"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cemaatleşmek rahmete vesiledir

31 Aralık 2020, Perşembe 02:13
Peygamberimiz (asm) cemaatleşmenin İlâhî rahmete vesile olduğunu bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “İnsanlar bir evde bir araya gelir, toplanır, Kur’ân’ı mübahase ve müzakerede bulunurlar, böyle insanların bulunduğu yere melekler inerler, buradaki insanları kanatları ile okşarlar, onlara Cennet yolunu kolaylaştırırlar.”

“Tarihî Süreçte Din Devlet ve Cemaat İlişkileri, Problemler/Çözümler” Paneli - 7

Cemaatler toplumun dini bakımdan ihyasına odaklanır

Programın son konuşmacısı Prof. Dr. İlyas Üzüm de Ahmet Dursun’un “Yakın zamanda dinî grupların ve cemaatlerin zararlı olduğu hakkında araştırmalar kamuoyuna yansıdı. Yine Diyanet İşleri Başkanlığı’na atfen, Diyanet’in de yalanlamadığı, ama sahip de çıkmadığı cemaatleri, dinî grupları siyasî görüşüne göre kategorize eden, zararlı zararsız diye sınıflandıran Cemaatler raporu yayımlandı. Türkiye’de ve İslâm dünyasında dinî hayat açısından düşünüldüğünde cemaatler zararlı yapılar mıdır? Dinî hayat cemaat ilişkisi nedir? Cemaatlerin dinî hayat üzerindeki etkileri nelerdir?  Meselâ iddia edildiği gibi tek başına Diyanet İşleri Başkanlığı yeterli midir? Bugün cemaatlerin iç içe olduğu, karşılaştığı temel problemleri çözüm önerileri ile birlikte değerlendirebilir misiniz?” şeklindeki sorusunu cevapladı. 

Konuşmasında özetle cemaatlerin bugün için iç içe olduğu problemleri ve çözüm yollarını anlatmak istediğini belirten İlyas Üzüm “Cemaatler zararlı yapılar mıdır?” sorusuna kısaca şöyle cevap vermek istediğini belirtti. Bu bağlamda Bediüzzaman Said Nursî’nin “Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhyâ-i dinle olur, şu milletin ihyâsı.” sözünü aktaran Üzüm, “esasında dinî cemaatler milletin toplumun ihyasına dinî bakımından ihyasına odaklanmış sosyal çevrelerden başka bir şey değildir.” dedi.

Cemaat, tarikat ya da dinî gruplar olarak adlandırılan bu yapıların aslında, dinin mahiyetinde bulunan Emri bi’l-maruf nehyi ani’l-münker müessesesinin bir çeşit hayat bulmuş şekli olduğunu ifade eden İlyas Üzüm, bir başka açıdan dinî cemaatlerin topluma dinî eğitim veren yaygın eğitim kurumları olduğunu, bunları örgün eğitimden farklı olarak, sivil karakterde, samimiyet ve ihlâs prensiplerine dayanan, hiçbir menfaatin söz konusu olmadığı irşat faaliyetleri olarak değerlendirmek gerektiğini söyledi. 

İlyas Üzüm sözlerini şöyle sürdürdü: “Resmî belge olması açısından 2011 yılında revize edilerek son şeklini alan DİB kuruluş ödevleri ile ilgili kanunda dinî grupları ifade etmeye yönelik üç tabir dikkat çekicidir. Bunlardan biri İslâm dinine ait yorum çevreleridir. Bununla kastedilen, İslâm mezhepleridir, İkinci tabir geleneksel dinî teşekküller kavramıdır, bununla kastedilen de tarikat yapılanmalarıdır. Bir züht hareketi olarak kendilerine mahsus bir şekilde insanları hak ve hakikate ulaştırmayı amaç edinen yapılardır. Dinî cemaatler dendiği zaman biraz daha modern bir ifade olarak bununla kastedilen, İslâm dünyasının ve Osmanlının içine düştüğü siyasî ve sosyal sıkıntılara bağlı olarak İslâm düşünce tarihinde, yakın zaman tarihi itibariyle ıslah, tecdit ya da ihya hareketi olarak anılan dinî anlayışların ortak adını ifade eder. Bu açıdan bakıldığında şöyle bir tabloya işaret edebiliriz. İslâm dünyasında dinî gruplar ve çevreler üç kategoride ifade edilebilir. 

Gelenekçi ekoller; medrese ya da Selefiliğe yaslananlar gibi. Bunların bazıları şiddet yanlısıdır. 

Islahat temelli ekoller. Bunları da kendi içinde ikiye ayırabiliriz. Burada iki ayrım ortaya çıkıyor. Siyasî ıslahı hedefleyenler bugün Siyasal İslâmcılık olarak da anılmaktadırlar. (İhvan-ı Müslimin ya da Cemaat-i İslâmî gibi) Türkiye’deki ‘millî görüş’ hareketi de bu anlayışa sahiptir. Bunların en bariz vasfı tavandan tabana doğru bir ıslah sürecini merkeze almalarıdır. Islahat temelli ekollerin ikincisi “fikrî ve kültürel temelli ıslahatı savunanlar”dır. Bunlar fertten topluma ıslahı savunur. Fert ıslah olduğunda bu aile ve toplum hayatına yansıyacaktır, görüşü burada hâkimdir. Risale-i Nur hareketi bunun en müşahhas örneğidir.  

Üçüncüsü de modernist oluşumlardır. Bunlar tarihselcilik ve gelenekselcilik anlayışı çerçevesinde oluşmuştur. 

Türkiye’de kökü çok geçmişe giden tarikatlar günümüzde Nakşibendilik, Kadirilik, Halvetiler ve Rufailik kollarına mensup yapılanmalar olarak farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadırlar.  

Tarikat temelli cemaatler kendilerini çeşitli sebeple tarikat olarak adlandırmamakta, kendilerini cemaat olarak tarif etmektedirler. Bir cami adına ya da şahıs adına atfen kendilerini isimlendirmektedirler. Köken itibariyle bunlar mistik yapılanmalar olmakla birlikte modern dönemlerde cemaatsel motiflerinden beslenerek kısmen farklı bir renge bürünmüşlerdir, diyebiliriz.  

Cemaat dendiğinde ise söz konusu asıl olan Risale-i Nur Cemaatleridir. Risale-i Nur hareketi tasavvufî cemaatlerden farklıdır. Her şeyden evvel şahıs merkezli değil, eser merkezli bir oluşumdur. Eserlerin müellifi Bediüzzaman her şeyde önce kendisini bir ders arkadaşı olarak nitelendirmektedir. Risale-i Nur hareketinin ikinci olarak en farklı yönü tasavvufî muhitlerde daha ziyade tasavvufun kendi prensipleri çerçevesinde bir seyri sülük takip ederek hakikate ulaşma çabası vardır. Risale-i Nur hareketinde doğrudan doğruya akıl ve kalp birlikteliğiyle birlikte hakikate yol bulmanın altı çizilmektedir. Bediüzzaman Risale-i Nur’un kırk dakika gibi kısa bir zamanda hakikate ulaştırdığının altını çizmektedir.  

Risale-i Nur cemaati esasen iman ve Kur’ân hizmetinden başka bir şey değildir. Bu hareket hem tasavvufun derunî yönünden beslenmiştir hem de kelâmın en güçlü detaylarından beslenmiş, akıl ve kalbin birlikteliğini ihtiva eden bir usûl ortaya koymuştur. Fizik âlemi Risale-i Nur’da bariz şekilde vurgulanmakta, Kitab-ı Kebir-i Kâinat olarak bize Hâlıkımızı tanıtan külli delillerden biri olarak vurgulanmaktadır. Risale-i Nur aynı zamana insanî ve vicdanî temellere vurgu yapmakta, iman ve Kur’ân esaslarını Kâinat, Kur’ân-ı Hâkim ve Resulullah’ın (asm) Sünnet-i Seniyyesi ve insan aklı ve vicdanı üzerinden temellendirerek sağlıklı, kolayca takip edip irşat edebileceği bir nitelikte sunmaktadır.

Dinî cemaatler genel anlamda meşrû olmak şartıyla, zararlı mı faydalı mı sorusu çerçevesinde şöyle değerlendirilebilir: Dinî cemaatler insanların dinî hayatları açısından son derece faydalı ve işlevseldir. İki sebebi vardır temelde. Birincisi bizzat Kur’ân’ın ve Sünnet’in yönlendirmesi sebebiyledir. Kur’ân emri bil maruf’a vurgu yapar, irşat üzerinde durur. Peygamberimiz de (asm) cemaatleşmeyi teşvik etmiştir. Peygamberimiz (asm) cemaatleşmenin İlâhî rahmete vesile olduğunu bir  hadiste şöyle buyurmuşlardır: “İnsanlar evlerden herhangi bir evde bir araya gelir, toplanırlar, bunlar Kur’ân’ı müdarese ve müzakerede bulunurlar, böyle insanların bulunduğu yere melekler inerler, burada bulunan insanları kanatları ile okşarlar, onlara Cennet yolunu kolaylaştırırlar.” Burada sivil mekânlardan söz edilmektedir. Sivil mekânlardaki bu faaliyetlerden kimsenin rahatsız olmaması gerekir. Dinî hayatı canlandırmak için ortaya çıkan bütün cemaatler bu bağlamda son derece faydalı ve işlevseldir. 

Buradan güncele de vurgu yaparak şunu sorabiliriz? Cemaatlerin hiç problemi yok mu, kamuoyunda ithamlara maruz kalmıyorlar mı?

Elbette ki bir takım sorunlar söz konusudur. Bir takım sorunlar vardır ve bunların üzerinin örtülmesi gerekmez. Bunları  tesbit edip bu noktada adımlar atmak gerekiyor kanaatindeyim. 

Genel bir değerlendirme ile cemaatler, tarikatlar ve dinî gruplar açısından iç içe olunan problemler şunlardır: 1925 yılında çıkarılan 677 sayılı kanun ile Türkiye’de tarikat ve tasavvufi yapılanmalar yasak kapsamına alındı; şeyh, derviş, çelebi, pir gibi birtakım unvanların kullanımı da aynı kapsam içinde yer aldı. Resmî olarak tablo böyle olmakla birlikte, fiilî olarak toplum; tarihî ve teolojik zemini olan tarikatlarla ilgisini kesmedi. Tarikat faaliyetleri bir şekilde devam etti ve halen ediyor. 

Toplum belli bir tarihî mirasa sahip olarak buraya gelmiştir. Teolojik arka planı olan bu dinî anlayışları yok saymak doğru değildir. Devletin bir takım kaygıları varsa bunu da görmezden gelemeyiz. Varlığını tehdit etmeye yönelik oluşumları elbette takip edecektir. 

Cemaatler ise mahiyeti itibariyle sivil oldukları için her türlü güvenliği tehdit edici tutumdan uzaktırlar. Tam tersine cemaatler asayişin temini açısından yardımcı unsurlardır. 

Türkiye’de kendisini, -bir şekilde- resmî ideoloji ile örtüştüren daha doğrusu savunucusu olan bazı çevreler “cemaatlere” yukarıda zikrettiğim inkılâp kanunları sebebiyle muhaliftir, karşıdır. Bu aşılması gereken bir husustur. Cemaat karşıtlığı ile ilgili birinci nokta budur.

İkincisi, Türkiye’de ne yazık ki az sayıda da olsa şiddet yanlısı İslâmî gruplar vardır. Cihada özel vurgu yapan, toplum düzeninin değişmesi için fiilî mücadeleden bahseden bu gruplar devlet ve toplum güvenliği açısından “tehdit” oluşturmaktadır. Devletin güvenlik birimlerinin bu tür şiddet yanlısı grup ya da grupları takip etmesi, hukuk önüne çıkarması son derece normal hatta gereklidir. 

Üçüncüsü, bazı dinî grupların ticarî faaliyetlerde bulunması, holdingleşmesi, belli sektörlerde önlenemez güç olması “cemaatlerin temel hizmet alanı ve hizmet amacı” ile örtüşmemektedir. Bu hem ticaretin kendi mekanizması hem cemaatlerin ana amacı açısından muhataralı bir tablo oluşturmakta ve ciddî tenkit konusu yapılmaktadır. 

Dördüncüsü bazı cemaatlerin –yine cemaatlerin ana hizmet amacına aykırı olarak- siyasî angajmanlık içinde olmaları, eğitim faaliyetlerini “siyasî amaçlara” taşımaları, muvafık veya muhalif olarak siyasî faaliyetleri “cemaat arkaplanı üzerinden” yürütmeleri, daha doğrusu siyasete alet etmeleri haklı bir tenkit konusu olarak ortaya konulmaktadır. 

Beşinci olarak bazı cemaat muhitlerinde, tikel olarak yaşanan suistimaller söz konusudur. Bırakalım cemaat mensubiyetini, insanlıktan nasibi olmayan kimi kişiler, birtakım nefsanî zaaflar sergileyerek ahlâk dışı, insanlık dışı suistimallere yönelmektedir. Bu tikel hatta tekil olaylar bazı çevrelerce genelleştirilerek cemaatler tenkit konusu yapılmaktadır.  

Çözüm yollarına ilişkin tekliflerimizi ise şöyle ifade edebiliriz:

1. Ulusalcıların cemaatlere temelden karşı çıkmalarının anlamı yoktur. Zira devlet, milletin yasama, yargı, icra şeklinde örgütlenmesinin adıdır. Devlet milletin tarihî ve kültür kimliğine, birikimine, mirasına karşı çıkamaz. Elbette cemaatler de devletin kaygılarını dikkate alır ve faaliyetlerini inanç ve fikir hürriyeti içerisinden yasalar zemininde yerine getirirler, getirmelidirler.

2. Türkiye’de radikal Selefi gruplar dışında “şiddet yanlısı” cemaatler yoktur. Gerek geleneksel tasavvufî yapılar üzerine kurulmuş olan cemaatler gerekse Risale-i Nur Cemaatinin baskı ile şiddetle uzaktan yakından alâkası yoktur. Dolayısıyla konunun kamu düzenini ihlâle veya şiddete bakan yönü bulunmamaktadır.

Burada Said Nursî’nin şu ifadesini alıntılayabiliriz: “Evet, biz bir cemaatiz. Hedefimiz ve programımız evvelâ kendimizi, sonra milletimizi îdam-ı ebedîden ve daimî berzahî haps-i münferitten kurtarmak ve vatandaşlarımızı anarşîlikten ve serserilikten muhafaza etmek ve iki hayatımızı imhaya vesîle olan zındıkaya karşı Risâle-i Nur’un çelik gibi hakîkatleriyle kendimizi muhafazadır.” 

3. Cemaatlerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için elbette finans desteğine ihtiyacı vardır. Cemaatler şeffafiyet içinde maddî kaynaklar edinebilir. Ancak bütün bu faaliyetler yürütülürken cemaatlerin “yaygın din eğitimi kurumları ya da çevreleri olduğu” asla göz ardı edilmemeli; başka bir ifadeyle ticarî çabalar hiçbir zaman cemaatlerde amaç vasfı taşıyan alana evrilmemelidir.

4. Cemaatler dini anlama ve yorumlama şekillerine bağlı olarak “siyasî perspektif” ortaya koyabilirler. Bunda hiçbir mahzur yoktur. Ama cemaatler muvafik veya muhalif bir partinin lokali ya da il veya ilçe teşkilâtı gibi politize olamazlar, olmamalıdırlar. Meselâ Risale-i Nur cemaatinin “demokratlık” vurgusu aslında evrensel bir vurgudur ve son derece önemlidir. Gerçekten de bugün insanlığın özlemini çektiği de “hürriyetçi demokrasi”den başka bir şey değildir.

5. Cemaatler iç denetim mekanizmalarını daima dinamik tutmalı, bazı aşağılık insanların maddî konularda veya cinsî konularda istismar içinde olmalarına asla fırsat tanımamalıdır. 

Bu programı düzenleyen ve bize de söz veren Risale-i Nur Enstitüsü’ne teşekkür ederek, programın da hayırlara vesile olmasını dileyerek bir öneriyle sözlerimi tamamlamak istiyorum. 

Cemaatler, ortak bir platform oluşturmalıdırlar. Bu platformda cemaatler ortak problemlerine ortak çözümler bulmalı, kamuoyunda haksız ithamlar söz konusu olduğunda aydınlatıcı cevaplar vermeli, temel din anlayışı ve irşad usûlleri ile ilgili olarak aralarında yardımlaşma içine girmelidirler.”

SON

Okunma Sayısı: 3546
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı