Her ülke gibi Türkiye’nin de dostlarını arttırıp düşmanlarını azaltması, hem dünya barışı için ve hem de Türkiye’nin ve İslâm’ın istikbali için iyidir.
Dostları arttırmanın ve kendine bağlamanın bir yolu da dostlara güç gösterisi yapmaktır. Ancak dünya barışı (sulh-u umumî) dünya üzerindeki negatif (yıkıcı) kuvvetlerin artmasına değil, azalmasına bağlıdır.
Zira güç negatif ve pozitif güçtür ve asıl kuvvet elbette pozitif güç yani cezbedici kuvvet ya da cazibe gücüdür. Türkiye’nin dostlarını arttırıp düşmanlarını azaltmasının yolu da aslında bu yapıcı gücünü arttırmasından geçer.
Konuyu devletlerin dafia gücü ve cazibe gücü kavramları üzerinden izah edelim.
***
Türkiye’nin savunmaya yönelik silâh sanayiinin güçlü olması iyidir. Bu bir dafia gücüdür, ama gereklidir. Zira “iyiliğini koruyacak kadar kötülüğün olsun” denmiştir. Bu güç Türkiye’nin dostlarını arttırıp düşmanlarını azaltır mı bilinmez, ama dostlarını sevindirir ve düşmanlarını üzer.
Ama dostların dostluğu sadece güce ve bilhassa sadece silâhlı güce bağlı olursa nasıl bir dostluk olur, o da ayrı mesele.
Ya da “ülkeler ve devletleri arasındaki dostlukta samimiyet tamamen anlamsızdır, her şey menfaate dayalıdır” demek ne kadar doğru olabilir ki…
***
Saldırıya yönelik silâh üretiminde ise üreten de üretimde çalışan da üretimden ve aracılıktan kazanan da büyük vebal altındadır. Zira o silâhın sadece suçluları ya da sadece askerleri değil, önüne gelen herkesi ve her şeyi yıkıp geçtiğini ve geçeceğini herkes bilir.
Ancak silâhın saldırı için mi, savunma için mi olduğunu ayırmak çok zordur ve biz de bunun farkındayız. (İkinci Dünya Savaşı sonrasında anlaşma ile dış güvenliğini ABD’ye emanet eden ve saldırı için silâhlı ordu kurmamayı yine anlaşmayla taahhüt etmiş olan Almanya ve Japonya gibi ülkelerin ordularının ve silâhlarının saldırı amaçlı mı, yoksa savunma amaçlı mı olduğu çok tartışılmıştır ve tartışılır.).
***
Artık bir klişe durumunda olan “mazlum coğrafyalar”a el uzatıp yardım etmek ne ile olur?
Dünyanın bugünkü haline bakıp cevap verenler bu soruya “elbette silâhça da kuvvetli olmakla olur” diyecektir. Ancak dünyanın bugünkü hali -İnşallah-konjonktürel bir durumdur ve çılgınlıkların arttığı geçici dönemdir.
Erken bir kıyamet kopmazsa elbette yeniden bir normalleşme olacaktır ve olmalıdır. Zira “sulh-u umumî” bizler için basit bir laf değil, önemli bir ümit hedefidir.
O halde “mazlum coğrafyalar”ı sadece silâhlı güçle korumak ya da onlara silâhla ümit olmak gerçek ve kalıcı bir ümit değildir.
***
İnsanlar ve eşyalar için olduğu gibi devletler için de itme kuvveti ya da negatif kuvvet de gereklidir, ama asıl ve gerçek kuvvet çekim kuvvetidir. Dafia devleti hayalleri sizi aldatmasın. Cazibe devleti haline gelmeden, “Biz de güçlüyüz” havasına girmeyin. Türkiye, mazlum coğrafyalardaki zulme maruz muhaliflerin dahi kendisine kaçtığı ülke haline gelmedikçe gerçekten güçlü olmuş olmaz.
Gerçek ümit doğru örneklikle olur.
Doğru örnek, içeride ve dışarıda adaletine güvenilen ülke ve devlet olmaktan geçer.