"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Ölümün de hayatın gibi temiz”

24 Mart 2019, Pazar 00:02
Böyle güzel sıfatlara ve ulvî evsafa sahip ‘Şahsiyet-i Muhammediyenin’ (asm) altmış üç yaşında ahirete irtihal etmesi, O’nun (asm) her hadis-i şerifine uyup her Sünnet-i Seniyyesini yaşamayı hayatının gayesi, ömrünün semeresi sayan ümmetinin ekseriyetinin o yaşta ölmeyi mânevî mazhariyet addetmesine vesile oldu.

DİZİ-2: İslam Yaşar

O anda Nazar-ı Muhammedîyi (asm) Arş-ı Âlaya doğru kaldıran Ekmelü’s- Selâm, melekler âleminde sadece Allah’a ibadetle meşgul olan büyük meleklerden müteşekkil nuranî heyetin heyecanla kendisini istikbâle hazır beklediğini müşahede etti. Cemal-i Suretinde (asm) en iyi, en yüce refik olan Cenâb-ı Hakk’a ulaşma dileği hâlelendi.

“Allah’ım beni Refik-i A’lâ’ya ulaştır.”

Hastalığının şiddeti arttığı, başındaki ağrılar fazlalaştığı, nefes alıp verişi iyice zorlaştığı, mübarek sesi kısıldığı için mezkûr duâyı mırıldanarak birkaç sefer tekrarladıktan sonra ‘Lâ İlâhe İllallah’ diyerek Kelime-i Tevhidi terennüm etti, mübarek nazarlarını Refik-i Alâ’dan ayırmadan Azrail Aleyhisselâma seslendi.

“Yâ Azrail, gel memuriyetini yerine getir.”

Azrail Aleyhisselâmın vazifesini yerine getirmesi üzerine muazzez rûhu, ‘Allah’ım, Refîk-i Alâ’ nidaları ile birlikte A’lâ-yı İlliyine doğru yükselirken vefat hadisesinden haberdar olan sahabelerin teessürünü, Hazret-i Ebû Bekir’in itidalli hareketi, basiretli sözleri ve Zümer Sûresi’nin ‘Muhakkak ki sen de öleceksin, onlar da ölecekler’ mealindeki otuzuncu âyetini okuması teskin etti.

“Ölümün de hayatın gibi temiz ve lâtif Yâ Resûlallah.”

Hazret-i Ebû Bekir, Eşref-i Mahlûkâtın ve Fahr-i Kâinatın mütebessim simasını son kez görünce böyle ifade etti O’nun (asm) hayat gibi mematı da güzelleştirdiğini. Dünyada emsali görülmeyen hoş râyihalar içinde Habib-i Hüdâ’nın gasil, tekfin, defin muamelâtını tazimle tamamlayan Ashâb-ı Güzîn, ‘Hadise-i Muhammediyenin’ (asm) ölümü güzelleştiren nice güzel hâllerine şahit oldu.

‘Netice-i Hilkat-ı Âlem, Peygamber Sallallah-ü Aleyhi Vesellem’ Efendimizin, vasiyeti mu’cibince, naaş-ı mübarekinin merkadd-i münezzehesine tevdi muamelâtın her safhasında hazır bulunan Hazret-i Ali radiyallah-ü anh, teşyi’ heyetinin müşahede ettiği hüsn-ü şahadetleri seslendirdi:

“Hayatında da, vefatında da temiz ve güzelsin Yâ Resûlallah.”

ERZEL-İ ÖMÜR YILLARI

“Kâinat bir şeceredir; anasır onun dallarıdır, nebatat yapraklarıdır, hayvanat onun çiçekleridir, insanlar onun semereleridir. Bu semerelerden en ziyadar, nurlu, ahsen, ekrem, eşref, eltaf, Seyyidü’l-Enbiya ve’l-Mürselîn, İmamü’l-Müttakîn, Habîb-i Rabbü’l-Âlemîn Hazret-i Muhammed Aleyhisselâtü Vesselâm’dır.” (Hazret-i Muhammed (asm), Y.A.N. İstanbul 2006, s: 15)

Böyle güzel sıfatlara ve ulvî evsafa sahip ‘Şahsiyet-i Muhammediyenin’ (asm) altmış üç yaşında ahirete irtihal etmesi, O’nun (asm) her hadis-i şerifine uyup her Sünnet-i Seniyyesini yaşamayı hayatının gayesi, ömrünün semeresi sayan ümmetinin ekseriyetinin o yaşta ölmeyi mânevî mazhariyet addetmesine vesile oldu.

Elbette o zamandan bu yana altmış üç yaşında ölmeyi sünnete ittiba sayan ve hissen, kalben o yaşta ölmeyi dileyen, isteyen, yalvaran, yakaran milyarlarca mü’minin bulunduğu, onlardan da milyonlarcasının duâsının müstecab olduğu, dileğinin gerçekleştiği ve ömrün kemal yaşında mesut, bahtiyar bir şekilde vefat ettiği muhakkaktır.

Peygamber Efendimizin (asm) sünnetine riayet etmek maksadıyla veya erzel-i ömür yıllarını yaşama korkusuyla altmış üç yaşında ölmek için kalbî niyazının yanı sıra âlenen de yalvaran, hatta bununla iktifa etmeyip yakınlarından ısrarla duâ isteyen pek çok insan da vardır.

Bu hususta ismi bilinmeyen milyonlarla birlikte Dehlevî, El - Eş’ârî, Fahreddin-i Râzî, Celâleddin Süyutî, İmam-ı Rabbanî gibi asır imamlarının ve daha nice kutup, âlim, şeyh, ârif sıfatlı muttaki mü’minin altmış üç yaşı civarında vefat etmelerinin, öyle hâlisâne duâların, muhlisâne niyazların tezahürü olması muhtemeldir.

Muhammedü’l Emîn’in (asm) ekser ahvaline âşinâ ve meftun olduğundan onun, vefat ettiği yaşta ölme iştiyakıyla bilinen ve bu hâlis isteğini her vesile ile açıkça dile getirmekten çekinmeyen muhibbân-ı Muhammedî (asm) arasında en ma’ruf kişi, meşhur mutasavvıf Hoca Ahmed Yesevi’dir.

Bu hususta ümmet-i Muhammede (asm) hüsn-ü misâl olan Ahmed Yesevî, daha çocukluk yıllarından itibarin Hazret-i Peygamberin (asm) bildiği bütün sünnetlerini yaşamış, bilmediklerini ilk fırsatta öğrenerek hayatına mâl etmiş, altmış üç yaşında ölmeyi de sünnet addetmişti. İnsanın ölüm vaktinin isteğe bağlı olmadığını bildiğinden ömrün kemal yaşına yaklaştıkça, hem o yaşta ölmek için yaptığı duâları arttırmış, hem de duâsını makbul bildiği yakınlarından duâ etmelerini istemişti.

Yaşı altmış üçe baliğ olduğu hâlde vücudunda ölme tezahürü sayılabilecek bir hastalık veya benzeri hadise vuku bulmayınca tekkenin en tenha köşesine, ham kerpiçten merdivenle inilen derince bir menzil yaptırdı. Menzilin içine kabri andıran lâhit şeklinde dar bir yer kazdırıp orayı mekân edindi.

Altmış üç yaşının hitamına doğru o menzile girdi, günün zarurî ihtiyaçlar ve ibadetler dışındaki bütün zamanını ashâb-ı kubur gibi o lâhdin içine girip dizleri göğsüne dayanacak şekilde yatarak riyâzetle, zikirle geçirmeye başladı. Zamanla göğsünde ve dizlerinde, sürtünmeden mütevellit kendisine ‘serhalka-i sînerişân’ dedirtecek derecede yaralar açılsa da kararından vazgeçmedi. (F. Köprülü. İlk Mutasavvıflar. D. İ. B. Yayınları Ankara 1984 s: 37)

Hoca Ahmed Yesevî yeraltına yaptırdığı o hususî menzilinde riyâzet hâlinde takriben altmış üç sene daha yaşadı. Nihayet lisânen, hâlen, fiîlen yaptığı duâlar müstecab oldu ve bir bakıma ikinci ömrünü, Peygamber Efendimizin (asm) rıhlet yaşında tamamlayarak yüz yirmi altı yaşında vefat etti.

Hazret-i Muhammed Sallalah-u Aleyh-i Vesellemin ahirete irtihal ettiği altmış üç yaşında ölme isteği sadece eski çağlarda yaşanan ulvî bir hasret hasleti değildir. Akıl çağı, bilgi çağı gibi sıfatlarla anılan geçen asırda da öyle istekleri, duâları, niyazları, nidaları ile bilinen ve dileğine nail olan mü’minler çoktur. Muhtemelen günümüzde de vardır ve gelecekte de olacaktır.

Meselâ cemiyette şairliği ile iştihar etmesine rağmen aynı zamanda büyük bir İslâm âlimi de olan İstiklâl Marşı Şairi Mehmed Âkif Ersoy ve zamanının meşhur dahiliye mütehassıslarından Dr. Sadullah Nutku da onlardandır.

Mehmed Âkif, hayatı boyunca hep Peygamberimizin (asm) vefat ettiği yaşta ölmeyi diledi. Zamanla iştiyak hâlini alan bu kalbî arzusunu çeşitli vesilelerle dile getirdi. Yaşı altmış üçe yaklaşınca o dileğine vatanında kavuşma arzusu içine girdi ve mütegalibelerin yapacağı her muameleyi göze alıp Mısır’dan Türkiye’ye döndü.

“Ne mutlu bana ki Peygamberimin (asm) yaşında öleceğim.”

İstanbul’a geldiği zaman söylediği bu sözler de Allah indinde müstecab bir duâ olmalı ki İstanbul’da yıllardır hasretini çektiği yerleri gezip dostlarını ziyaret ederek hasret giderdi. Her ihtimali nazara alarak bazı çalışma plânları yaptı ise de onları gerçekleştirme fırsatı bulamadı ve 27 Aralık 1936 tarihinde altmış üç yaşında iken vefat etti.

-Devam Edecek-

Okunma Sayısı: 1450
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • ramazan aslan

    25.3.2019 14:32:05

    Öyle anlaşılıyor ki; siyasal islamcı ve milliyetçi siyaset anlayışlarının beka dertleri var. Hakikat ise bunların demokrasi karşısındaki mağlubiyetlerine hazır olmamızı milletin kulağına fısıldıyor. Siz de işitiyor musunuz?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı