"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ebu Süfyan Resûl-i Ekrem’in huzurunda

Ahmet ÖZDEMİR
17 Şubat 2020, Pazartesi 00:59
Ebu Süfyan, Hz. Ümmü Habibe’nin evinden çıkıp doğruca Peygamberimizin (a.s.m.) yanına gitti.

Ebu Süfyan, kızı Hz. Ümmü Habibe’nin yaptıklarını ve kendisinin de ona söylediklerini anlattı. Peygamberimiz (a.s.m.), gülümsemekle yetindi. Ebu Süfyan “Yâ Muhammed! Ben Hudeybiye barışında bulunamamıştım. O barışı kuvvetlendir ve ateşkes süremizi de uzat. Gel. Aramızdaki antlaşmayı bir yazı ile yenileyelim?” dedi.

Peygamberimiz (a.s.m.) “Sen bunun için mi geldin?” diye sordu ve ekledi: “Biz, o aramızdaki ahd üzerinde duruyoruz. Yoksa, siz bir olay çıkarıp onu bozdunuz mu?” buyurdu. Ebu Süfyan söylenenleri inkâr edip “Öyle bir şey olmamıştır. Biz, ahdimizin ve barışımızın üzerinde duruyoruz” dedi. Peygamberimiz de(a.s.m.) “Biz de Hudeybiye gününde yaptığımız ateşkes ve barışın üzerinde duruyoruz. Ona ne aykırı davranışta bulunuruz ne de onu değiştiririz” buyurdu.1 

Ebu Süfyan muahedeyi yenilemek konusundaki isteğini tekrarladı. Fakat Peygamberimiz (a.s.m.) ona hiçbir cevap vermedi. Bundan sonra, Ebu Süfyan, Hz. Ebu Bekir’in yanına gitti ve Peygamberimizle (a.s.m.) konuşmasını istedi ve aralarındaki antlaşmayı yenilemesini ve ateşkes süresini uzatmasını istedi. Hz. Ebu Bekir bu işi yapamayacağını, bunun kendisine ait bir iş olmadığını, Allah’a ve Allah’ın Resûlune ait bir iş olduğunu söyleyip Ömer’le de buluşmasını istedi. 

Ebu Süfyan, Hz. Ebu Bekir’den sonra, Hz. Ömer’e gitti. Ona da Hz. Ebu Bekir’e söylediği gibi söyledi. Hz. Ömer “Demek muahedeyi bozdunuz hâ? Ben sizin için mi Resûlullah’a (a.s.m.) gidip şefaat dileyeceğim? Ben mi bu işi yapacağım?” dedi.2  

Ebu Süfyan, Hz. Ömer’den bu sözleri işitince çok zoruna gitti. Kendi kendine de “Ben bugünkü gibi çetin bir gün görmedim” diyerek söylendi. Ebu Süfyan, Hz. Osman’a gitti ve ateşkesi uzatmasını ve antlaşmayı yenilemesini istedi. 

Hz. Osman, ancak Resûlullah’ın (a.s.m.) himayesinde bulunanı himaye edebileceğini söyledi. Ebu Süfyan, Ensar’ın ileri gelenlerinden Sa’d b. Ubâde’nin yanına, sonra Hz. Ali’nin evine gitti. Ebu Süfyan, Resûlullah’a gidip kendisi için şefaatçi olmasını istedi. Hz. Ali bunun Allah’a ve Allah’ın Resûlüne ait bir iş olduğunu söyledi. Sonra “Resûlullah (a.s.m.) bir işe karar verdi mi, onu muhakkak yapar” dedi.3 Ebu Süfyan, Hz. Fâtıma’ya dönerek ondan da yardım istedi. Hz. Fâtıma diğer sahabeler gibi cevap verdi.

Bunun üzerine, Ebu Süfyan henüz çocuk yaşta olan Hz. Hasan’dan da yardım istedi.

Ebu Süfyan Medine’de aradığını bulamamıştı. Çaldığı kapıların hepsi yüzüne kapanmıştı. Ebu Süfyan, devesine binip Mekke’ye döndü. Ebu Süfyan’ın Mekke’ye dönüşü gecikince, Kureyş müşrikleri, onun Hz. Muhammed’e gizlice tâbi olduğunu ve hatta Müslümanlığını gizli tuttuğunu sanıp onu suçlamaya başlamışlardı. Ebu Süfyan, geceleyin Mekke’ye varıp evine girince, karısı Hind “Kalışını kavminin yanına başarıyla dönmek için uzattınsa, değer.” dedi. Ebu Süfyan, olan bitenleri haber verince, Hind ona hakaret etti. 

Kureyş müşrikleri, Ebu Süfyan’a getirdiği haberleri sordular. Ebu Süfyan “Ben, kalpleri bir tek kalp haline gelmiş bir kavmin yanından geliyorum. Vallahi, onlardan yarar umduğum, küçük büyük, kadın erkek hiçbirini bırakmaksızın, hepsiyle konuştum. Onlardan bir şey koparmayı başaramadım. Muhammed’in yanına vardım, kendisiyle konuştum. Vallahi, bana hiçbir cevap vermedi. Sonra, Ali’nin yanına vardım. Kendisini kavmin en yumuşağı buldum. Ali bana bir şey işaret etti. Ben de onu yaptım. Vallahi, o yaptığım şeyin bana bir yararı olur mu, yoksa olmaz mı, bilmiyorum” dedi. Kureyş müşrikleri onun ne olduğunu sordular. Ebu Süfyan: “Bana insanların arasında ahd ve eman vermemi emretti. Ben de onu yaptım” dedi. 

Kureyş müşrikleri: “Muhammed buna izin verdi mi?” diye sordular. Ebu Süfyan, bunu yaptıktan sonra Hz. Muhammed’in yanına gittiğini ve iki taraf halkını, uzlaştırmak için himayesine aldığını söylediğini; Hz. Muhammed’in “Bu, senin sözündür” dediğini ve bundan başka bir şey söylemediğini anlattı. Kureyş müşrikleri kızdılar. “Yazıklar olsun sana! Vallahi, Ali sana oyun etmiş, seninle eğlenmekten başka bir şey yapmamış. Yaptığın şey sana bir yarar sağladı, bir işine yaradı mı?” dediler. Ebu Süfyan bir yarar sağlamadığını, fakat bundan başka da, yapacak bir şey bulamadığını söyledi. Kureyş müşrikleri, “Vallahi, biz bugün dönen elçi gibi başarısız hiçbir elçi görmedik. Sen bize ne savaş haberi getirdin ki savaşa hazırlanalım, ne barış haberi getirdin ki güvenlik içinde bulunalım.” dediler.

Mekkelilerde geri sayım başlamıştı. Kara kara düşünmeye başladılar. Bundan sonra ne olacaktı?

Dipnotlar:

1 Vâkıdî, Megazî, c. 2, s. 792, Halebî, c. 3, s. 7, 2 İbn Hişam, Sire, c. 4, s. 38, Vâkıdî, Megazî, c. 2, s. 793, İbn Esîr, c.2, s. 241, 3 Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 794.

Okunma Sayısı: 2072
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • HÜSEYİN İLHAN

    17.2.2020 23:08:19

    Allah razı olsun.Bu yazıdan aldığım ders şu:İnanan kalpler bir çarpar. Ebu Süfyan'ında tek kalp olarak ifade etmesi ile bu hakikat bindörtyüzyıl önce tescillenmiş oluyor.

  • Nihat paran

    17.2.2020 18:41:24

    Selam aleyküm sayın hocam, Allah Teala peygamberleri gönderirken nasıl göndermiş yani şunu demek istiyorum araba arab, kürde kürt, Türke Türk, farsa fars olan peygamber mi göndermiş?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı