Hazret-i Peygamberimiz (asm), genel tarifi itibariyle haramları, “hükümdarın korusu” olarak vasıflandırıyor; korunun sınırını, “yasaklar”; sınıra tecavüz edip etmemeyi ise, mümin ve “helâl-haram” kavramına bakışı manasında anlattığı ve açıkladığı Hadis-i Şeriflerinde; “Her hükümdârın bir korusu vardır. Dikkat edin Allah`ın yeryüzündeki korusu da haram kıldığı şeylerdir”1 diyor.
Karşı koyma takatini zorlayacak derecedeki arzunun; bu arzuyu ihtiras derecesine vardırmanın “şehvet” olduğu ifade ediliyor birçok kaynakta.
Şehvetin, iradeye hükmettiği; hatta onu alt ettiği zamanlar dahi olabiliyor. İnsan, cazibedar lezzetlerin davetine kanıyor; ondan sonra, dünya-ukba yanıyor.
Bu, karşı cinse duyulan istek ve arzulamanın sınır tanımazlığı olduğu gibi; hayata dair nesnelerden ve mal, makam, şöhret elde etme hususundaki ihtiras da şehvet olarak vasıflandırılıyor.
Cenab-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de; “Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah katındadır”2 buyurmaktadır.
Aşırıya varan her hâlin sonrasında bir nedamet duygusunun meydana geldiğini; buna sebep olan fikrin, fiilin “korunun sınırlarını” ihlâl etme olduğunu, harama yaklaşma riski taşıdığını ya da taşıma ihtimalini idrak etmek ve bu dengeleri göz önünde bulundurarak yaşamak gerekir.
Buna göre “şehvet” olarak tanımlanan davranışlardan biri, ihtiyaçtan fazla şeylere sahip olma arzusu, yani bir cihette hırs; diğeri ise, haz verici şeyleri elde etme isteğindeki aşırılık ve tutkudur.
İranlı şair, düşünür ve mutasavvıf Şeyh Sâdî-i Şîrâzî’nin, “Babam, ruhunu teslim ederken, bana şu nasihatte bulundu: ‘Oğlum! Şehvet bir ateştir, ondan sakın. Cehennem ateşini kendin için harlandırma. O ateşte yanmaya takatin yoksa bugünden sabır ile o ateşe su dök” dediğini naklettiği şehvet, bir hadis-i şerifte şöyle ifade ediliyor:
“Cehennem nefse hoş gelen şehvetlerle kuşatılmış; Cennet ise nefsin istemediği, hoşuna gitmeyen zorluklar ve mekârihle (iğrenç şeyler) çevrilmiştir.”3
Çekici gelen dünya nimetlerinden ihtiyaçtan fazla şeylere sahip olma arzusuyla ve nefislerine uyarak meşru olmayan hazları elde etme kastıyla haramlara el uzatmak, hiç kimseye kâr değil.
Bilindiği üzere, dünya hayatı evvel ahir, imtihanlar yumağı.
Bu tür imtihanlar karşısında sabredememek ve nefse mağlup olup, gelip geçici zevklerin ve menfaatlerin peşinde koşmanın karşılığı, ebedî bir hayatı, elim bir azaba çevirmekten başka bir şey değildir.
Emre uyup, sabredenler kazanır.
Şu nuranî dua ile son noktayı koyalım:
“(Allah’ım,) bizi, şeytanî şehvetlerden kurtar; beşeriyetin kazuratından temizle.” 4
Âmin.
Dipnotlar:
1- Riyazü’s-Sâlihîn, 419, 420, M. Emre terc.
2- Âl-i İmrân Suresi: 14
3- Buhârî, Rikak, 28.
4- Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye, 171.