"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’ın ideal eğitim profili

Hanefi Örnek
05 Temmuz 2019, Cuma
Bediüzzaman, reformist değil, transformist olmuştur.

Osmanlıda Eğitim Sistemi değişince, işin özüne inen Bediüzzaman, sistemin hastalığını anlamış, yeni ve orijinal bir modeli esas almıştır. Bu hastalıklı yapının toplumu ayağa kaldıracak bir gücünün olmadığını görmüş ve topluma zarar vereceğini anlamıştır.

O dönemde, Eğitimde iki kutup vardı. Birinci kutup, pozitif ilmi esas alan Mektebler. İkincisi ise, dinî ilimlerin okutulduğu Medreseler. Bediüzzaman, bu iki kutbu birleştirerek, fen ilimleriyle din ilimlerinin beraber okutulması gerektiğini savunmuştur. Farklı hayat tarzını esas alan okulların, toplumun birlik beraberliğine zarar vererek onları kutuplaştıracağını düşünerek, düalist bir yapıyı esas almıştır. Bu tarzla dinde reformist değil, transformist bir anlayışa sahip olmuştur.  Esası, özü koruyup, yeni çağın anlayışına göre inşa ve bilgileri transfer yaparak, orijinal özgün bir anlayışla yeniden yapılandırmanın önemini vurgulamıştır.

Hıristiyanlıkta; akla, bilime giden yolu kapatan, düşünmeyi engelleyen anlayış, reform süreciyle aşılmaya çalışılmıştır. Bilimi, fiziği, kimyayı, astronomiyi reddeden bu yapı, dinde reformu zarurî hale getirmiştir. Bediüzzaman, “Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlal” 1 diyerek, yeni hale uygun metodolojiyi geliştirmiştir. Ontolojik olarak benimsenen temel strateji kat’î bir zaruret olduğunu  ispat etmiştir. Sadece din ilimlerinin okutulması taassubu doğuracaktır. Fakat Medreseler, transforme olmaz da bu yapı böyle devam ederse, sağlıklı bir dönüşüm olmaz ve büyük felâketleri netice verir.

Dinî hakikatler yeni bir üslûp, taze bir anlayışla temellendirilmediği takdirde pek önemli problemlerin kaynağı olacağını, dindarların dini iyi anlayıp kendilerini yenilemelerini, çökmüş olan eski sistemde bu işlerin olmayacağını ifade etmiş. Bu aynı zamanda bir aydınlanma sürecidir. Dinî esasları sağlam bir anlayışla inşa etmiştir. Hasta yapıyı iyileştirerek, geniş çaplı bir restorasyon gerçekleştirmiştir.

Geleneği gelecekle, eskiyi yeniyle, maddeyi manayla, Dünyayı Ahiretle, tarikatı hakikatle, şeriatı marifetle, eğitim faaliyetleri alanını genişletmiş; kuşatıcı, birleştirici, sentezci bir metodoloji ihtiyar etmiştir. Tasavvuf geleneğini yok saymamış, lâhikalarda  “Edep Ya Hu” yu zikrederek, iman damarında bir akış sağlanmıştır. Ama kimseye de tasavvuf dersi vermemiştir.

Sosyal inkılâpta yeni bir dönüşümü sağlamıştır. Yeni bir bina ve orijinal bir proje. Üretilen yanlış projeler Cumhuriyet Eğitim Sistemi çökmüş yeni bir revizyona ihtiyaç vardır. Bu sistem Türkiye’yi geleceğe taşımaktan uzak,  Toplumda yeni bir dönüşü sağlamaktan ıraktır. Sosyal realiteleri görmekten mahrum bu paradigma, artık miyadını doldurmuş. Taklid değil tahkik, menfi değil müsbet, tahrip değil tamir, ifsat değil irşad, nifak değil vifak, şekavet değil saadet, husûmet değil muhabbet. İrşad halkasını nefsinden başlayarak, ev, mahalle, şehir, memleket, Dünya, topyekûn bir medeniyet projesiyle dönüşümü amaçlamıştır.  Dinin üzerine ikame edildiği iman hadisesini hayatın merkezine oturtmuştur. Süperego takıntısı olmadan ilmî faaliyetleri hürriyet zemininde  yaparak, yaşayarak, model olmaya muvaffak olmuştur.

İrade, zihin, his ve vehim, lâtifeler arasında entegrasyonu sağlayarak kâmil insan projesini hayata geçirmiştir.

Fen ilimleri ile Din ilimleri arasında köprü kurarak, taassubu kırmış. Hastalıkları Kur’ân  eczanesindeki ilâçlarla tedavi etmiştir. Şahıs merkezli değil, şahsı manevî merkezli bir yapıyı ihya etmiştir. Asr-ı Saadeti bir nevi yaşatarak, değerler bazında inşa ve ihya sürecinde yepyeni bir kuruluşun startını vermiş. Bu “Doğru İslâmiyet ve İslâmiyete lâyık doğruluk” anlayışı ile iman ve ahlâk esaslı yeni bir kişilik profili geliştirmiştir. Sağlam bir kişilik, ivazsız bir istikamet, hakikî saadet ve ihlâsla, şahsını maddî, manevî bütün rütbelerde payelerden temizlemiş. Dünya odaklı bir hizmet değil, Ahiret merkezli bir hizmeti öncelemiştir. 

Bediüzzaman, ego savaşlarına izin vermeyerek empatiyi esas almıştır. Kendini başkasının yerine koyma diğergamlığını tercih etmiştir. Bu itidal çizgisi uhuvvet ve muhabbet ile harmanlanarak, ihvanlar arasında tefani meselesiyle sağlanabilir.

“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” 2 hadis-i şerifini esas alarak, insanlığa ve islama faydalı olmak için, nefis ve ene değil, Hakk’ın rızasını esas almak gerekir. 

Bu özelliklere dikkat edildiğinde, doğru bir kişilik profili oluşacaktır.

Dipnotlar:

1) Bediüzzaman Said Nursî, Münâzarât, s. 52.

2) Buhârî, Mağâzî, 35. had 

Okunma Sayısı: 1184
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı