“Evet tehdidlerle, korkularla, hilelerle efkâr-ı âmmeyi başka bir mecraya çevirtmek mümkün olur. Fakat tesiri cüz’îdir, sathîdir, muvakkat olur.”1
İnsanların düşünce ve kanaatlerini etkilemek, tarihin her döneminde kullanılan bir yöntemdir. Korkutmak, tehdit etmek, yanlış bilgi yaymak ve hadiseleri olduğundan farklı göstermek suretiyle toplumun kanaatini geçici olarak değiştirmek mümkündür.
Bediüzzaman ise bu tür yöntemlerin tesirinin “cüz’î, sathî ve muvakkat” olduğunu ifade eder. Çünkü korku insanı bir süre susturabilir; fakat vicdanındaki hakikat arayışını ortadan kaldıramaz. Hileyle oluşturulan kanaat de hakikate dayanmadığı zaman, şartlar değiştiğinde zayıflamaya başlar.
Günümüzde kamuoyu yalnızca açık tehditlerle değil, algı oluşturma, bilgiyi seçerek sunma, korkuları büyütme ve duyguları istismar etme yollarıyla da yönlendirilebilmektedir. Bu sebeple insan, duyduğu her bilgiye hemen inanmamalı; kaynağını, delilini ve doğruluğunu araştırmalıdır.
Bir insanın bir şeye inanması ile bir şeye inandırılması aynı değildir. Hakiki kanaat, akıl ve vicdanın ikna olmasıyla meydana gelir. Baskı dışarıdan gelir; hakikat ise insanın aklına, kalbine ve vicdanına hitap eder.
Bu nedenle çoğunluğun bir düşünceyi benimsemesi, onun mutlaka doğru olduğunu göstermez. Hakikatin ölçüsü insanların korkuları, alkışları veya oluşturulan algılar değil; doğruluk, delil ve adalettir.
Tarih göstermiştir ki korku ve propaganda üzerine kurulan birçok anlayış zamanla unutulmuş; hakikat adına söylenen sözler ise nesiller boyunca yaşamıştır.
Korkunun tesiri geçicidir; hakikatin tesiri kalıcıdır. Zorlama sınırlıdır; ikna derindir. Hile yüzeyseldir; doğruluk köklüdür.
Öyleyse insanları korkutarak değil, hakikati göstererek ikna etmek gerekir. Çünkü insanları bir müddet yanıltmak mümkün olsa da hakikati sonsuza kadar değiştirmek mümkün değildir. Gürültü diner, propaganda unutulur, korkular geçer; fakat hakikat yerinde kalır.
Dipnotlar:
1- Said Nursî, İşârâtü’l-İ‘caz, s. 109.