"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çanakkale’de nurlu bir akşam

Durmuş Ali İnci
24 Ocak 2020, Cuma
Çanakkale’de akşam Pazarcı Osman Abi’nin evinden Risale-i Nurlar’ı okudukları için gözaltına alınan arkadaşları aramaya çıkmıştım. Harmanlık Mahalle’den şehre doğru yürürken polis karakolu önünden geçiyordum. Camdan dışarıyı seyreden Başkomiser Mustafa Abi alaylı bir sesle bağırıyordu.

- Hocaaa! Gel, gel bir çayımı iç. Hem senin adamların da burada.

Her gün selâmlaştığım, Karadeniz’in yiğit insanı Mustafa Başkomiserimin çayını reddedemezdim. Karakola girdiğimde, 2×2 bir odada arkadaşlarımdan 10 kişiden fazlasının ayakları birbirine karışmış şekilde, kışın soğuğunda beton üzerinde oturduklarını görünce çok üzüldüm.

Başkomiserden izin alarak altlarına sermek için battaniye ve bir tepsi dolusu kahvaltılık malzemeyle geldim. Başkomiser biraz düşündükten sonra bana seslendi.

- Hocam! Operasyonu yürüten Zeki Albay gelirse, sizi burada görmesin.

Sonra kapıyı açıp benim de içeri girmemi istedi. İşimiz bitince çıkmak üzere ben de arkadaşların yanına girmiştim. Çıkınca diğer arkadaşların Merkez Karakolu’nda olduklarını öğrendim. Fakat orada hiçbir şekilde yardımımıza izin vermediler.

O gün Osman Abi’nin evine gitmek isteyip de gidemeyen iki kişi dışarıda kalmıştık. İkinci günün akşamında, her zamanki gibi Eğitim Enstitüsü’nde akşam karanlığına kadar süren dersimden yorgun bir şekilde çıktım. Elimde benimle özdeşleşen starlet çantam, kırk yıl boyunca üzerimden hiç eksik olmayan takım elbise uzun kıravatımla okulun bahçesine çıktığımda bahçe kapısından askerî bir minibüs girmişti. Okulda sadece müdür yardımcısı Mustafa Ersöz vardı. Ben bahçe kapısına doğru çıkarken okul kapısı önünde duran minibüsten inen beş kişi içeriye dalmışlardı. Bahçe kapısından çıkmak üzere iken Mustafa Bey’in hüzünlü sesini işittim.

- Durmuş Ali Hocam! Arkadaşlar sizi soruyor.

Geri döndüm, kaba ve acele tavırlarla kimliğimi isteyip üzerimi arayan sivil kıyafetli biri alaylı bir eda ile;

- Bizimle Merkez Komutanlığı’na kadar geleceksin.

Elimdeki çantamı Mustafa Bey’e bırakırken bir de komşunun telefon numarasını bırakmıştım. Henüz bir hafta önce üçüncü kızım doğmuştu. En büyüğü dört yaşına yeni girmiş, üç kızımla gurbet elde, lohusa haliyle yalnız kalacak eşime haber verilmesini istemiştim. 

Sonra minibüsle Merkez Komutanlığı’na götürülürken “Yurttaşlık Eğitimi” dersi de okuttuğumdan, Anayasayı da bilen birisi olarak sormuştum.

- Anayasaya göre beni neyle suçladığınızı söylemeden hiçbir yere götüremezsiniz.

- Hoca! Memlekette ihtilâl oldu. Hangi Anayasadan bahsediyorsun? Anayasa da biz, babayasa da biz!

Çaresiz götürüldük, başucumda tam teçhizat silâhlı bir asker nezaretinde oturarak  geçen sekiz saatten sonra sabaha karşı soruşturma için götürüleceğim haber verildi.

Abdest alıp hazırlandığımda henüz sabah ezanına çok zaman vardı. Binanın deniz tarafında ikinci kata çıkılan dıştan bir merdiven vardı. Binanın zemin katından iki tarafında askerlerle bir kişi çıkarılmıştı. Saçları dökülmüş kafasından, bu kişinin çok iyi tanıdığım ve çok sevdiğim Hasan Abi olduğunu fark ettim. Tepeden seyrediyordum. Önce siyah bir bez iple ellerini bağladılar. Eskiden çok seyrettiğimiz Camoka filmlerinden hatırladığım gözlük şeklinde bir bezle gözlerini de bağlamışlardı. Birden içimden gülmek geldi. Kendimi tutamadım gülmeye başladım. Askerler yavaşça ve acıklı bir sesle bana sesleniyordu.

- Hocam! Niye gülüyorsunuz? Az sonra siz de aynı şekilde bağlanacaksınız.

Evet doğru söylüyorlardı, fakat gülüyordum ağlanacak halimize. Az sonra biz de aynı işlemlere maruz kalmıştık. Bizi sürükleyip askerî minübüse bindirdiler. İkili koltuklara yüzaşağı yatırarak başımızı da bastırıyorlardı. Dışarıdan görülmemizi istemiyorlardı. Saatlerce önce minibüsle, sonra soğukta arkası açık bir pikapla dolaştırıldık. Nihayet köpek seslerinin yoğun olduğu bir yerleşim birimi yakınında olduğunu sandığımız bir yerde duran pikaptan indirildik. Bir bina içinde mindersiz sandalyelerde 18 saat bekletildik. Bu arada biz sadece rahmetli Hasan Abi ile ikimiz var sanıyorduk. Acıktığımı söyleyince, Hacı Halittin Abi “Siz ne zaman geldiniz?” diye sordu. Konuşmamız da yasaktı. Çok sıkıntılı bir soruşturmadan sonra tekrar şehre döndüğümüzde daha önce arkadaşlara kahvaltı götürdüğüm karakolda dar yerde artık ben de vardım.

Dostum Başkomiserim gelip beni de içeride görünce kapıyı açarak seslendi:

- Hocam! Yeter artık sizi dışarı alalım. 

- Başkomiserim ben çıkarım da Zeki Albay sizi mahveder.

Başkomiserin şaşkın bakışları arasında konuşmaya devam ettim.

- Artık ben de arkadaşlarla beraber gözaltındaydım.

Okunma Sayısı: 658
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı