Cemaatleri-tarikatları “ehlileştirip yandaşlaştırma”, “devletin tekeli”ne alıp “devletleştirme” ameliyesi insaflı iktidar partisi mensuplarınca da eleştiriliyor.
Kurucularından olduğu AKP hükûmetlerinde Başbakan Yardımcılığı yapan Meclis eski Başkanı Bülent Arınç’ın “cemaat operasyonları”na tepkisi bunlardan biri. (T24, 27.8.26)
Öncelikle “operasyonlarda cemaat mensubu vatandaşların sosyal medyada yargısız infazla, özensizce damgalandığı”nı belirten Arınç’ın, “Süleymancılarla aramızdaki mesafenin açılması, yıllar önce iki kardeşten birinin Ak Parti’ye gelip milletvekili olması, diğerinin de buna karşı çıkmasıyla oldu” ikrarı dikkat çekici.
Adalet eski Bakanı olarak soruşturmada Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) kurallarına çok açık aykırılıkların olduğunu kaydediyor. CMK’ya göre kovuşturma aşamasına geçmeden, yani iddianame tanzim edilip mahkemece kabul edilmeden “gizlilik yasağı”na riayetin gereğini ikaz ediyor. “Yargılamada esas olan ‘mâsumiyet karinesi’ ortadan kalkmıştır” diye yakınıyor.
Yine bir hukukçu olarak “Doğru olan, delilden hareketle kişiye yönelmektir, peşinen suçlamalar yapıp ona delil aramak fevkalade yanlıştır” temel kriterini tekrarlıyor. Bütün dünyada ve Türkiye’de sosyolojik yapılar olarak her zaman var olan cemaatlerin - tarikatların kin ve garazla “kapatılması”nı isteyen mihrakların ellerine kozlar verilmesine hayıflanıyor. “Bu insanlar hakikaten Kur’ân hizmetkârıdırlar” teminatıyla “hassasiyet” istiyor.
Ve “soruşturmada onca temiz ve mükemmel insanın itham edilmesini mahzurlu buluyorum” rahatsızlığını açıklıyor. Kendisine yöneltilen “Bu cemaat Ak Parti’yi destekleseydi başlarına böyle bir iş gelir miydi?” sorusunu soruyor…
VAZİYET
“Diktanın yapamadığını AKP iktidarı yapıyor”
Vaziyet şu ki iktidar partisiyle âdeta özdeşenlerin “teğet” geçilip, Saraya biat etmeyen dinî yapıların “hedef” alınmasıyla adâletin berhava edilmesi vicdanlarda mâkes bulmuyor.
İktidarın hamlesini “Cenâzemiz olur, bu insanlar gelir Kur’ân ve mevlit okurlar, bunlardan hiç bir kötülük görmedik” diye kınayan AKP eski milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın “Ak Parti’ye oy vermiyorlar diye imha edilmeye çalışılıyor, birileri çok tehlikeli işler yapıyor” uyarısı operasyonun arka plânını ifşa ediyor. (Son Mühür, 29.8.26)
Neticede, tarikatların-cemaatlerin sosyolojik gerçekliliğini belirten Millî Eğitim ve Kültür eski Bakanı Prof. Dr. Hüseyin Çelik’in, geçmişte dinî gruplara baskıları nazara verip, “Nur talebeleri, yıllar yılı evlerde toplanarak Bediüzzaman Said Nursî’nin iman hakikatlerini öğreten Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyup dinledikleri için haklarında binlerce dava açıldı, tutuklanıp işkence gördüler. Bizzat Bediüzzaman, ömrünün yarısından fazlasını sürgünde, tecritte, hapiste geçirdi” değerlendirmesi gerçeği ortaya koyuyor. (Yeni Asya, 2.9.26)
Gerçek, Çelik’in “Sol ve Kemalist zihniyetin diktacı yönetimlerle bitiremediği dinî gruplar AKP iktidarınca bitiriliyor” ifadesinde özetleniyor.
GARABET
“En büyük hırsızlık, millî irâde hırsızlığıdır”
Muhalefetten seçilip iktidar partisi rozetini takan milletvekilleri ile belediye başkanlarının haklarındaki soruşturmalardan kurtarıldıkları, şahsî ve ailevi şirketlerinin yüzlerce milyarlık vergi borçlarının silinip ihalelerle teşvik kredileri kıyaklarının çekildiği herkesin mâlumu.
Bu çarpıklık, daha önce partisinden bir milletvekilinin istifasına karşı Cumhurbaşkanı’nın, siyasette transferleri “ahlâkî ilkesizlik”le, “haysiyetsizlikle irâdeyi satmak”la suçlamasını hatırlatıyor. “Bir insan eğer bir partiden seçime girmişse o partiyle hareket eder, partiden ayrılıyorsa, dürüstse milletvekilliğinden de ayrılır. İşin ahlâkî yönü bunu gerektirir” sert çıkışını sözkonusu ediyor. (gazeteler, 17.11.13)
Keza “Rüzgârgülü gibi esintiye göre yön değiştiren, eğilip bükülen siyasî anlayış, popülizmin bataklığında debelenmeye mahkûmdur. Transfer siyasetinin ülkeye ve millete faydası yoktur. Çıkarları için siyasete irtifa kaybettirenler, haysiyetlerini dahi tezgâha koyan muhterislerdir” ağır eleştirisini gündeme getiriyor. (gazeteler, 29.4.18)