"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Birilerinin “mis gibi Türkiye”si-2

Ahmet BATTAL
07 Ocak 2026, Çarşamba
Bir yandan güzellik yarışması(!)nda birinci olup diğer yandan da podyuma çıkıp kendisini tebrik eden başörtülü annesinin bu sırada açılan yakasını bir refleks olarak örten Sıla Saraydemir örneğinin anlattıklarını bilhassa siyasetle ilişkisi yönünden incelemeye devam edelim.

Esasen konu kendi “doğru”larına uymayan kızını “hoşgören” ya da “hor görmeyen” anne modelinden  “yanlışını sahiplenen” anne modeline geçiş. Bunun bir adım sonrası ise o “yanlış”ı artık içselleştiren ve kendi “doğru”sundan vazgeçen anne modeli. 

Nitekim TV’lerdeki “sabah entrikaları” programlarında ya da “birbirimizi yemekteyiz” yarışmalarında görülen dudak uçuklatıcı örnekler bu modelin eseri. 

Bu türden bir ailede baba figürünün artık neye karşılık geldiğini de ayrıca düşünmek lâzım. 

Babaların da bilhassa helâl kazancın sınırları ve başkasına zulmetmekten kaçınmanın gerektirdiği fedakârlıkların sınırları gibi hususlarda oldukça esnek hale geldiği açık.  

Mertlik kaliteli istisna, eğrilik mebzul meta…

Dün, yani on sene önceki dün, sırf filanca gazeteye abone olmayı sürdürdüğü için komşusunu “hainler mezarlığı”na gömmeyi savunan esnaf, bugün o komşusunun cenazesinde imamın helâllik dileğine yüksek sesle “helâl olsun” diye cevap verebiliyor. İyi de o sana hakkını helâl edecek mi bakalım ve bunun için o ölmeden önce sen ne yaptın? 

Yani mesele “ahlâkın bireyselleşmesi” olarak görülüp geçilecek kadar basit değil. 

O podyumdaki genç kız annesi, 2002’de, yani AKP iktidara geldiğinde henüz kızını doğurmamıştı. 

“Dindar parti” algısını önemseyen bir iktidarın bu ahlâkî değişime etkisi açık. 

“Hayır, böyle bir parti ya da böyle bir etki yok” diyecek olan abone yorumculara cevabımız peşin: Temiz kardeşim, o, sen “yok” deyince yok olmuyor. Keşke olsa ama…

Başörtülü “first leydi”lerin makyajlı suratlarından başlayan bu akış siyasette ahlâkın araçsallaştırılmasına kadar düşüyor. 

Nesiller boyunca sosyo-ekonomik olarak geri kalmış kesimlerin “üst” gördükleri kişilerin eğersiz koşumsuz değerlerine sorgusuz boyun eğdiklerini ve hatta öykündüklerini görüyoruz. 

Evet, devletin sosyal ve maddî hizmetleri tabana yayılmaya başladı, ama ahlâkî terakki maddî terakkiye yetişemeyince böyle saçma sapan görüntülerde tecessüm eden bir toplum yapısı ortaya çıkıyor. “Sınıflar kaynaşıyor” demek de yeterli değil. 

Önceden “görünmez” olan dindar kesimler yirmi senede artık görünür hâle geldi. Ancak bu görünürlük, siyaseten ve kültürel olarak hâlâ pasif durumda ve kültürel ve ahlâkî kod üretme kapasitesi sınırlı kesimlere ait. 

Siyasî ya da kültürel bir tarafı olmayan bu görünürlük, dönüştürücü bir etki üretmek yerine mevcut sembolleri yeniden dolaşıma sokuyor ve bu sırada aktörlerin kendileri dönüşüyor.

Dindar nesil isteyen ve verdikleri tavizlerle iktidar olan dindarların bu yeni tabloya sadece “hoşgörü/tolerans” açısından bakamayacağı açık. 

“Demokratların iktidarı” yerine “dindarların iktidarı”nı isteyenler, bu tür bir iktidarı elde etmek ve elde tutmak için harcadıkları zamanı ve kaynağı samimi ve sivil dindarlık için harcamış olsalardı sonuç nasıl olurdu? 

Hep soruyoruz: Bir şehrin kanalizasyonundan akanlar o şehri tarikatçı bir belediye başkanı yönettiğinde değişiyor mu? Hayır. 

Peki, bir gönül adamı, kalplere akanla meşgul olmak yerine gaza gelip siyasete girip kanalizasyondan akanla meşgul olduğunda ne değişiyor?

Okunma Sayısı: 1100
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ahmet Cemil ÇÖKREN

    7.01.2026 19:34:43

    Yazı diziniz muhteşem bu yazı dizisini video şeklinde Yeniasya tv ye yüklerseniz etrafımızdaki okumayı sevmeyen kesimler de istifade eder.

  • ERDOĞAN KAPLAN

    7.01.2026 16:57:30

    Selamün Aleyküm sayın Enes yorumcu kardeşim sen bu iktidarın yaptığı hiç güzel şey yokmu diyorsun bende diyorum ki bir kapalı tesettürlü anne kızını kızını güzellik yarışmasında sergiliyorsa buna da hoşgörü ile bakıyorsa bundan daha büyük yıkım olurmu ALLAH aşkına iktidar maddi yönden bir şeyler yapmış olabilr pekiii bu annenin kızına yaptığına ne diyeceksin değerli hocam bir kaç günden beri önce sizin yazılarınızı takip ediyorum tam 12 den vuruyorsunuz RABBİM kaleminize güç kuvvet versin

  • Mehmet Türeli

    7.01.2026 16:49:23

    S- Hürriyeti bize çok fena tefsir etmişler. Hattâ âdeta hürriyette insan her ne sefahet ve rezalet işlerse, başkasına zarar etmemek şartıyla birşey denilmez diye bize anlatmışlar. Acaba böyle midir? C- Öyleler hürriyeti değil, belki sefahet ve rezaletlerini ilân ediyorlar ve çocuk bahanesi gibi hezeyan ediyorlar. Zira nâzenin hürriyet, âdâb-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyine olmak lâzımdır. Yoksa sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, Tarihçe-i Hayat - 81

  • Mehmet Türeli

    7.01.2026 16:20:06

    ..Şefkatli vâlide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. "Oğlum paşa olsun" diye bütün malını verir; hâfız mektebinden alır, Avrupa'ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor ve dünya hapsinden kurtarmağa çalışıyor, Cehennem hapsine düşmesini nazara almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak o masum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken davacı ediyor. O çocuk, "Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?" diye şekva edecek. Dünyada da terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için, vâlidesinin hârika şefkatının hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder. Lemalar - 200

  • Enes

    7.01.2026 01:12:09

    Ahmet hocam Müslümanların bu ülkeyi yönetme hakkı yok mu? Hakkı da geçtim öyle bir kabiliyeti yok mu? Müslümanlar yönetime el attıkları zaman her şey kötüye gider diye bir kural mı var? Benim çocukluğumda Süleyman Demirel başbakandı. Köyde yaşıyorduk. Rahmetli dedem mevsimlik olarak İstanbul'da tuğla harmanında çalışırdı. Köye gelirken portakal alıp geldiğinde bir tane portakal vermişti bize. Eve gelip 5 kardeş paylaşıp yemiştik. Yokluk yoksulluk bu günden daha fazlaydı. Ben çıkıp Süleyman Demirel varken böyle böyle diye genelleme yapabilir miyim? Bugün de kötü şeyler yok değil. Ama güzel şeyler de var. Yapılan onca güzel iş var. Hem dini hem dünyevi anlamda. Siz bir örnekten yola çıkıp genelleme yapıyorsunuz. Ama bu adil değil.

  • S. Pelin Kurukahveci

    7.01.2026 00:53:47

    Hocam yerinde bir konuyu irdeliyorsunuz. Ben bu konuyu uzun zamandır dert ediyorum. Bizim cemaatimizdeki ailelerde maalesef son dönemde tesettür konusunda bir gevşeme yaşanıyor. Mevcut tesettürlü olan ablalarımızın kızları maalesef tesettürden uzak yetişiyor. Son dönemde islamcılara olan husumetimizden dolayı laik seküler kesime daha müsamaha işe bakmaya ve daha da kötüsü onlara benzemeye başlıyor olabiliriz. Önemli olan kalp demeye başlamışız sanki. Ben çevremde gözlemlediğim kadarıyla tarikat ehli olanların çocukları daha dindar yetişiyor. Bizim çocuklar ise daha seküler ve laik bir zihniyette yetişiyor. Bu gidişin bir şekilde durdurulması gerekiyor. Bu yazılarınızı bu açıdan önemsiyorum.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı