"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Prof. Dr. Mustafa Erdoğan: Adil bir anayasa keyfî yönetimi engeller

13 Nisan 2026, Pazartesi 01:09
“Anayasacılık ve modern devlet” başlıklı seminerinde Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, modern devletin sınırları zorlama eğilimine dikkat çekerek, keyfîliğin ancak adil bir anayasa ile önlenebileceğini söyledi.

Ankara - Yasir Özer

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Üyesi Anayasa Hukuku profesörü Dr. Mustafa Erdoğan, Yeni Asya Vakfı Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi tarafından iki haftada bir düzenlenen “Devlet ve Demokrasi” temalı akademik seminerlerin misafiri oldu.

“Anayasacılık ve modern devlet” başlıklı seminerinde Erdoğan, anayasacılığın temel amacının keyfî yönetimi önlemek ve insan hak ve hürriyetlerini teminat altına almak olduğunu belirterek, anayasacılığın devletin yazılı bir anayasa ile sınırlandırılmasını öngördüğünü ifade etti.

Anayasacılığın ortaya çıkışı

Devlet iktidarını yazılı bir anayasa ile sınırlama fikrinin ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucu ataları tarafından hayata geçirildiğini belirten Erdoğan, bu sürecin önce kolonilerde başladığını, ardından federal devlete doğru genişlediğini söyledi. İlk modern anayasanın 1780 tarihli Massachusetts Anayasası olduğunu, onu 1787 tarihli ABD Anayasası’nın izlediğini, ardından Fransa ve Polonya’nın 1791 tarihli anayasalarının geldiğini kaydetti.

Hukukun üstünlüğü adaletle mümkündür

Anayasal devletin yazılı anayasa ve anayasanın üstünlüğü, hukukun üstünlüğü, temel haklar güvencesi, kuvvetler ayrılığı, denge ve denetim mekanizmaları ile federalizm veya adem-i merkeziyet gibi ilke ve kurumları zorunlu kıldığını belirten Erdoğan, hukukun üstünlüğü kavramına da değindi. 

“Hukukun üstünlüğü ‘hukuk devleti’nden sonra gelir” diyen Erdoğan, “Bir devletin hukuk devleti olması orada hukukun üstünlüğü ilkesinin geçerli olduğu anlamına gelmeyebilir. Hukukun üstünlüğü dediğimizde devletin ‘üstünde’ olan bir hukuktan söz ediyoruzdur” ifadelerini kullandı. Hukukun üstünlüğünün diğer kurucu unsurunun adalet olduğunu belirten Erdoğan, hukukun adil olmadığı yerde hukukun üstünlüğünden söz edilemeyeceğini ifade etti.

Modern devlet bir savaş aygıtı olarak doğdu

Modern devleti de açıklayan Erdoğan, “Adı üstünde modern dönemde oluşmuş olan, modernliğin sonucu olan bu devlet tipi önceki siyasî organizasyon biçimlerinden tamamen farklı olan bir devlettir. Bu yeni siyasî organizasyonun en fazla altı asırlık bir geçmişi vardır. Modern devlet bir savaş aygıtı olarak doğmuş ve gelişmiştir” dedi.

Savaşların finanse edilmesi ihtiyacının bürokrasiyi ortaya çıkardığına dikkat çeken Erdoğan, “Böylece modern devletin çekirdeğini ordu ve bürokrasi oluşturmaktadır. Modern devlet kesin sınırlarla belirlenmiş bir alan üzerinde cebir kullanma tekeli iddiası güder ve bu iddiasını fiilen sürdürebildiği ölçüde varlığını muhafaza eder.  Bu yeni siyasî formasyon insanlar üzerindeki tahakkümün en sofistike ve karşı konulmaz biçimini temsil eder” ifadelerini kullandı. 

Merkezî iktidar toplumu baskılar

Modern devletin karakteristik özellikleri arasında “ülkesellik”, “kamusal yönetim” ve “doğrudan yönetim” unsurlarının bulunduğunu belirten Erdoğan, modernlik öncesinde sınırların bugünkü gibi kesin olmadığını, modern devletle birlikte pasaport, kimlik ve sınır kontrollerinin ortaya çıktığını söyledi. 

Devletin kamusal gücünün yasama, yürütme ve yargı organlarıyla somutlaştığını ifade eden Erdoğan, modern devlette tek tip ve tekelci bir hukuk sisteminin eşlik ettiğini kaydetti. Doğrudan yönetim anlayışına da değinen Erdoğan, modern devlette merkezî iktidarın aracısız şekilde toplumu yönettiğini belirterek, “Bugün devlet insanların hayatının neredeyse her yanını ya fiilen kontrol etmektedir ya da kontrol edebilecek kapasiteye sahiptir” dedi.

Devlet bekası hukukun önüne konuluyor

Modern devletin egemenlik anlayışının ülkede son sözü söyleyen en üstün otorite olma iddiasına dayandığını ifade eden Erdoğan, bu yetkinin rakip kabul etmediğini vurguladı. 

Devlet anlayışında “hikmet-i hükümet” yaklaşımının öne çıktığını belirten Erdoğan, “Hikmet-i hükümet ideolojisi devlet olarak var olmayı ve onu her ne pahasına olursa olsun ayakta tutmayı (“devletin bekası”nı) ana prensip olarak kabul eder. Devletin bekası hukuk ve adaletin ve her türlü ahlâkî düsturun üstündedir. Bu anlayışta devlet-yönetimi ayrı bir sanattır (statecraft), en başta da devlet olmanın “zaruretleri”nin farkında olmayla belirlenir. Bunlar vatandaşlar tarafından sorgulanamazlar, çünkü devlet yönetme sanatıyla doğrudan doğruya bağlantılı olan ve sıradan insanların (vatandaşların) “hikmet”ini (reason) bilemeyecekleri özel türde bir bilgiye dayanırlar” dedi.    

Anayasacılık temel bir ihtiyaçtır

Devletin yapısı gereği genişleme eğiliminde olduğunu vurgulayan Erdoğan, bu yüzden anayasacılığın temel bir ihtiyaç olduğunu söyledi. Ancak zamanda anayasa yapmanın bir “moda” haline geldiğini, bu yüzden gerçek anlamda anayasal devlet niteliği taşımayan metinlerin yaygınlaştığını ifade etti. Anayasal düzenin sadece metinle değil, siyasî pratiğin de buna uygun işlemesiyle mümkün olacağını belirten Erdoğan, Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu, ancak mevcut şartlarda yapılacak bir anayasanın otoriter yapıyı güçlendirme riski taşıdığını dile getirdi.

Parlamenter demokrasi yeniden hayata geçirilmeli

Mustafa Erdoğan, soru-cevap bölümünde anayasal sistem ve seçim barajlarına ilişkin bir soruya verdiği cevapta, bugün ana meselenin barajlar olmadığını, parlamenter demokrasinin yeniden hayata geçirilmesi olduğunu söyledi. Anayasacılık açısından esas meselenin ihtiyatlı bir anayasacılık yaklaşımı olduğunu belirten Erdoğan, “devlet toplum içindir ve devlet fert içindir” anlayışının kültürel olarak yerleşmesi gerektiğini ifade etti.

Son on yılda insan haklarına daha fazla önem veren bir düzenin kurulamadığını, aksine bu alandan giderek uzaklaşıldığını dile getiren Erdoğan, bir tür “bid’at” olarak nitelediği “torba kanun” uygulamasının pekiştirildiğini ve bunun da hukuktan uzaklaşmaya, Meclis’in de alet edilmesiyle keyfiliğin yerleşmesine sebep olduğunu söyledi.

Tek tip insan projesi totaliterliği yansıtır

“AB temsilcisi Klaus Kinkel’in ‘resmî ideoloji ile yani Kemalizm ile Avrupa Birliği bir arada olmaz, Avrupa Birliği’ne girmek istiyorsanız Kemalizm’den vazgeçeceksiniz. Kemalizm’de ısrar ediyorsanız Avrupa Birliği iddianızdan vazgeçeceksiniz’ beyanı çerçevesinde AB ve demokrasi hakkında ne düşünürsünüz” sorusu üzerine, eski Sovyetler Birliğindeki “Sovyet insanı” oluşturma projesi gibi “Kemalist insan” oluşturma fikrinin de aslında totaliter rejimlere özgü olduğunu belirtti.  

Yine bir soruya karşı, tek parti dönemi Mustafa Kemal icraatıyla şimdikilerin tek parti dönemini aratmayan tek adamcı icraatlarının örtüştüğünü, bunun da iktidardakilerin M. Kemal ile ilgili görüntüde siyasî muhalif duruşlarının aslında samimi olmadığını gösterdiğini söyledi.

Anayasacılık tarihine ideolojik bakış yön veriyor

Prof. Erdoğan, “Osmanlı’da ve Türkiye’de anayasacılık hareketleri ile ilgilenmiş, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti gibi ilkelerin teorisini kurup pratiğini desteklemiş bir İslâm âlimi olarak Bediüzzaman Said Nursî’nin görüşlerinin ve anayasal sisteme verdiği önemli desteğin, Türkiye’de anayasacılık tarihini yazanların eserlerinde neden yer almadığı” sorusuna da cevap verdi.

Erdoğan, buna örnek olarak Ankara Hukuk Fakültesi ve benzeri kurumların başlangıçta hukukî endişelerden çok Cumhuriyetçi rejimi sembolize eden yapılar olarak kurulduğuna işaret ederek, bu modernist kurum ve girişimleri asıl karakterize eden unsurun ideolojik yönelim olduğunu belirtti. Bu çerçevede, “Bu şartlar altında ‘eski’yi temsil edenlere itibar edilmemesi, o amacı güdenler için tutarlı görünmektedir” dedi.

Devlet iş adamlarını baskı altında tutuyor

Mustafa Erdoğan demokrasi ile ekonomi arasındaki ilişkiye dair bir soruya cevap verirken “Mülkiyet hakkı kutsaldır” fikrinin de dayanağı olan bütün temel hakların sivil toplumun ekonomik olarak güçlü olmasına bağlı olduğunu, ancak bu güç ile devletin gücünün denetlenip sınırlandırılabileceğini anlattı ve “Kavala örneğinden ve başka birçok örnekten de görüyoruz ki devlet yargı ve müsadere gücünü kötüye kullanmak suretiyle iş adamlarını kendi otoritesinin altında tutuyor, günümüzde iş adamları devletin rehinesi durumundadır” dedi.

Yeni süreç, kalıcı çözüm üretmeli

Erdoğan yeni barış süreci ile ilgili bir soruya karşı da “anayasal vatandaşlık ve eşitlik için öncelikle bu kültürün yerleşmiş olması lâzım, maalesef iktidar blokunun kurguladığı bu yeni süreç böyle bir kültürü yerleştirmek üzerine kurgulanmış olmadığı için mesele kültürel ve siyasi çözüme kavuşmuş olmayacaktır, dış siyasete temas eden bazı çözümler de pratik bazı sonuçlardan ibaret olarak kalacaktır” dedi.

Okunma Sayısı: 191
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı