“Bütçe” gerçeği İslâm’da bir anlamıyla “beytülmal” olarak tanımlanır.
Müslümanların vergileri, gayr-ı müslimlerin haraç ve cizyeleri, madenler, savaş ganimetleriyle gönderilen armağanların, bütün ticari ve iktisadi kaynakların millet malı olduğu ve “beytülmal” olarak kayıt altına alınarak korunması, dikkatli, israfsız, ölçülü harcanması gereği birçok âyet ve hadiste açıkça emredilir; Asr-ı Saadetteki tatbikatlarla tescil edilir.
Osmanlıda I. Meşrûtiyet’te 23 Aralık 1876’daki Kanun-u Esâsi’de ve daha sonraki 23 Temmuz 1908’de başlayan II. Meşrûtiyet döneminde, 8 Ağustos 1909’daki Kanun-u Esâsi’nin tâdillerinde “yasama kuvveti Meclis-i Umumidir” esasıyla birlikte Meclis-i Mebûsâna verilen “kanun yapma hakkı” bütçe hakkını da ihtiva eder.
Cumhuriyet döneminde, 20 Nisan 1924’teki Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nda “teşrî salâhiyeti (yasama/kanun koyma) ve icrâ kuvveti Büyük Millet Meclisi’nde temerküz eder” ibâresiyle yasama yetkisinin sadece Meclis’te olduğu tasrih edilirken, hükûmeti denetim yetkisinin yanısıra “muvazene-i umumiye-i mâliye ve devletin umum hesâb-ı kat’i kanunlarının tasdik ve feshi” ifâdesiyle Meclis’in “bütçe yetkisi”nin “Meclis’in cümle-i salâhiyetinden olduğu” belirtilir.
Dahası 1961 anayasasındaki “devredilemez” kaydıyla “Meclis’in yasama yetkileri”nin başında, “devletin bütçe ve kesin hesap kanun ve tasarılarını görüşmek ve kabul etmek” yetkisi, “12 Eylül darbe anayasası”nda bile yer alır.
“HAVUZU KURUTUP HAZİNEYİ BOŞ BIRAKTILAR…”
Ne var ki Türkiye’nin 150 yılı aşan demokrasi tarihinde “yasama/kanun ve bütçe yapma yetkisi” sadece Meclis’te iken,15 Temmuz Hâdisesi bahanesiyle dayatılan” 20 Temmuz OHAL’i” vartasında karambola getirilen “tek kişilik rejim”de Meclis’in güvenoyu, gensoru, milletvekillerinin bakanlara sözlü soru hakkının kaldırılmasıyla Meclis’in denetim işlevinin tamamen etkisiz hale getirilmesinin yanısıra “bütçe yapma” ve “kabul etme - etmeme” hakkının fiilen ortadan kaldırılması doğrudan milletin hak ve hukukunun gasbıdır.
Zira “ucûbe sistem”e göre tek başına Meclis’i feshetme yetkisi verilen Cumhurbaşkanı, Meclis’te kabul edilmezse de bütçesini revize ederek yine tek imza ile yürürlüğe sokabiliyor.
Bundandır ki Meclis’teki bütçe görüşmeleri, bir orta oyunu sergilenmesinin ötesine geçmiyor; milletvekilleri itiraz ve düzeltme önerileriyle kalıyor. Çünkü Saray’dan havale edilen bütçenin noktasına, virgülüne dokundurulmuyor; hiçbir çağrı ve ikaza kulak asılmıyor; kabul edilmese de yürürlüğe giriyor…
Bu açıdan, “tek kişilik hükûmet”te tek imza ile Meclis’in yasama yetkisinin kanun hükmünde kararnamelerle “partili cumhurbaşkanı”na bahşedilmesini “bu yetkiler evliyayı bile azdırır” ifadesiyle nazara veren ekonomist siyasetçi İlhan Kesici’nin zaman zaman Meclis kürsüsünde Kanun-u Esâsi’deki “Heyet-i cedide-i mebûsan (yeni mebuslar heyeti) padişahın -Meclis’i fesih- tasarrufuna karşı sebat ve ısrar ederse, Meclis-i Mebûsânın kararının kabulü mecburidir” ibâresine dikkat çekmesi fevkalâde anlamlıdır.
Vaziyet şu ki “tek kişilik otoriterlik”te Meclis’e dayatılan fahiş zamlar, yeni ağır vergiler, faiz, döviz ve borçla muallel “bütçe”ye bakıldığında Bediüzzaman’ın “bir şahs-ı mânevî olan bir milletin kuvvet ve malının havuzu ve hazinesini boşaltan başlar”, “reisler, bilerek veya bilmeyerek, o havuzun ve o hazinenin etrafında delik-melik açtılar. (…) Havuzu kurutup hazineyi boş bıraktılar. Böyle gitse, devlet milyarlarca borç altında kalıp düşecek…” tesbitleri bir defa daha doğrulanıyor. (Münâzarât, 213-214)