"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İlhan Öztin: Ölümü kucaklayan insan

Ali HAKKOYMAZ
05 Temmuz 2019, Cuma 00:16
İlhan Öztin dendi mi aklıma, hayalime ince, nazik, lâtif, mütebessim bir siret ve suret düşer. Siz de onunla konuşurken “gardınızı” alır; nazik değilseniz bile size nezaketi telkin eden hâl dilinden artık nasibinize ne düşerse...

Hassas mı hassas... Sanki elinde, gönlünde bir terazi; tartar da tartar. Âdil, hür, meraklı, dikkatli, bastığı yeri bilen, durduğu yeri gören, soran, duyan, düşünen, kelimelerin hakkını veren, bir gül bahçesinde imişçesine her şeye ipeksi bir dokunuşun fotoğrafını aksettiren, hissettiren şiir bir adam...

Sözünüzü sonuna kadar dikkatle dinler. Cevaplarını kelimelerinden önce gözlerinden, dudak hareketlerin, mimiklerinden öğrenirdiniz. Bunları da öyle çok hissettirmeden, gayr-i ihtiyarî yapardı. 

İlhan Öztin...

Hep her ân yeniden doğmuş havasındaydı. Gökyüzüne hep yeniden bakardı. Bir şey ikram etseniz dünyanın en kıymetli hediyesini alır gibi alırdı. Onun için “eski” bir şey yoktu. Bakışları taze idi. Esmâ penceresinden bakış böyle şeylerdi her halde!

İlhan Öztin...

Kuddüs isminin yansımalarını çok rahat görürdünüz onda... Evine gitmek kısmet olmadı, ama arabasından elbisesine o temizliği onda görür; gıpta ederdiniz. Bir gün Maltepe’de Hasan İşeri Ağabey’le bizi yemeğe götürmüştü. Oturması, kalkması, yemesiyle ondan nezaket dersi alabilirdiniz. 

Keyifli bir akşam yemeği idi... Böyle bir yazıya mevzu olacağını nerden bilebilirdim!

İlhan Öztin...

Edebiyat okumuştu. Ve edebiyat onun ikiziydi. Edebiyat, sanat için doğmuştu diyebilirdiniz. Edebiyatın edebiyle edeplenmişti. Mütekellimdi. Ağzından çıkanı kulağı duyardı. Tek tek seçerdi kelimleri. Onun dersini, konuşmasını dinlerken dinlenirdiniz. Hikmeti elden bırakmazdı. Mukteza-ı hâle mutabık kelime seçiminde son derece titizdi. 

Farklı düşündüğümüz yerlerde, ikna olmak isterdi belki, ama kitap defter karıştırdığı için çok dolu olmalıydınız ki size daha bir kulak vermeye başlasındı. Değilse sizi o meşhur tebessümüyle dinler; mümkünse başka limanlara uğramanız için size de yardımcı olurdu.

İlhan Öztin...

Hattattı. İmkânım müsait olsa bütün hatlarını almak isterdim belki de... Hastalığının son demlerinde hat çalışmalarının satışa çıkarıldığını görünce hem onları alamadığıma üzülmüş hem de artık vedanın iyice yaklaştığını hisseder gibi olmuştum.

İlhan Öztin...

Konuşkanlığı kadar da ketumdu. Hattat olduğunu bile başkalarından öğrendiğimi sanıyorum. Üsküdar’daki atölyesine bugün yarın gideyim derken bir türlü kısmet olmadı. Dünyanın kısanın kısası olduğunu bile bile bu yapılmazdı işte, ama işte! 

Cenaze günü...

Bu da benim saatlerle aramın iyi olmadığının yanında -kim bilir- onun o kimseleri yormak istemeyen hali midir ki cenazesine de yetişmek nasip olmadı. Yok, yok; bu tembelliğim ve dedim ta saatleri kullanmayı beceremediğimin üzüntüsü ve fotoğrafı...

Yoo; gittim yine de... Azmettim. -Kısmetse- kıyamete kadar kalacağı adresine vardım. Mayıs 2019... 

Arılar, kelebekler, karıncalar, kır çiçekleri, güller... Hemen komşusunda, iğdeler de açmıştı. 

Taze bir mezar... Teşyiciler bırakıp gitmiş diyor ya kitap; öyle işte! Telkin verdim kendimce... Konuştum. Hüzünlendim. Kendimi düşündüm. Kocaman Başıbüyük Mezarlığı Cennet bahçesi gibiydi. 

Mezarcı Şırnaklı genç, İlhan Öztin’in yeni evine götürdü beni. Kalabalıktı, dedi. Elinde su kabı vardı. Bir ara su dökmesini istedim kabrine.

İlhan Öztin...

Risale okurkenki titizliği apayrı bir şeydi. O ân bütün dünya bir tarafa satırlarda fena olurdu.

Lisede edebiyat öğretmenine Risale verişini anlatmıştı. Daha sonra öğretmenini “imtihan” için gittiğinde, İlhan evlâdım ben bu kitabı anlayamadım; sen nasıl anlıyorsun, dediğini keyifle anlatırdı. O Risale için yaşadı. Hat onun için bir dinlenme, içinin kıvrımlarını açmaya bir vesile idi. 

Altmışı aşan yaşında kanserle tanıştı. Mütevekkil olduğunu telefondaki sesinden seziyordum. Doktor olmadığım halde -karışmam ne kadar doğru oldu, ama- karıştım. Risalede “resmî ilaçlar” diye tavsif edilen ilâçları kullanmamasını özellikle telkin ettim, ama bu kadar; bu, kader... 

Buraya kadarmış. Bir yıla yakın ince vücudu daha da incelerek, arınarak fenaya veda eyledi. Rahmete gark ola...

Okunma Sayısı: 1257
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İ.seyda

    5.7.2019 11:32:00

    Ya Adl, ya Kayyum, ya Hakem, Ya Kuddus; Sen merhum abimize rahmet eyle. İki cihanda kendisini Aziz eyle.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı