"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokrasiyi yaşatan hukuk ve meşverettir

08 Temmuz 2026, Çarşamba 09:36
Bediüzzaman Said Nursî’nin meşrutiyet anlayışını değerlendiren Prof. Dr. Şevki Adem, demokrasinin yalnızca seçim ve sandıktan ibaret olmadığını; hukuk, meşveret, hür fikir ve şuurlu vatandaşlıkla yaşayabileceğini söyledi.

Ankara - Yasir Özer

Yeni Asya Vakfı Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi tarafından iki haftada bir düzenlenen “Devlet ve Demokrasi” temalı akademik seminerlerin bu haftaki misafiri, “Devleti Sınırlamak: Demokrasinin Asıl İmtihanı” konulu semineriyle Prof. Dr. Şevki Adem oldu.

Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Şevki Adem “Devlet kargaşayı dizginler; demokrasi devleti dizginler” diyerek başladığı seminerinde Bediüzzaman Said Nursî’nin meşrutiyet, hürriyet, hukuk ve vatandaşlık anlayışından bahsederek, demokrasinin yalnızca seçim ve sandıktan ibaret olmadığını; asıl kıymetinin iktidarı hukukla, meclisle, kamuoyuyla ve şuurlu vatandaş profiliyle sınırlandırabilmesi olduğunu vurguladı.

İstibdadın ilacı hukukun üstünlüğüdür

Adem ilk olarak devletin insan toplulukları için neden gerekli olduğu üzerinde durdu. Güvenlik, adalet, kamu düzeni, mülkiyetin korunması, eğitim, sağlık ve dış tehditlere karşı savunma gibi alanlarda devletin vazgeçilmez bir organizasyon olduğunu ama devletin gerekli olmasının, onun sınırsız olması anlamına gelmediğini ifade etti.

Prof. Dr. Adem sunumunda devletin de nihayetinde insanlardan oluştuğuna dikkat çekti ve insanda bulunan tahakküm, riyaset, menfaat, tarafgirlik ve kural tanımama eğilimlerinin devlet gücüyle birleşmesi hâlinde istibdadın ortaya çıkabileceğini, Bediüzzaman’ın da istibdadın kaynağını yalnızca siyasî sistemlerde değil; makam, itibar, hatır ilişkileri, tarafgirlik ve tahakküm arzusunda da gördüğünü hatırlatarak şunları söyledi: “Demokrasi sadece yöneticiyi seçme usulü değil, aynı zamanda yöneticiyi sınırlandırma düzenidir. Demokrasi yalnızca sandığa indirgenirse, iktidara gelen kişi veya kadroların kendilerini sınırsız yetkili görme tehlikesi ortaya çıkar. Bu sebeple demokrasinin asıl sorusu “Kim yönetecek?” değil, “Yönetenin gücü nasıl sınırlandırılacak?” sorusudur. Demokrasinin asıl kıymeti, bizi iktidara taşımasında değil; iktidara geldiğimizde bizi hukukla sınırlamasındadır.” 

“Hukukta şah ve geda birdir”

Şevki Adem devleti sınırlandıran ilk unsur olarak hukuku ele aldı. Bediüzzaman’ın “Müsavat fazilet ve şerefte değildir, hukuktadır. Hukukta ise şah ve geda birdir” sözünü hatırlatarak, hukuk devletinin yalnızca kanun metinlerinden ibaret olmadığını, asıl meselenin, hukukun devlete karşı vatandaşı koruyup koruyamaması olduğunu vurguladı.

Gerçek hukuk düzeninin güçlü karşısında zayıfı, makam sahibi karşısında sıradan vatandaşı, çoğunluk karşısında azınlığı koruyabildiği ölçüde anlam kazandığını ifade eden ve “Demokrasinin imtihanı, sevdiğine hak vermek değil; kendinden olmayanın hakkını da hukukla koruyabilmektir” diyen Prof. Dr. Şevki Adem Hz. Ali’nin bir Yahudî ile muhakemesi ve Selahaddin-i Eyyubî’nin bir Hristiyan ile mahkemeleşmesi örnekleri üzerinden, adaletin yalnızca kendi tarafına değil, kendinden olmayanın hakkına da sahip çıkmak olduğunu belirtti.

Hür fikirler sustuğunda hata büyür

Devleti sınırlayan ikinci unsur olarak meclis, meşveret ve hür fikir üzerinde duran ve Bediüzzaman’ın meclisi “milletin kalbi”, meşvereti “milletin ortak aklı”, hür fikirleri ise “medeniyetin kuvveti” olarak gördüğünü ifade eden Adem, modern devletin artık tek kişinin veya dar bir kadronun aklıyla yönetilemeyecek kadar karmaşık hâle geldiğini; ekonomi, hukuk, eğitim, dış politika, şehirleşme ve güvenlik gibi alanların ortak akla ulaşarak elbirliğiyle yönetimi gerektirdiğini belirtti.

Bu bağlamda, meclisin yalnızca kanun çıkaran teknik bir kurum olmadığını; milletin iradesinin, itirazının, denetiminin ve ortak aklının devlete taşındığı yer olduğunu anlatıp hür fikirlerin sustuğu yerde devletin kendi hatasını duyamayacağını, meşveretin zayıfladığı yerde ortak aklın susacağını vurguladı ve “Tek aklın susturduğu yerde hata büyür; hür fikirlerin konuştuğu yerde devlet sınırını bilir” dedi.

Basın hakikatin sesi olmalıdır

Şevki Adem basın ve kamuoyunu da demokrasilerde devleti sınırlayan önemli unsurlar arasında olduğunu anlatarak Bediüzzaman’ın gazeteyi ve basını sıradan bir haber aracı olarak görmediğini; doğru kullanıldığında basının efkâr-ı ammenin dili, toplumun gözü, kulağı ve vicdanı olabileceğini ancak sadece olumlu yönleriyle değil, taşıdığı risklerle de değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. “Basın hakikatin sesi olabileceği gibi garazın, tarafgirliğin, iftiranın ve kargaşanın da aracı hâline gelebilir” diyerek Bediüzzaman’ın “Garazkâr cerideler, hakiki hürriyetin sadasını susturdular” sözünü hatırlattı.

Basın hürriyetinin demokrasi için vazgeçilmez olduğunu, fakat bu hürriyetin hakikat, ahlâk ve kamu yararı sorumluluğundan kopmaması gerektiğini anlatan Adem “Basın hakikatin sesi olursa demokrasiyi korur; garazın gürültüsü olursa hürriyeti boğar” dedi.

Şuurlu vatandaş olmadan demokrasi işlemez

Seminerin en dikkat çekici bölümlerinden biri vatandaş profili üzerine söylenenler oldu. Hukuk, meclis ve basın gibi kurumların ancak uyanık ve sorumluluk sahibi bir vatandaş kitlesiyle gerçek anlamda işleyebileceğini ifade eden Adem Bediüzzaman’ın meşrutiyeti “nazik” bir hakikat olarak gördüğünü; cehalet, husumet, kör itaat, tarafgirlik ve ağalık ruhu devam ettiği sürece demokrasinin yalnızca ismen var olabileceğini belirtti ve Bediüzzaman’ın “O nazik Meşrutiyet [...] vahşet ayılarından, cehalet ejderhasından, husumet kurtlarından korkar” manasındaki tasvirini hatırlatarak, demokrasinin yerleşmesi için yalnızca kurumların değil, toplumsal zeminin de hazırlanması gerektiğini vurguladı. 

Demokrasinin ruhu marifet ve fazilettir

Adem sunumunda Bediüzzaman’ın “İşte marifet ve faziletten demiryolunu yapınız” sözüne özel bir yer ayırarak bu ifadenin, demokrasinin yalnızca seçim, kanun ve kurumlarla yaşayamayacağını; halkın bilgi, ahlak, fazilet ve sorumluluk seviyesiyle kökleşebileceğini gösterdiğini belirtti.

Cehalet, husumet, kör itaat ve tarafgirlik devam ettiği sürece demokrasinin sadece adının geleceğini, ruhunun ise yerleşemeyeceğini ifade eden Şevki Adem “Demokrasinin yolu sandıktan geçer; fakat ruhu marifet ve faziletle yaşar” dedi.

Vatandaşın ilk vazifesinin uyanık olmak olduğunu belirten Adem Bediüzzaman’ın “Eskiden bin adamdan yalnız onu mütenebbih iken, istibdat o dehşetli kuvvetiyle karşısında duramadı, parçalandı” sözünü hatırlatarak, halktaki uyanışın istibdat karşısındaki en önemli güçlerden biri olduğunu, bu noktada demokrasinin en büyük probleminin çoğu zaman düşmanlarının çokluğu değil, sahiplerinin gafleti olduğunu vurguladı. “Demokrasi, uyuyan kalabalıkların değil; uyanmış milletlerin rejimidir” diyen Adem halk olup biteni takip etmiyor, hürriyetini emanet bilmiyor, hukukuna sahip çıkmıyor ve yanlışları sorgulamıyorsa demokrasinin sahipsiz kalacağını belirtti.

Demokrasiye sahip çıkmak vatandaşlık vazifesidir

“Demokrasi, sürüyü çobana teslim edip uyumak değildir; sürünün etrafında bin muhafız gibi uyanık durmaktır” diyen Adem vatandaşın ikinci vazifesi olarak demokrasiyi sahiplenmek konusu üzerinde durdu ve Bediüzzaman’ın çoban ve koyun misalinden hareketle, demokrasinin sadece yöneticilere bırakılamayacağı ifade ederek bir sürü yalnızca çobana teslim edilip herkes evinde uyursa kurtların ve hırsızların cesaret bulacağını; fakat herkes sürünün etrafında bir muhafız gibi durursa hiçbir tehlikenin kolayca yaklaşamayacağını, dolayısıyla demokrasinin yalnızca oy vermekle sınırlı olmadığını; takip etmek, denetlemek, sormak, itiraz etmek ve emanete sahip çıkmak gerektiğini ifade etti.

Hürriyet, dostlarının susmasıyla zayıflar

Adem konuşmasında, Bediüzzaman’ın “Âlîhimmet olanlar, o hâdisede sükût ettiler. Garazkâr cerideler, hakikî hürriyetin sadasını susturdular. Meşrutiyet pek az adamların üstüne münhasır kaldı. Fedakârları da dağıldılar” sözünün, hürriyetin yalnızca düşmanlarının hücumu ile değil, dostlarının susmasıyla da zayıfladığını gösterdiğini ifade etti.

Adem seminerinde hürriyetin başıboşluk olmadığını, hürriyetin başkasının hukukunu çiğneme serbestliği değil; hukuk ve ahlâk içinde insan şahsiyetinin korunması demek olduğunu vurgulayarak Bediüzzaman’ın “Hürriyeti sû-i tefsir etmeyiniz; tâ elimizden kaçmasın” uyarısını hatırlattı ve hürriyet yanlış yorumlandığında eski esaretin yeni bir kap içinde geri dönebileceğini ifade etti. 

Şevki Adem’in bilinçli vatandaş profilinin “vasi aramamak” ile ilgili olduğunu, Bediüzzaman’ın da meşrutiyeti, milletin “rüşdünü” ve “vasiye ihtiyaç duymadığını” görmek isteyen bir imtihan olarak değerlendirdiğini hatırlattı ve “demokrasi, millete yalnızca seçme hakkı değil, kendi iradesinin sorumluluğunu taşıma olgunluğu da yükler” dedi.

Demokrasi kör itaati değil muhakemeyi ister

Kriz zamanlarında toplumların zaman zaman bir kurtarıcı, güçlü lider, askerî-sivil vasi veya ideolojik rehber arama eğilimine girebildiğini belirten Adem, “Vasi arayan toplum, hürriyetin şehadetnâmesini alamaz” dedi. 

Adem ayrıca “mihenge vurmak” kavramını demokratik vatandaşlık açısından ele alarak Bediüzzaman’ın “Siz mihenge vurmadan almayınız” uyarısından hareketle, vatandaşın duyduğu her sözü, gördüğü her iddiayı ve karşılaştığı her propagandayı delil, netice ve akıbet üzerinden değerlendirmesi gerektiğini, hiçbir müfsid “Ben müfsidim” diyerek ortaya çıkmayacağını, çoğu zaman hak, millet, din, vatan ve hürriyet gibi kavramların arkasına saklanacağını, bu sebeple halkın görevinin körü körüne alkışlamak değil, mihenge vurmak olduğunu anlattı.

Bediüzzaman ağalık ve tahakküme karşı çıktı

Seminerin son bölümünde Adem “ağalık ruhu” üzerinde durarak şunları söyledi: 

Bediüzzaman ağalık, tahakküm, riyaset ve kör itaat kültürüne karşı güçlü bir tavır ortaya koymuştur. Ağalık eski biçimiyle ölse bile efendilik, sahte şeyhlik, asilzadelik veya başka bir üstünlük iddiası şeklinde yeniden dirilebilir. O halde demokrasi yalnızca kurumsal bir mesele değil, aynı zamanda ahlâkî ve kültürel bir meseledir. Bir toplum ağalık ruhunu öldürmeden demokrasiyi yaşatamaz; sadece ağaların adını değiştirir. Demokrasinin yalnızca anayasa, seçim ve kurumlardan ibaret değildir; marifet, fazilet, meşveret, hür fikir, hukuk şuuru ve uyanık vatandaş profiliyle yaşayabilir.

Adem, seminerini şu veciz cümleyle tamamladı: “Hürriyetin şehadetnâmesi, sandıktan tek başına çıkmaz; onu taşıyacak marifet, fazilet, meşveret, hür fikir ve hukuk şuuru gerekir.”

Okunma Sayısı: 161
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı