiyetine hitap ediyorlar. Bir yönüyle ve bir bakıma “dayanışma temelli” güzel bir sistem. Ama belki içlerinden bazıları bu duyguyu kötüye kullanıyor da olabilir.

Faize ve bankaya bulaşmadan ev ya da araba edinmek isteyenlere “yardımcı olan” bu kurumların bu dönemde artmış olmaları basit bir tesadüf eseri olamaz. Sadece “sektörel gelişme” ile de izah edilemez. 

Mevcut siyasî iktidarın ve iktidar merkezli bürokrasinin zımni desteğini ve bir tür zımnî dokunulmazlığı kullanıp rahatça hareket edebiliyorlar. Ama nihayetinde bunun da sonu ciddî mağduriyetlere yol açıyor. 

Bu durumun şifrepara piyasasındaki risklerden farkı, dinî hassasiyetlere hitap edilmesi ve dolayısıyla bir yönüyle dindarlığın kullanılması ve dolayısıyla olumsuz sonuçlarda doğrudan dindarlığın zarar görmesi. 

Konu -zekâttan bile muaf durumda olan orta gelir düzeyindeki insanların ulaşabilmek için birçok fedakârlık yaptığı- ev ve binek gibi aslî ihtiyaçlar olunca ve hayal kırıklıkları yaşanınca tepkileri de çok keskin olabiliyor.

Yani bu sektördeki başarısızlığın ve güvensizliğin neticesi sadece ekonomik değil. Özellikle dindarlık konusunda mütereddit ve mütehayyir çoğunluk açısından sosyal ve hatta itikadî seviyede başka yansımaları da var. 

Farklı açılardan da olsa benzerini 28 Şubat 1997 sonrası süreçte “İslâmî holdingler” hikâyesi ile yaşadık. O zaman “dışarıdan müdahale” çoktu. Şimdi o tarz ve açık bir “düşmanca müdahale” yok ancak bu sefer de “muktedir olmanın rehaveti” var. 

Demek Peygamberimizin (asm) bir savaştan dönerken söylediği “şimdi asıl büyük savaşa başlıyoruz, nefsimizle cihada…” manasındaki Hadisinin ikazı bu asırda böyle tahakkuk ediyor.  

“Faize samimî olarak karşıyım” diyenler hem katılım bankacılığını hem de bu sistemleri güçlendirmeli. 

“Evim”cilerin özel bir düzenlemeyle mevzuata girmesi güzel, ancak esas mesele sonrası, yani denetim. Denetimin temeli de “kayırmama”ya dayanıyor. 

İktidarın ve devletin görevi bazılarını korumak ve kollamak değil, objektif biçimde ve daha hassas bir denetim yapmak olmalı.

***

Biz görüneni aktardık. Sorumluluk yetkili ve görevli olanlarda.

Okunma Sayısı: 1610
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı