Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi'nde düzenlenen konferansta konuşan Erdoğan Çelebi, fon soruşturması ile ortaya çıkarılan güncel bazı meselelerden hareketle Bediüzzaman’ın “asıl musibet ve muzır musibet dine gelen musibettir” sözünü değerlendirdi.
Ankara - Yasir Özer
Yeni Asya Vakfı Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi tarafından iki haftada bir düzenlenen “Devlet ve Demokrasi” temalı akademik seminerlerin bu haftaki misafiri, Av. Erdoğan Çelebi idi.
Erdoğan Çelebi “Kazanma hırsı ve dine gelen musibet” başlıklı konuşmasında fon soruşturması ile ortaya çıkarılan güncel bazı meselelerden hareketle Bediüzzaman’ın “Asıl musibet ve muzır musibet dine gelen musibettir” sözünü değerlendirdi.
"Dine ve Kur’ân’a ayna olmak ve hüsn-ü temsilde bulunmak ne kadar iyi ise dine perde olmak ve kötü temsilde bulunmak da dine zarar vermesi nedeniyle çok daha kötüdür. O nedenle imana ve Kur'ân'a ayna olmaya çalışmak lazım" ifadelerini kullanan Çelebi şunları kaydetti:
MUSİBET-İ DİNİYE VE HIRS
"Sonuca odaklanmak hırstır. Süreç içinde gerekeni tam yapmak gayrettir ve hikmettir. Hırs kötüdür ama gayret, sabır, azim ve sebat iyidir. Acelecilik kötüdür ama teenni ve özen iyidir. Kanaatsizlik kötüdür ama teslim ve tevekkül iyidir. Hırs deccaliyetin bir özelliği olup aculiyet hareketlerini doğurmuştur. Ve tahrip nev'indendir. Hırsın karşısında hakîm ismi ve hikmetli hareket etmek vardır. Bu da nübüvvet ve tecdit hareketinin bir özelliği olup tamir nev'indendir.

Ehl-i siyasette hırs, siyasî fikrini İslam akidesinin yerine koymaya sebebiyet verir. Dini siyasete alet eder, bütün siyaseti menfaat üzere döner. Bunu yapanlar şan ve şeref kazanmak yerine şenaate mazhar olurlar.
Bediüzzaman “Musibet-i diniyeden her vakit dergah-ı İlâhiyeye iltica edip feryad etmek gerektir. Dini olmayan musibetler ise hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmanî olup huzura davettir. Çok zahiri musibetler var ki birer İlahî birer ihtar, birer ikaz ve keffaretüzzünubdur.” der.
UMUMİ MUSİBETLER ÇOĞUNLUĞUN HATASINDANDIR
"Ayrıca Bediüzzaman 'Bu asrın acip bir hassası; ehl-i İslam’ın fevkalade safderunluğu olup dehşetli canileri de âlicenabâne affetmesi; binler seyyiatı işleyen ve binler manevî maddî hukuku ibadı mahveden adamdan bir tek haseneyi görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır. Böylece ekalli kalil olan ehl-i dalalet ve tuğyan, safdil taraftarlarla ekseriyet teşkil ederek -ekseriyetin hatasına terettüp eden- musibeti ammenin devamına, idamesine ve teşdidine kaderi ilahiye fetva verdirir. Biz buna müstehakız dedirtir.'” der.
Demek ki umumî musibetler insanların çoğunluğunun hatasından ileri geldiği için; ancak insanların bu kısm-ı azamının tevbe istiğfar ve nedamet etmesiyle o musibetler def olur.
Başa gelen bir kısım zulüm ve musibetlerin altında ise kaderin adaleti vardır. İnsanlar senin yapmadığın bir iş yüzünden sana zulmederler. Fakat kader senin gizli hatalarını bildiği için o musibet eliyle seni terbiye eder ve hatana keffaret olur. Zahirî musibetlerin altında Rahîm isminin tecellisi olarak inayet-i İlâhiyenin çok tatlı neticeleri vardır.
İnsan kendisine verilen sabır kuvvetini mazinin evhamına ve istikbalin korkularına dağıtmazsa yani maziye, mesaibe kader nazarıyla bakıp; müstakbele, maasiye teklif noktasından bakarsa musibetle baş edebilir."
DİNE GELEN MUSİBET ÖRNEKLERİ
Yezidlerin, Velidlerin, Haccacların dönemleri, sadece insanlığa karşı değil aynı zamanda dine gelen musibet nevindendir. Cengizhanların, Atillaların, Hülaguların dönemleri, yıkıcı, istilacı, saldırgan dönemleri dine gelen musibet nevindendir. Birinci Dünya Savaşı Dönemi, dine gelen musibet nevindendir. Rus Bolşevik İhtilali, deccalizm nev'inden bütün insanlığa karşı ve inkar-ı uluhiyet nevinden en büyük bir dinî musibettir. Kapitalizm, insanlığı maddileştirmesi, dine karşı dünyayı tercih tuzağına düşürmesi bakımından global deccalizm musibetidir. Münafık Süfyanist hareketi, Ahirzaman Peygamberinin (asm) sünnetine, şeair-i İslamiyeye karşı işlenmiş en büyük bir günahtır ve dine gelen musibettir. Faşist ve ırkçı hareketler, yine şeytanın üstadlığını tercih etmesi bakımından dine gelen büyük bir musibet hareketidir. Siyasal İslamcı hareketler, dini siyasete alet etmek istemeseler dahi alet etmek zorunda kaldıklarından, yine dine gelen ağır musibet nevinden hareketlerdir. Zira, din adına iktidara gelip dine perde olmaları ve insanların dinden uzaklaşmasına, imandan soğumasına sebebiyet vermeleri somut bir vakadır. Toplumun yüzde 60-70’i tam dindar olmadıkça din adına parti kurmak hırs nevinden aculiyet hareketleri olup hikmet dünyasına aykırıdır.

DİNE GELEN MUSİBET NEVİNDEN YÖNETİMLER
Her türlü müstebit idarî yapılar, meşveret ve şura sistemini esas almadıklarından, kuvvetler ayrılığı prensibine uymadıklarından insanın iradesini ve onurunu hiçe sayan adaletsiz bir yönetim gösterdiklerinden; dine ve insanlığa gelen musibet nevinden hareketlerdir.
Sermayenin tek elde toplandığı, tekel ve kartel şirketleşmesinin sistemleştiği, ekonomik gelirin adaletsiz dağıtıldığı ve halkın fakirlik ve gelir adaletsizliği içinde yaşamaya terk edildiği her türlü yönetim sistemleri de aslında neticesi itibariyle dine gelen musibet nevinden yönetimlerdir.
Eğer hırs din adına ortaya çıkan, yapılarda vücut bulursa; hususan milletvekili, bakan gibi kamuoyu önünde bulunan temsilcilerde görülürse bu hem İslamiyet adına kötü bir temsil olur, hem de toplumun dinden soğumasına sebep olur ki, işte dine gelen asıl zarar ve musibet de budur.