"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Beslenmede farkındalık (7)

Feyzullah ERGÜN
18 Kasım 2021, Perşembe
İnsan organizmasındaki sağlıklı ve düzenli işleyen bir sindirim fizyolojisi, bütün sistemlerin sağlığını gösteren bir ayna gibidir.

İKİNCİ BEYİN olarak nitelenen bağırsaklardaki muhteşem faaliyet, bağışıklık sisteminin düzenlenmesi, metabolizma ve biyokimyasal fonksiyonların sağlıklı devam ettirilmesinde en önemli roldeki ve sayıları yüz trilyondan fazla olan MİKROBİYOTA’nın (bağırsaktaki faydalı ve zararlı mikropların bütünü) faaliyet alanı içinde gerçekleşmektedir. Burada kurulacak nizam ve intizam, probiyotik faaliyetlerin üstünlüğü, sağlıklı beslenme ile sağlandığında, organizmanın biyolojik saati düzenli bir ayarla çalışmasını, problem yaşamadan sürdürür. Zira “ Bağırsak bakterileri, neyle beslerseniz, onunla gelişirler. Eğer onları sağlıklı, taze tabiî gıdalarla beslerseniz, iyi bakteriler gelişir. Abur cuburla beslerseniz, kötü bakteriler gelişir. Kötü bakteriler toksin üretir. O zaman da, yarı sindirilmiş besin parçaları ve mikrobiyel toksinler bağırsağımızdan sızarak, yabancı proteinlere faaliyet alanı hazırlar. Bu enflamasyon (iltihap) ise, metabolizmanıza hasar verir, beyninizde iştah kontrolü işlevini etkiler ve insülin direnciyle şişmanlığa yol açar. Probiyotik (iyi bakteriler ) destekler, bağırsak eko sisteminizin niteliğini geliştirebilir ve kilo vermenize yardımcı olur. 

Buradan çıkan sonuç şudur: Daha sağlıklı, tabiî ve taze besinler tüketmek, bağırsağımızda sağlıklı bir flora oluşmasına yardım ederek, enflamasyonu ve buna bağlı kilo alımını önemli ölçüde azaltabilir. Şifalı besin maddeleriyle bağırsağınızı onarın.” 16

Günümüzün çözümü gittikçe zorlaşan problemi, besin değerleri olmadığı gibi, TOKSİN DEPOSU haline getirilen endüstriyel ürünlerin sorgulanmadan, tüketilmesidir. Sindirim sistemine giriş yapan bu ürünler, sindirilemeden organizmanın boşluklarında yığılmalara ve kandaki kirlenme seviyelerinin yükselmesine sebep olmaktadırlar. Gereken önemin verilmediği bu toksinlerden: “Ortalama bir yenidoğan göbek bağı kanında 287 kimyasal madde taşıyor, bunların 217’si nörotoksiktir (sinirleri ve sinir hücrelerini zehirler). Bu kimyasalların insan biyolojisi üzerinde çok çeşitli olumsuz etkileri vardır; sinir sistemini hasara uğratır ve KANSER riskini arttırırlar. Son olarak da obeziteye katkıda bulundukları gösterilmiştir. Journal of American Medical Association’da yayınlanan bir çalışma plastik şişelerde ve konserve kutularında bulunan bir petro-kimyasal olan BİSFENOL A’nın insanda diyabet, kalp hastalığı ve anormal karaciğer işlevi yahut da insülin direncinin sebep olduğu KARACİĞER YAĞLANMASI riskini arttırdığını bulmuştur. Bilim insanları yeni genetik ve metabolik analiz teknikleri kullanarak gösterdiler ki toksinler glikoz, kolesterol ve karaciğer yağlanmasında artışa sebep oluyor ve TİROİT işlevini yavaşlatıyorlar. Toksinler ayrıca iştah artışına ve açlığı kontrol eden beyin sinyallerinde sorunlara yol açabiliyor. Bu artık gözardı edilemez bir gerçektir. Toksinler insanları şişmanlatırlar ve diyabeziteye yol açarlar. 

Buradan çıkan sonuç şudur: Eğer toksin yüklüyseniz, çok yemeden ve egzersizinizi azaltmadan dahi kilo alabilirsiniz.” 17

 Kâinatın nakş-ı azamı olan insanın yaradılışındaki mu’cizenin, her an hayatla olan bağlantısının en önemli bir unsuru olan sağlıklı, helâl ve temiz beslenmenin, gözle görülemeyen metabolizmanın mikro seviyesindeki en uç noktasında, akılları hayrette bırakan tefekkür yoğunluğu, düşünen insanı eserin sanatkârına hiç zorlanmadan ulaştıracaktır. İlimde derinleşenlerin çalışmalarıyla elde edilen bilgiler sonucu, İlâhî ilim ve kudretin azameti, tahkik-i iman araştırmalarına derin manalar kazandıracaktır. “Son zamanların en heyecanlı ve önemli keşifleri arasında metabolizmamızdaki değişikliklerin diyabezite riskini nasıl etkilediğinin ortaya çıkarılması yer almaktadır. Metabolizmamız kaloriler ile oksijeni, vücudumuzdaki bütün hücreleri besleyen enerjiye çevirir. Bu enerji hücrelerimizdeki MİTOKONDRİ denilen mini fabrikalarda üretilir. Her hücrede yüzlerce, binlerce mini enerji fabrikaları vardır. Adaleler, kalp ve beyin gibi aktif organ ve dokularda sayıları daha fazladır. Metabolizmanızın rolü ise, soluduğunuz oksijeni ve yediğiniz besini alıp işleyerek, hayatın benzini olan enerjiye dönüştürmektir. Mitokondrileriniz randımanlı çalışmadığı vakit, düşük enerjinin bütün belirtilerini taşırsınız: Yorgunluk, yavaş metabolizma, şişmanlama, HAFIZA KAYBI, HIZLI YAŞLANMA vb. birçok etken, metabolizmanızı sekteye uğratabilir, yavaşlatabilir ya da durdurabilir. Mitokondrilerin her biri ana yakıt yapımı için 17.000 küçük montaj hattı ihtiva etmektedir. Mitokondriler, soluduğumuz oksijenin % 90’ını kullanırlar. Kalp hücrelerinin içindeki boşluğun % 40’ını kaplarlar. Ne yazık ki, çok fazla şeker ve işlenmiş gıda yemekten, çevre toksinlerinden ve enflamasyona (iltihap) yol açan her şeyden gelen hasara karşı hassastırlar. Diyabeziteye yakalanan insanlar, mitokondrilerinde sağlıklı insanlar kadar enerji üretmezler. Mitokondrilerimizin hasar görmesinin en sık rastlanan sebebi OKSİDATİF STRES dediğimiz şeydir. Bu aslında bildiğimiz bir süreçtir. Oksidatif stres (serbest radikaller) metabolizmamızı yavaşlatarak, şişmanlamaya, diyabete ve yaşlanmaya yol açar. Bununla beraber, mitokondrial işlevi en üst seviyeye getirmek, enerji üretimini arttırmak ve oksidatif stresi azaltmak mümkündür. Bunları yapınca da, diyabezite ile insülin direnci de kendiliğinden düzelir.” 18

Baş döndürücü, gözle görülemeyen bu SİSTEMİ KURAN VE ÇALIŞTIRAN KUDRETİ, tabiata, tesadüfe veya kendi kendine olabileceği sonucuna bağlamanın, ancak beyinde manevî mitokondrilerin tıkanarak, fonksiyon dışı kalmalarıyla iddia edilebilir. İnkârında inatçı değilse, beyin fonksiyonlarında bir arıza da yoksa, mitokondrilerdeki Cenab-ı Hakk’ın (cc) VAHİDİYET ve EHADİYET mühürlerini ilmel yakîn görerek, mitokondriler ve faaliyetleri adedince ALLAH Û EKBER nidalarıyla iman dairesine dahil olmalıdır.

Bu muhteşem sistemin fonksiyonlarının bozulup, tıkanmasına sebep olan toksin ve zararlı atıkların kaynağı, teknoloji ürünü kimyasal katkılı ve genetiği tahrip edilen, sun’î gıda maddeleridir. İnsan neslini maddî-manevî yıkıma hızla götürmekte olan, tarihte benzeri görülmemiş bu ifsat hareketinin, âcil olarak önüne geçilmelidir. Kişisel plânda yapılabilecekler ise, beslenme konusuna önem verip, gıda maddelerinin kaynağına ve ihtiva ettiği maddelere dikkat ederek ve sağlıklı ürünleri yakın çevremize duyuracak şekilde bilinçlenmemizin atılacak ilk adımlar olması gerekir. Bunlarla birlikte, mitokondrilerle beraber organizmanın bütün dokularını toksin atıklarından arındıran, MU’CİZE İLÂÇ hükmündeki oruçlar, hayat fonksiyonlarını güçlendiren ve herkesin yapabileceği maddî-manevî bir detoks olacaktır.

SAĞLICAKLA KALIN.

Dipnotlar:

16) Dr. Mark HYMAN, Age. s. 155.

17) Age. s. 164.

18) Age. s. 166.

Okunma Sayısı: 1743
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı