Endonezya’daki Universitas Darussalam Gontor akademisyenleri tarafından hazırlanan yeni bir çalışma, Said Nursî’nin ortaya koyduğu tevhid merkezli bilgi anlayışını, modern bilginin sekülerleşmesine karşı bütüncül bir paradigma olarak ele aldı.
Dünya bu eserleri okuyor: Risale-i Nur'a ilgi her geçen gün artıyor - İman temelli yol haritası
Çağımızın Kur'an Tefsiri Risale-i Nur Külliyatını daha yakından tanıyalım?
Risale-i Nur, küresel akademinin gündeminde
Diyanet açıklama yapmalı
Ocak 2026 tarihli araştırma, Al-Mashadir: Kur’ân İlimleri ve Tefsir Dergisi’nde yayımlanan “Said Nursî’nin Tevhid Epistemolojisi: Modern Bilginin Sekülarizasyonuna Güncel Bir Cevap” başlığıyla yayınlandı. Alzena Mahesadewi Falquinzani, Arum Sari ve Fahmi Akhyar Al Farabi imzalı makale, modern bilimin sekülerleşme sürecinin doğurduğu epistemolojik krize, Risale-i Nur perspektifinden cevap arıyor.
Modern Bilginin Sekülerleşmesi: Değerden Arındırılmış Bilim
Çalışmaya göre modernite süreciyle birlikte Avrupa merkezli düşünce, aklı tek hakikat ölçüsü olarak konumlandırdı; vahiy ise bilgi alanının dışına itildi. Bu dönüşüm, natüralizm, pozitivizm ve bilimsel materyalizm gibi akımların güç kazanmasına zemin hazırladı.
Araştırmacılar, bilginin metafizik ve ahlâkî temellerden koparılmasının, insanı “yaratılmış” bir varlık olmaktan çıkarıp hakikatin merkezine yerleştirdiğini vurguluyor. Böylece bilim, “nasıl?” sorusuna cevap verirken “niçin?” sorusunu cevapsız bırakıyor; anlamdan arındırılmış, pragmatik bir bilgi anlayışı hâkim oluyor.
Bu durum, makalede “epistemolojik kriz” ve “manevî yabancılaşma” kavramlarıyla tanımlanıyor. (Epistemoloji, bilgi felsefesiyle ilgili; bilginin kaynağını, doğruluğunu, sınırlarını ve geçerliliğini inceler.)
Eski Said’den Yeni Said’e Metodolojik Dönüşüm
Makale, Bediüzzaman’ın fikrî gelişimini “Eski Said” ve “Yeni Said” dönemleri çerçevesinde inceliyor. Buna göre Eski Said döneminde klasik İslâm ilimlerine vukufiyetiyle temayüz eden Nursî, din ilimleri ile modern bilimlerin entegrasyonunu İslâm toplumlarının terakkisi için zarurî görüyordu. Yeni Said döneminde ise metodolojik ağırlık, Kur’ân merkezli tefekküre kaydı. Polemiklerden uzak, “ayet-i Kur’âniye” ile “ayet-i kevniye”yi birlikte okuyan bir iman inşası öne çıktı. Araştırmacılara göre bu dönüşüm, biyografik olmaktan öte epistemolojik bir yeniden konumlanma olarak değerlendiriliyor.
Vahiy–Akıl–Kâinat Bütünlüğü

Araştırmanın temel bulgularına göre Nursî’nin tevhid epistemolojisi üç ana kaynağı birlikte ele alıyor:
• Vahiy: Metafizik ve normatif rehberlik sunuyor.
• Kâinat (Kitab-ı Kebîr): İlâhî isimlerin tecellilerini gösteren kevnî âyetlerdir.
• İnsan: Tefekkür ve öz-farkındalıkla hakikati idrak edebilen bir aynadır.
Bu çerçevede akıl, vahyin rehberliğiyle anlam kazanır. Vahiyden kopuk akıl, görecelilik ve materyalizme sapabilir; akıldan kopuk iman ise dogmatik bir kırılganlığa dönüşebilir. Tevhid epistemolojisi, bu iki alanı Allah’ın birliği bilinci etrafında birleştirmeyi hedefler.
“Ruhsuz Bilgi” Eleştirisi
Makale, Nursî’nin modern bilime yönelttiği temel eleştiriyi “ruhsuz bilgi” kavramıyla özetliyor. Modern bilim, oluş mekanizmasını açıklarken varlıkların anlamını ve gayesini göz ardı etmektedir. Bu ayrışma, antroposentrik (insan merkezli) bir zihniyet üretmekte; insan kendini hakikatin ölçüsü olarak konumlandırırken Yaratıcı, bilgi sisteminin dışına itilmektedir. Sonuçta ortaya çıkan tablo, teknik olarak gelişmiş; ancak anlam krizi yaşayan bir modern insan tipidir.
Eğitim Modeline Dair Teklif
Çalışmada dikkat çekilen önemli bir boyut da eğitimdir. Nursî’ye göre seküler eğitim sistemi, zihnen donanımlı fakat manen zayıf bireyler yetiştirme riski taşımaktadır.
Tevhid temelli model ise;
• Dinî ilimlerle fen ilimlerini karşı karşıya getirmez.
• Bilgiyi teknik beceriye indirgemez.
• Ahlâkî ve manevî boyutu eğitimin merkezine yerleştirir.
Bu yaklaşım, din-bilim ayrımının seküler epistemolojinin mirası olduğunu savunur ve bu ayrımın aşılmasını teklif eder.

Küresel Bağlamda Güncellik
Araştırmacılar, Nursî’nin yaklaşımını üç açıdan güncel buluyor:
1. Bilimi reddetmeyen bir eleştiri vardır: Maksat bilimi dışlamak değil, onu anlam ve kulluk perspektifiyle yeniden yönlendirmek.
2. Moderniteyle diyalog kurulmaktadır: Modern düşünceyle çatışmak yerine, onunla konuşan ve dönüştürücü bir çerçeve sunan yaklaşım ortaya konulmaktadır.
3. Kimliği koruyarak katılım tavsiye edilmektedir: Küreselleşme çağında Müslümanların ilmî gelişmelere aktif katılımını mümkün kılan tefekkürî zemine dikkat çekilmektedir.
Barla’dan Endonezya’ya Uzanan Bir Fikir Yolculuğu
Endonezya’daki bu akademik çalışma, Risale-i Nur’un yalnızca bir iman tefsiri değil; aynı zamanda modern çağın epistemolojik krizine cevap veren sistemli bir düşünce projesi olduğunu ortaya koyuyor.
Tevhid, bu perspektifte sadece itikadî bir ilke değil; bilginin kaynağını, yöntemini ve amacını belirleyen kurucu bir esas olarak konumlandırılıyor. Din ilimleri ile fen ilimleri arasındaki ayrılığı reddeden bu yaklaşım, vahiy–akıl–kâinat bütünlüğünü esas alan bir bilgi medeniyetine işaret ediyor.
Barla’dan üniversite kürsülerine uzanan bu entelektüel çizgi, Risale-i Nur’un küresel ölçekte akademik ilgiyi arttırmaya devam ettiğini bir kez daha gösteriyor.
Araştırmanın Künyesi:
Alzena Mahesadewi Falquinzani, Arum Sari, Fahmi Akhyar Al Farabi. “The Epistemology of Tawhīd in Said Nursī’s Perspective as a Response to the Secularization of Modern Knowledge.” Al-Mashadir: Journal of Quranic Sciences and Tafsir, Vol. 02 No. 01 (2026) : 265-273.
YENİ ASYA - ARAŞTIRMA MERKEZİ