Eylül ayı, Güney ve Doğu Bölgelerinde harmanların kaldırıldığı, bağ ve bahçelerin bereketini verdiği, düğünlerin peş peşe yapıldığı bir mevsimdir. Tarlalarda hasadın sevinci yaşanırken, evlerde de yeni yuvaların heyecanı başlar.
Eskiden düğünler daha sade, daha mütevazı ve belki de daha bereketliydi. Birkaç akraba, dost ve komşunun katıldığı mütevazı bir merasimle iki genç hayatlarını birleştirirdi. Düğünün asıl gayesi gösteriş yapmak değil, iki gencin bir ömür sürecek beraberliğinin ilk adımını dua, muhabbet ve hayırla atmaktı.
Bugün ise düğünler zaman zaman bir mutluluk merasiminden çıkıp adeta bir gösteriş ve harcama yarışına dönüşebiliyor. Salon, yemek, fotoğraf, video, gelinlik, damatlık, takı, 700 grama kadar istenen altın kemer, altı adet bilezik, 1,5 metre zincir, başlık ve daha nice masraf…
Bütün bunlar üst üste geldiğinde, gençlerin daha evliliğin ilk günlerinde büyük borçların altına girmesi kaçınılmaz olabiliyor. Şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Evliliğin ilk adımı neden borçla başlasın?
Kur’ân-ı Kerîm bize ölçüyü açıkça veriyor: “Yiyin, için; fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’raf Suresi: 31)Bir başka ayette ise saçıp savuranlar çok ağır bir ifadeyle uyarılıyor: “Şüphesiz saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir.” (İsra Suresi: 27)
Demek ki mesele sadece düğünde ne kadar para harcandığı değildir. Mesele, nimeti nasıl kullandığımız ve hayatımızı hangi ölçüyle kurduğumuzdur. Peygamber Efendimiz (asm) de evliliği zorlaştırmayı değil, kolaylaştırmayı teşvik etmiştir. Çünkü nikâh bir gösteri değil, bir sorumluluk ve ibadet yoludur. Evliliğin bereketi düğünün ihtişamında değil; helâlinde, sadeliğinde, samimiyetinde ve duasındadır.
Bugün bazı gençler daha evliliğin ilk gününde ağır borçların altına giriyor. Sonra düğün salonunda başlayan masraflar, evin içine taşınıyor. Borç, taksit, geçim sıkıntısı derken huzursuzluk başlıyor. Bazen düğün günü takılan altınlar unutuluyor; fakat ödenmesi gereken borçlar yıllarca hatırlanıyor.Hâlbuki Kur’ân, aileyi sevgi ve merhamet yuvası olarak tarif ediyor: “Aranıza sevgi ve merhamet koyması da O’nun âyetlerindendir.” (Rûm Suresi: 21)
Risale-i Nur’un iktisat ve kanaat dersleri de bugün bize çok önemli bir ölçü sunuyor: İktisat berekete vesiledir; israf ise bereketi kaçırır. Öyleyse düğünlerimizi birbirimize üstünlük gösterme yarışından çıkarıp, dua, muhabbet ve bereket meclisine dönüştürmenin zamanı gelmedi mi? Bir genç kızın mutluluğu kaç bilezikle, bir gencin itibarı kaç milyonluk düğünle ölçülmemeli.
Çünkü yuva salonla değil, muhabbetle kurulur. Altınla değil, sadakatle ayakta durur. Düğünün ihtişamı değil, evin huzuru önemlidir. Eylül ayının bereketiyle nice gençlerimiz yuva kursun. Fakat bu yuvaların temeli israfla değil iktisatla, gösterişle değil samimiyetle, borçla değil bereketle atılsın.
Rabbimiz gençlerimize helâlinden, huzurlu, mutlu ve bereketli yuvalar nasip etsin. Düğünlerini hayır ve berekete, evliliklerini sevgi ve merhamete vesile kılsın. Âmin.