Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) varlığı hukuken tartışmalı değildir.
Tartışmalı olan, bu kurumun fiilen ne yaptığıdır. Kanunlarda güçlü yetkilerle donatılmış bir üst kurulun, ekranlardaki bu tablo karşısında etkisiz kalması artık uzun zamandır bir tercih halini almıştır. Bu noktada sıkıntıihmalkârlık değil, kurumsal irade eksikliğidir.
Türkiye’de televizyon yayıncılığı uzun süredir şiddeti sıradanlaştıran, ahlâkî sınırları aşındıran ve toplumsal gerilimi besleyen bir çizgide ilerlemektedir. Gündüz kuşağında aile yapısını zedeleyen içerikler, akşam saatlerinde kavga ve şiddeti reytinge dönüştüren yapımlar olağanlaşmıştır. Bu yayın düzeni tesadüfen oluşmamıştır; denetimsizliğin normal sonucudur.
RTÜK’ün görevi, kamuoyuna dönük birkaç açıklamayla ya da gecikmiş, sembolik yaptırımlarla sorumluluktan sıyrılmak değildir. Asıl görev, zarar kalıcı hale gelmeden önce müdahale etmektir. Bugün gelinen noktada RTÜK’ün bu aslî görevini sistematik biçimde yerine getirmediği açıktır.
Daha vahim olan ise RTÜK’ün yayıncılığı iyileştiren, kaliteyi ve toplumsal sorumluluğu teşvik eden bir kurum olmaktan çıkmış görüntüsüdür. Eğitici ve yönlendirici bir yayın vizyonu ortada yoktur. Oysa medya, toplumun değer dünyasını şekillendiren en güçlü araçlardan biridir. Bu alan denetimsiz bırakıldığında ortaya çıkan sonuçlar yalnızca ekranlarla sınırlı kalmaz; toplum hayatına sirayet eder, nitekim etmişti de.
Bu noktada artık kaçınılmaz sorular sorulmalıdır:
RTÜK, elindeki yetkileri neden kullanmamaktadır? Kamu adına verilen denetim yetkisi, fiilen işletilmeyecekse bu kurumun varlık gerekçesi nedir?
Altı özellikle çizilmelidir: RTÜK’ün önünde hukukî bir engel yoktur. Şiddet, müstehcenlik, nefret söylemi ve çocuklara zararlı içerikler konusunda mevzuat açıktır. Problem kanunlarda değil, uygulamadaki isteksizliktedir.
RTÜK, güvenilirliğini yeniden kazanmak istiyorsa; keyfî suskunluğu terk etmeli, denetimi istisna olmaktan çıkarıp kural haline getirmeli ve kamu vicdanına hesap verebilir bir tutum benimsemelidir. Aksi halde bu kurum, yalnızca tabelası olan ama çalışmaları tartışılan bir yapıya dönüşecektir.
Bir denetim kurumunun başına gelebilecek en ağır durum da budur:
Var olmak ama ciddiye alınmamak!