“Sofi sofiyi tekkede, hacı hacıyı Mekke’de bulurmuş” derler. Kaderin ince tecellileri, bazen yarım asrı aşan zaman dilimlerini bir Regaib Gecesinde bir araya getiriverir.
1972 yılının bahar aylarında, Tavşanlı’nın Karcık Köyü’nde öğretmendim. İmroz’daki zorlu öğretmen okulu yıllarından sonra, orman içinde bir yayla köyü olan Karcık, bana iki yılda bir ömürlük tecrübe kazandıran, unutulmaz hatıralarla dolu bir mekân oldu. Aradan geçen 55 seneye rağmen öğrencilerimin ve köylülerimin simaları hâlâ gözümün önünden bir resmî geçit gibi geçer.
Bu gece Regaib Gecesiydi. Eski mektupların yerini alan mesajlarla dostlardan, kardeşlerden nice selamlar geldi. İçlerinden biri, Karcık hatıralarımı adeta bir film şeridi gibi canlandırdı: Kemal’im… Kemal Coşkun. Defalarca evlerine misafir olduğum, ekşi kırmızı domates turşusu ve birkaç alacalı fasulye tanesinin yüzdüğü sıcacık tarhana çorbasını kaşıkladığım canım evlâdım. Regaib’in rahmetinin üzerime yağmur gibi yağdığını hissettim. Yıllar önce tanıdığım Risale-i Nur’larla o da nurlanmıştı. Milyonlarca Nur talebesi içinde Kemal’im beni bulmuştu.
Altı yıl önce Antalya Medresesi’nde yapılan yurt çapındaki okuma programında, 45 sene sonra Erzurum’da buluştuğumuz Nurullah Hocam’la beraberdik. Nurcu, Nurcuyu medresede bulmuştu. 2018’deki umre ziyaretimizde de Kâbe’de Secaddin ve Mehmet Cebe ile karşılaşmıştık.
Geçtiğimiz Regaib Gecesinde Denizli medresesinde Nur-u Muhammedî’yi mana itibarıyla tefekkür edip kürsüden inerken, masum simalı bir ihtiyar dikkatimi çekti. Antalya Serik’ten olduğunu söyleyince hafızam beni yıllar öncesine götürdü. Nejat Eren Ağabey’le Serik’te ziyaret ettiğimiz, evinde misafir olup sofrasına oturduğumuz kadastrodan emekli Mehmet Şahin Ağabey… Karşımda o vardı.
Kader yine değişmemişti. Nurcu, Nurcuyu medresede; hem de Regaib Gecesinde bulmuştu.
Rabbim, bu dünyada nurda buluşturduğu kullarını, ahirette de Cennetinde cemaline seyirci eylesin. Âmin.