"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Güzelliğin beş para etmez, bendeki bu aşk olmasa

Davut ŞAHİN
17 Mayıs 2020, Pazar
Aşık Veysel’in başından geçen bir olay vardır. Bilirsiniz biliyorum, ama yine de hatırlatmak isterim.

Şöyle: Aşık Veysel genç yaştadır. Evlendiği hanımı ile aralarındaki anlaşmazlık sonucu, genç kadın evden kaçmaya karar verir. 

Kadın, gecenin geç saatlerinde, sessizce kalkar, bohçasını, pılını-pırtısını toplar, papuçlarını giyer ve ardına bakmadan gecenin sessizliği içinde kaybolur.

 Gideceği yer bellidir aslında, zira başkasının evine kaçacaktır. Ancak bir yağmur bastırır ki, bardaktan boşanırcasına... Bir yandan ıslanır, bir yandan da ayağındaki lastiğin içinde bir şeyin ayağını rahatsız ettiğini fark eder. Çünkü hızlı koşmasına engeldir o şey.

Lastiğin içindeki o şeyi çıkartmaya karar verir ve bir ağacın dibinde kısa bir mola verir. Lastiği ayağından çıkarır ki o da ne? Gördüklerine inanamaz. Zira, Aşık Veysel bütün parasını bir keseciğe koymuş ve o kara lastiğin içine yerleştirmiş. Meğer Veysel, hanımının kaçacağını hissedip, sahip olduğu herşeyi o lastiğin içine bırakmıştır.

 Ayrıca, para ile birlikte bir not vardır. 

Şöyle yazar:  “Al bu para ananın ak sütü gibi helâl olsun, gittiğin yerde kendini ezdirme.

 Bir de; güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa...”

*

Veysel, burada hem hanımını bağışlamış, hem ayrılığı kabullenmiş oluyor. Dahası; hanımını “yaban el”de ezdirmemek için bir manada sahip çıkıyor. 

Aynı zamanda; hasretliği içine sindirmiş ve “görebilmeyi” başarabilmiş bir insan olarak, daha sonra şu satırlar türkü olarak dilinde harmanlanıyor ve bize kadar geliyor: 

“Güzelliğin on para etmez

Bu bendeki aşk olmaza

Eğlenecek yer bulaman

Gönlümdeki köşk olmasa.

Tabirin sığmaz kaleme

Derdin dermandır yareme

İsmin yayılmaz âleme

Aşklarda meşk olmasa.

Kim okurdu kim yazardı

Bu düğümü kim çözerdi

Koyun kurt ile gezerdi

Fikri başka başk’olmasa.

Güzel yüzün görülmezdi

Bu aşk bende dirilmezdi

Güle kıymet verilmezdi

Aşık ve maşuk olmasa.

Senden aldım bu feryadı

Bu imiş dünyanın tadı

Anılmazdı Veysel adı

O sana aşık olmasa.”

*

Günümüzde kadın-erkek ilişkilerinin sorunları ekranlardan tartışılıyor.

 Yanı sıra, her yıl boşanma sayılarındaki artıştan söz ediliyor. Dahası evlenip, çocuk sahibi olan ve başka birine kaçan sorunlu evliliklerin televizyon ekranlarında nasıl da seksen milyon insanın önünde “çemkirdikleri”ni görebiliyoruz. 

Sorunlu evliliklerin temel yapısına baktığımızda kuşku yok ki, psikolojik, biyolojik ve ekonomik farklılıklar olduğunu görebiliyoruz. Hatta, yanlış temeller üzerine oturtulan evliliklerin bu gün sosyal bir faciaya dönüştüğünü birebir şahit oluyoruz. 

Ekranlardaki tartışmalarda, “evlilik” kurumunun ciddiyetinin nasıl da ayaklar altına alındığını dehşet içinde izliyoruz. Kadın-erkek ilişkileri bu kadar ucuz olmamalı, evlilik gibi çok değerli bir müeseseseyi ayaklar altına almaya kimsenin hakkı ve hukuku olamaz. 

Ne asalet kaldı, ne de ciddiyet. 

*

Halbuki toplumun küçük kaleleri olan ve kadın-erkek ilişkilerinin en temel noktası, tek dayanağı, aile hayatıdır.

 Bu aile hayatının mihengi de; samimi ve ciddî aynı zamanda vefa, hürmet, şefkat, fedakârlık ve merhamettir.

 Bu hakikî hürmet ve samimî merhametin kaynağına bakalım:

- Ebedî bir arkadaşlık

 - Daimî bir refakat 

- Sermedi bir beraberlik...

 Kadın-erkek ilişkilerinde ise; pederane, ferzandane, kardeşane ve arkadaşane münasebet bulunmak lâzım ki, bulunduğu hanesini ebedî Cennete çevirebilsin.

 Eşler aralarında, “Ebedî bir âlemde, ebedî bir hayatta, daimî bir refika-i hayatımdır. Şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise zararı yok. Çünkü ebedî bir güzelliği var, gelecek. Ve böyle daimî arkadaşlığın hatırı için her bir fedakârlığı ve merhameti yaparım” (Lem’alar) demeli ve hanımına güzel bir “huri” gibi muhabbet, şefkat ve merhametle yaklaşmalı. 

*

Yoksa kısacık bir hayatta geçici ilişkiler, ebedî bir ayrılığı beraberinde getiriyor. Zaten menfaat üzerine kurulu ilişkiler her zaman kısa ve telâfisi mümkün olmayan zayiatlar meydana getiriyor. O hürmet ve merhameti mağlûp ederek, dünya Cennetini Cehenneme çeviriyor.

*

Rabbim, ebedî saadetin anahtarını açan aile hayatımızı, istikametten ayırmasın.

Okunma Sayısı: 1217
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdulkadir

    17.5.2020 19:04:42

    2) Tv'lerdeki saçma,içi boş ve asparagas haberlerle,insanlar resmen aldatılıyor ve reyting uğruna,aileler perişan ediliyor.Aile kavramı kalmamış nerdeyse.Kişi;anne babasını,kardeşini unutmuş;onları tanımıyor artık resmen.Nasıl bu hâle geldik biz.Yeni nesil insanı böyle mi olmalı.Yeni nesil jenerasyon,maalesef ciddi anlamda sıkıntı üretiyor.Bu sorunlara çözüm için,bakanlık kurulsa yeridir.Çünkü hakikaten halimiz içler acısı.Aile mefhumu,yeniden inşa edilmek zorunda,yeniden aile olma şuuruna,bilincine varmak zorundayız.Hz.Adem babamız ve Hz.Havva annemiz dışında;anne babasız kimse yok sanırım.Onlar da ilk insanlar sonuçta.Durumları çok farklı.Demekki anne-baba kavramı olmalı ki,aile kavramının bir anlamı olabilsin.İnşaallah;toplum bir an önce uyanır ve vaziyeti görür ve yeniden aile kavramını hep birlikte inşa ederiz.Biz bir aileyiz ve olması gereken de budur.Rabbim aile olmayı ve aile kalabilmeyi,cümlemize nasip eylesin İnşaallah,Amin!..

  • Abdulkadir

    17.5.2020 19:03:10

    1) Güzelliğin on para etmez,bu bendeki aşk olmasa.Ne de güzel söylemiş Aşık Veysel.Senin güzelliğin;benim görüş ve bakış açıma bağlıdır,demek istemiş yanlış değilsem eğer.Aile olmak ve aile kalabilmek,hakikaten de kolay bir iş değil malûmunuz.Herşeyin başı sağlık derler ama her sağlıklı yahut sağlıksız bireylerden birer aile oluşuyor.Ailesiz hayat olmaz,olamaz.Aile bir bütündür,bölünmez bir bütün hem de.Veysel'in hikayesi de,bu mânâda enterasan.Eşinin kaçacağı içine doğmuş ve para kesesini,ayakkabısının içine yerleştirmiş.Hani kadının acelesi olmasa,bi ihtimal;ayakkabıyı yavaş giyecek ve içinde birşey olduğunun ve ayağının rahat etmediğinin farkına varacak belki de.Hakikaten ilginç bir hikâye.Onun hayat hikayesini örnek almalı her insan.

  • Ali R. Yardimoglu

    17.5.2020 03:22:58

    Cok huzunlu ve merdane 1hikayeyi, cok guzel tasvirli edebi yazinizdan dolayi, tebrik ederim; demek siz ve Mustafa Oral, ayni Omer Seyfeddin ve Kemaleddin Tugcu gibi duygulu yazan, R.Nur hayranlarisiniz.......

  • Gazi

    17.5.2020 01:14:58

    Amin. Üstadımız aynı zamanda “Kalblerin en lâtifi, en şefiki, "kısm-ı sâni" ile tâbir edilen kadın kalbidir. Fakat kadın ile ruhî imtizacı (geçimi) ikmal eden, kalbî ünsiyet ve ülfeti itmam eden, sûrî ve zahiri olan arkadaşlığı samimileştiren, kadının iffetiyle, ahlâk-ı seyyieden temiz ve pâk bulunması ve çirkin ârızalardan hâli olmasıdır.” Demiştir. Maalesef terbiye-i islamın zedelenmesiyle kadınlarda olması gereken bu özelliklerde haddinden fazla zedelenmiştir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı