Yeni Asya Vakfı Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi'nde düzenlenen seminerde konuşan Yasir Özer, “Bilginin doğruluğundan çok yayılma hızının belirleyici hâle geldiği bir dönemde yaşıyoruz “ dedi.
Ankara - Yeni Asya
Yeni Asya Vakfı Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi tarafından iki haftada bir düzenlenen “Devlet ve Demokrasi” temalı akademik seminerlerin bu haftaki misafiri Yeni Asya Araştırma Merkezi editörlerinden Yasir Özer oldu.
“Medya: Kimin Sesi?” başlıklı sunumunda Özer, çağdaş medyanın hakikatle kurduğu ilişkiyi, post-truth (hakikat sonrası) kavramı çerçevesinde ele aldı. İçinde bulunulan dönemin, doğru ve yanlışın normatif gücünü yitirdiği bir zaman dilimi olduğuna dikkat çeken Özer, algının hakikatin önüne geçtiğini ifade etti.
Özer, “Bugün tartışma; bilginin doğruluğundan ziyade ‘hangi içerik daha fazla etkileşim alıyor?’ sorusu etrafında şekilleniyor” dedi.

Dijital dünya yeni kamusal alan oldu
Bilginin doğruluğundan çok yayılma hızının belirleyici hâle geldiği bir dönemde yaşıyoruz diyen Özer: “İçinde yaşadığımız çağ, post-truth olarak da adlandırılan; gerçeklikten çok algının ve sanallığın öne çıktığı bir dönem. Bugün teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Artık gerçek dünyadan çok sanal dünyada vakit geçiriyoruz. Faturalarımızdan, alışveriş ve iletişime kadar pek çok ihtiyacımızı dijital platformalar üzerinden karşılıyoruz.
Bu dönüşüm, sosyalleşme biçimlerini de köklü şekilde değiştiriyor. Bugün birçok kişi sosyal ilişkilerini büyük ölçüde dijital uygulamalar üzerinden sürdürmekte. Sanal dünya artık fiilen yeni bir kamusal alan hâline gelmiş durumda. Ancak bu yeni alan, sunduğu imkânların yanında ciddi sıkıntıları da beraberinde getiriyor” dedi.
Borçla kurulan düzen
Yasir Özer, sunumunda teknolojik gelişmelerin toplumsal yapıyla olan irtibatına da değindi. Özer, “Modern dönem, insanı birkaç temel hat üzerinden şekillendirir. Bu çerçevede ilk olarak borç olgusu öne çıkmaktadır. Günümüzde borç, istisnaî bir durum olmaktan çıkmış; hayatın kaçınılmaz bir parçası olarak görülmeye başlanmıştır. Öğrenci kredileri, konut kredileri, kredi kartları ve tüketici kredileri borçlular için disiplin mekanizması görevi görmektedir. Borç veren kişi ya da kurumlar borçlandırdıkları kişilerin hayatına ortak olmaktadır” dedi.

Korku ile tahakküm
İnsan hayatını şekillendiren bir diğer temel unsurun ise güvenlik olduğunu belirten Özer şöyle devam etti: " Güvenlik, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde fizyolojik ihtiyaçların hemen ardından gelir ve kişinin tercihlerini şekillendirmede merkezî bir rol oynar. Güvenlik algısı üzerinde yapılan yönlendirmeler, kişinin davranışlarını ve hatta siyasî tercihlerini dahi etkileyebilir. Nitekim siyasî iktidarlar, ülkenin dışarıda bir güçle çatışma ya da tehdit altında olduğu yönünde bir algı inşa ederek toplumun güvenlik endişelerini tetikleyebilir. Böyle bir atmosferde, güvenlik kaygısıyla hareket eden kişilerin siyasî tercihleri dahi değişebilmektedir.
Borç ve güvenlik ekseninde şekillenen bu sürecin tamamlayıcı unsuru ise medyadır. Teknolojiyle aramıza mesafe koyamadığımız bu çağda, bilgiye erişimden kimlik inşasına, hatta sosyalleşme ihtiyacının karşılanmasına kadar pek çok süreçte medya sektörü kritik bir rol oynamaktadır.”
İkna üzerinden etki
Özer, medya ile haber arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, medyanın ne anlama geldiğinin doğru biçimde anlaşılabilmesi için önce “haber” kavramının ele alınması gerektiğini söyledi.
“Çoğumuz Nijerya’yı hiç görmemiş olsak da, bu ülkenin varlığına dair bir şüphe taşımayız. Bu bilgi; kitaplardan, haber bültenlerinden, dijital içeriklerden ve güvendiğimiz insanların aktardıklarından oluşan geniş bir kaynak ağı sayesinde oluşur. Elbette bu kaynakların her biri tek başına eksik ya da yanıltıcı olabilir. Ancak insanlar, farklı kaynaklardan gelen bilgileri bir arada değerlendirerek bir kanaate sahip olurlar. Bu anlamda bilgiyi kaynağından muhatabına götürme işleminin bütünü haber mekanizmasıdır. Her türlü haber vasıtasına ise medya denir. Gazete, kitap, televizyon haber vasıtaları olan medya organlarıdır" diye konuştu.

Medya gücü kimin elinde?
Medyayı hem siyaset, hem de sermaye grupları için cazip kılan sebebin, medyanın kitleler üzerindeki etkisi olduğunu söyleyen Özer, "Medya bu etkisi sayesinde toplumu doğruya da yanlışa da yönlendirebilir. Örneğin bir medya organı, haksız bir şekilde devlet ya da toplum tarafından ötekileştirilen insanlara temsil hakkı tanıyarak mağduriyetleri görünür kılabilir ama aynı medya organı sapkınlıkları meşrulaştırmaya da sebep olabilir. Dayanışma çağrılarına araç olabilir ama polarizasyona da sebep olabilir. Farkındalık oluşturabilir, ama dezenformasyona da sebep olabilir. Bu yüzden olayları görünür kılmakta etkili bir mercek olan medyanın kim tarafından yönetildiği önemlidir. Bu durumda da karşımıza 'Medya Sahiplik Yapısı' kavramı çıkar” dedi.
—Devamı yarın—