"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kalem dokunsun

Havva KÜÇÜK KONUR
15 Aralık 2023, Cuma
Yine kayboldu harfler. Önümden aynı anda havalanan kelebekler gibi bir anda havalandılar. Kimin ne dediğinin, ne söylediğinin bir önemi yokmuş dedirten cinsten.. Aklıma gelen hayaller, önümden geçen hatıralar ve uçuveren o resim...

Kalemin defterin sana küsmesi ne zormuş. Sana hiç bakmaması, seni görmemesi, sessizleşmesi ve hiçbir şey fısıldamaması kulağına. Her sıkıldığında, bunaldığında kapısını çaldığın, derdini anlattığın, teselli bularak çıktığın dostun kapısının, sana artık açılmaması gibi... Ne hazin bir bekleyiştir bu dostun kapısında. Ne uzun zamanlardır o. Hasretle beklenen adımlar, özlemle beklenen yollar, içinde binbir endişenin kol gezdiği, binlerce kederin, gözyaşının hücum ettiği zaman dilimleri... Zormuş kalemin küsmesi. Hiçbir şeye de benzemiyormuş. 

Halbuki hep onlar anlardı beni. Hep onlar dururdu arkamda. Onlar teselli ederdi karanlık gecelerde. Kalemle defter... İki kadim dost...

Ne çok şey vardı oysa. Kalemin değmesiyle hayatlanacak olan ne çok güzellik vardı. Hani kamuflaj yeteneği ile donatılmış canlıların videoları düşer önünüze. Bakarsın dal gibi, yaprak gibi bir canlı. Ya da bulunduğu yerin şekline uygun renk ve desene bürünüvermiş canlılar... Ama birisi değer, dokunur ve onların yerlerini değiştirmelerine sebep olduğunda, sanat-ı İlahinin binbir türlü desenini, nakşını farkedersin.

Kalemin dokunuşu da böyle. Bakarsın düz bir olaydır. Basit, sıradan, alelade... Koşarken farketmediğimiz yol kenarı güzelliklerini, yürürken daha çok farkedişimiz gibi.. Hergün içtiğimiz çaydır, yediğimiz simittir. Ama Sait Faik’in kalemi dokunur, “Simitle Çay” olur; okunur, okutur kendini. Damakta bir çay tadı, ağzınızda simitten kalan susam taneleri kalmış gibi hissedersiniz. O tadı, okuyarak da alabileceğinizi kanıtlar size.

Ya da Abdülhak Şinasi Hisar’ın kalemi değer, “Çamlıca’daki Eniştemiz” olur. Eski İstanbul lezzetlerinin hikâyesini anlatır, onları itinayla önümüze dizer. Kah balıkların en tazesinin nerden alınacağını öğreniriz, kah en tatlı içmeklik suyun nerden çıktığını... 

Kalem de yağmura, güneşe değer, taşa toprağa dokunur, yıldızları gezer, galaksilerle halleşir ve nice hikâyenin, masalın, romanın, denemenin yolu açılır önümüze. Öyle ki, şaşırırız. 

Şair,

“Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak

Yapayalnız kalmak iskelelerde..” 

demeseydi, bilir miydik vapuru kaçırdığımızda kazanacağımız şeyleri? Kaçan vapurun ağır ağır gidişi karşısında, bu mısralar gelir miydi dilimize? Kimbilir...

Okunma Sayısı: 1677
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Müjdat Bayar

    15.12.2023 22:02:15

    Beğenerek okudum. Güzel ve akıcı bir yazıydı.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı