Aklı başında idareciler ülkelerinin ekonomisinin güçlü olmasını ister.
Ancak bu istek akıllı politikalarla desteklenmezse başarıya ulaşmak mümkün olmaz. Güçlü ekonomi isteyip de meselâ israftan geri durmayan bir idarenin hedefe ulaşması nerede görülmüş ki?
Farklı politikalar uygulayarak güçlü ekonomiye ulaşılacağını düşünen idareciler de vardır. Ancak “Türkiye ve dünya gerçekleri”ne uymayan politikalarla neticeye ulaşmak mümkün değil.
Bir bankanın üst düzey yöneticisi şöyle demiş: “Şu anda Türkiye’nin en büyük problemi enflasyon. Bu konuyu çözmeden geri kalan hiçbir şey kolay kolay düzelmeyecek. Çünkü enflasyon düşmezse faiz düşmez, faiz düşmezse ülkenin büyümesi ilerlemez, yatırım yapılmaz. Bu savaşın (ABD-İran) etkisi petrol fiyatları. Kriz sürerse hükümet sonuna kadar destekleyemez ülkeyi etkiler. Bu nedenle enflasyonu aşağı çekmek için programın, dirayetin devam etmesi lâzım. Enflasyon aşağı gelmeden ülkeyi normal patikasına ulaştıramayız.” (cumhuriyet.com.tr, 20 Nisan 2026)
Tabiî ki enflasyon Türkiye’nin en büyük problemlerinden biridir. Ancak bankacılar ifade etmekten uzak dursa da esas ve daha büyük problem “hak, hukuk ve adalet” sahasında yaşanan sıkıntılardır. Gerek enflasyon ve gerekse yüksek faiz; uygulanan politikaların bir neticesidir. İyi işleyen bir hukuk sistemi olsa Türkiye ekonomik anlamda da çok daha iyi noktalarda olmaz mıydı?
Nitekim TÜRKONFED (Türk İş Dünyası Konfederasyonu) Başkan Yardımcısı ve Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün bir programda yaptığı konuşma da şöyle demiş: “Ülkemizin refahını arttırmak için güçlü ve rekabetçi ekonomiye, bunun için de istikrarlı ve öngörülebilir yönetim ve kurumsal yapıya, her ikisini sağlamak için ise etkin ve verimli çalışan, yalın ve çevik, bağımsız ve tarafsız yargı ile herkese karşı hukukun üstünlüğünü sağlamaya ihtiyaç var. Güçlü ve rekabetçi ekonomi, eğitim, adalet, liyakat, hesapverirlik, yolsuzlukla mücadele, çevre, yeşil ve dijital dönüşüm, sağlık ve sosyal güvenlik, güvenilir sağlıklı veri üretimi ve paylaşımı ve benzeri konularda yapısal reformlar ile mümkün.” (Türkonfed Basın Bülteni, 17 Nisan 2026)
İfade edildiği üzere “Etkin ve verimli çalışan, yalın ve çevik, bağımsız ve tarafsız yargı ile herkese karşı hukukun üstünlüğü” sağlanabilirse dolaylı olarak enflasyon da düşer. Muhtemelen bankacılar da bunun farkında, ancak bunları ifade etmenin bazı maliyetleri de olabilir. Bu bakımdan hiç değilse ekonomistler, hukukçular ve STK temsilcileri bu meseleleri her fırsatta dile getirmeli ve Türkiye’yi idare edenlerin “hak, hukuk ve adalet yolu”ndan yürümelerini temin etmelidirler. Aksi halde ne enflasyon düşer, ne yabancı yatırımcı gelir ne de “güçlü ekonomi”ye kavuşuruz.
Tercih hepimizin: Ya adalet ya sefalet...