Önce bunları yapan için soralım: Argo konuşmak mı daha zor adaletsizlik yapmak mı?
Ve yapanı gören için de soralım: Argo konuşmayı duymak mı daha zor adaletsizlik yapanı görmek mi?
“Ne alakası var bu ikisinin” diyebilirsiniz.
Alâkalı bir örnek üzerinden anlatalım.
Eski Star’lı, 1973 doğumlu, 2021’den bu yana başı örtülü bir gazeteci nîsâ. (Örtüsünün ve zamanının ne önemi var demeyiniz. Aşağıda göreceksiniz.).
Bu Hanım 2014’te Fransız eşinden ayrılmış, Bakırköy Aile Mahkemesi 12 yaşındaki kızının velayetini kendisine değil Fransız babaya vermiş. Baba da kızı Fransa’ya götürmüş. Bu tatsızlıklar sebebiyle intihara teşebbüs etmiş bir anne. (O hâkime 15 Temmuz 2016’dan sonra ne olduğunu merak etmiyor değiliz.)
“Ey Gazeteciler, Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i İslamiye ile müteeddip olmalı” hükmü başörtülüleri mutlaka kapsar, ama onu kapsıyor mu bilinmez.
“Gazetecilik erkek mesleğidir” diyerek erkekleşmiş olmalı ve “erkek dediğin argo konuşur” sonucuna varmış olmalı ki argodan uzak durmak gibi bir derdi yok.
Narin Güran cinayeti ile ilgili olarak X’teki bir sohbet odasında yaptığı tartışmada Güran ailesinden olan muhatabının kendisine yönelik argosuna daha kötü bir argo ile karşılık veriyor.
Konu sosyal medyada dalgalanınca bu argo sözleri sebebiyle “bana yakışmayan sözlerim sebebiyle tüm kamuoyundan özür dilerim” diyerek özür diliyor.
Böylece mesele kapanıyor(!).
Ama bu argo sözlerin arasındaki şu asıl cümle bu arada kaynıyor:
“Seni ters kelepçeyle aldırtmazsam ben de ..... değilim.”
İşte başlık bu sebeple yazıldı.
“Bu hanımefendinin(!) bu tehdidinin ciddiye alınmasına gerek” yok diyecek olan varsa yanılıyor zira bilsin ki bahsi geçen kişinin işi jurnal ve gücü resmî ciddiyet.
Bu hanımefendiye(!) hiç kimse “sen kim oluyorsun da günlük hayatta şu ya da bu sebeple cedelleştiğin birinin kapısına polis göndertmekle ve üstelik polise ‘ona ters kelepçe uygulayın’ talimatı vermekle tehdit edebiliyorsun, bu gücü nereden alıyorsun” demiyor.
Demiyor ve diyemiyor. Zira bu hanımefendi(!) aynı zamanda cumhurbaşkanı danışmanı hem de “baş”danışmanı.
Yani bu nîsânın Saraya giriş kartı var. İç avluya da girebiliyor mu yoksa sadece dış avluya mı girebiliyor bilemiyoruz, ama sarayda bir masasının ve altında gizli bir kasasının olduğu açık. Sadece kasadakiler gizli. Şimdilik.
Erdoğan zırhı ile zırhlanmış o nîsâlı odaların, kasaların ve masaların ne tür “iş takibi” işleri ve güç devşirmeleri için kullanıldığını bilmeyen kalmadı.
Polisin ve adliyenin ne hale düşürüldüğünü bu tür örnekler üzerinden görmek için yüksek ferasete filan gerek yok. Birazcık dikkatli bakan “neler oluyor bu devlete ve adaletine” diyebilir.
Argo kötüdür, ahlâkı bozar, terbiyeyi bozar, toplumsal ilişkileri bozar.
Ama adaletsizlik ve keyfîlik argodan bin kat daha kötüdür. Devleti bozar, düzeni bozar, devlete güveni yıkar. Toplum ve devlet ilişkilerini bozar. Bozar da bozar.
Adliyeyi ve yargı bürokrasisini kendi keyfine tabi edenlere “dur” diyecek bir düzene ihtiyacımız var.
Bu yeni düzen için de önce mevcut düzen değişmeli.