Bütün anketlerde ve kamuoyu araştırmalarında İktidar partisi ciddi bir oy erimesinde olması ve 19 Mart (2025) siyasî operasyonlarının halkın kahir ekseriyetinde makes bulmaması iktidar cephesi”ni ciddi endişelere sürüklüyor.
Uydurulmuş “gizli tanıklar”ın, özellikle şantajlarla devşirilen “itirafçılar”ın ifadelerinden çark etmeleriyle siyasallaştırılmış yargı üzerinden muhalefeti hedef alan operasyonların halk nezdinde yüzde 80’lerde tavan yapması, Saray mahfillerini âdeta paniğe sürüklemiş; muhalefete haksızlık ve hukuksuzluk yapıldığı kanaatini kuvvetlendiriyor.
Özellikle yargının tam bir pervasızlıkla bu denli alenî istimaliyle hukukun katledilmesi “iktidar cephesi”nde bile tepki görüyor.
“ÇİFTE HUKUK” ÇARPIKLIĞI
Muhalefet belediyeleriyle ilgili en ufak bir duyumun dava konusu yapılmasına karşı, iktidar belediyelerinin dosyalarının savcılıklarla İçişleri Bakanlığı tarafından bloke edilip tek birinin dahi soruşturulmaması vicdanlara isyan ettiriyor.
AKP’li olduğunu ve partisini değiştirmeyi düşünmediğini açıklayan Adalet eski Bakanı Arınç’ın “tutuklu yargılamalar”dan şikâyeti bunun tezâhürü.
En son kırk bin insanın katlinden müebbet hapse mahkûm terörist başına “statü” vermeye didinen, “mektubu”nu meydanlarda milyonlara okutan, mesajını devletin kanallarında ve ajansında duyuran, seçimlerde “muhalefetin adayına oy vermeyin, iktidarın adayına oy verin” çağrısını yayınlayan milyonlarca oyla seçilmiş -iktidar adayına bir milyon yüz bin oy farkı atmış- bir belediye başkanının “mektubu”nun okunmasına hazımsızlık gösterilmesi bunun bir işareti.
Bütün devlet imkân ve araçlarının iktidar partisi propagandasında kullanıldığı, kamu kaynaklarının siyasî maksatlarla harcandığı vartada, partili Cumhurbaşkanı’nın ikrarıyla, “devlet kurumlarını bir AKP örgütü” olarak istismara; valileri, kaymakamları il - ilçe başkanı gibi görmeye alışmış, “gereğini yapmakla görevli yandaş yorumcular”ın yaşanan tartışmada, TBB Başkanıyken tutuklanan, tutuklanmadan önce başkanlığına seçildiği Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) toplantısında İBB Başkanı İmamoğlu’nun “statüsü yok” mesajının okunmasına ilişkin itirazlar çarpıklığı ele veriyor. (gazeteler, 2.5.26)
ADALETİN HAKİKATİ
Bu çarpıklık, Demokrasi Platformu’nun geçen ayki panelinde Millî Eğitim eski Bakanı Prof. Dr. Hüseyin Çelik’in “Asıl mesele sizin gibi olmayanların, dünya görüşü - felsefesi, siyasî tercihleri farklı olanların da hakkını savunmaktır” tesbiti gerçeği belirliyor.
Hüseyin Çelik’in şu ifadeleri meseleyi özetliyor:
“İmamoğlu’na yapılanın yanlış olduğunu söylediğimde bir gazeteci beni aradı, AKP yöneticileri ‘Biz sayın Bakanı severiz, önemseriz ama CHP’li olmadığı halde niye CHP’lileri savunuyor’ diyorlar.” Dedim ki “Hanımefendi benim kadın haklarını savunmam için ille de kadın olmam mı lâzım! Böyle bir mantık olamaz. Türkiye’de sağcılar solcuların - solcular sağcıların, Sünnîler Alevîlerin - Alevîler Sünnîlerin, dindarlar ateistlerin, Kemalistler mütedeyyinlerin hakkını savunmadığı sürece demokratik medenî bir toplum olamayız, hepsi lâfta kalır. Sivil toplumla topyekûn demokrasi mücadelesi verilmeli.”
Ve “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun…” ile “Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şâhitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır…” âyetleri adaletin hakikatini oluşturuyor. (Maide Suresi: 8; Nisa Suresi: 135)