"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Görmediklerimizi görmek

Ali Rıza AYDIN
30 Temmuz 2026, Perşembe
Muhabbet, ne hoş; nefret ise -büyük küçük- ne boş şey.

Bir zamanlar el ele, dere tepe koşardık; gönlümüzde inşirah, kaba sığmaz coşardık.

Bugün gelinen noktada ne o günkü insan ne de o zamanki heyecan kaldı. Çünkü, “Eski çamlar bardak oldu.”

Evvelce;

Bir kahvenin hatırını en az kırk yıl sayardık,

Bir kardeşin avazını, nerde olsa duyardık,

Ne oldu da şu günlerde bu hasleti yitirdik,

Değil kahve, değil telve; fincanı da bitirdik.

(ARA)

Maalesef, günümüzde ne kahveci ne de hatırı sayılacak kahve kaldı.

Artık, kahveler, “Üçü bir arada” cinsinden; her lezzetin adı var, her niyetin birden fazla tadı var!

Dolayısıyla, insanî ilişkiler; hatır gönül, dostluk mostluk o mis kokulu Brezilya kahvesinin “üçü bir arada” tercihine feda edildiği gibi, küçük hesaplara büyük değerler fedâ edilir oldu, dönüp duran dünyada.

O, öyle; bu, böyle; şu, şöyle…

Yani “armudun sapı, üzümün çöpü” geldi kondu koltuğa!

Ağız dolusu lâf üstüne lâf ürettik, muhabbeti körelttik.

“Benden sonra tufan” mantığı; “ben varsam her şey var, ben yok isem yok olsun” tarzındaki düşünce sakatlığı üzerine inşa edilecek olan davranış yapısı insanı, dar kalıba hapseder.

Halbuki dünya, herkese yetecek kadar geniş; herkesin yeryüzünde, bir iskemlelik yeri var.

Bazen, bazı şeyleri, var oldukları müddetçe, varlıklarından vazgeçilmez zannediyoruz.

Nedense, dünün, dünde kaldığını bir türlü görmüyoruz!

Halbuki, gramofon iğnesi gibi, bir çizgiye takılıp kalmamalı; tekrar eden nakarattan ayrılıp, makasıda varmalı.

Zikirleri, fikirleri, bakışları, bugüne çevirmek; hakikati, üryan görmek gerekir. Tâ ki, gözümüzden sis perdesi silinsin.

Aksi hâlde, beyhude hem kendimiz yanılır hem de başkalarını yanıltabiliriz.

Hepimiz biliriz ki, gökyüzü hep pırıl pırıl; denizler de her zaman çarşaf gibi olmazlar.

Tıpkı yolların biteviye dümdüz olmadıkları gibi…

Hâl böyle olunca: Zaman zaman, ne yaptıklarımıza değil; bazen de oturup, ne yapmadıklarımıza; neleri yapamadığımıza bakmak gerekmez mi?

Evet, kabahati kabul etmek mertliktir; çünkü bu davranış kişinin dürüst, cesur ve olgun oluşunun resmidir.

Bilinirse, bir yanlışın telâfisi mümkündür.

Bediüzzaman, “Bâkî ve güneş gibi ve elmas misilli hakikatler, fânî şahıslar üzerine bina edilmez[…]” (Şualar, s. 595.) demiyor mu?

Madem öyle; doğruları idrak edip, önümüze bakalım.

Ve böylece, görmediklerimizi görelim; bilmediklerimizi bilelim.

Okunma Sayısı: 173
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı