"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Kalbim temiz” söylemi veya “çağdaş mürcie” görüşü

Hüseyin Şahinoğlu
09 Kasım 2019, Cumartesi
Altmışına merdiven dayamış Sami Bey’in, dini hayatını eleştiren yakınlarıyla konuşurken en sık söylediği söz, “kalbime bakın siz, kalbim temiz” söylemiydi.

Gerçekten bu yaşına kadar kimsenin malına ve canına kast etmemiş, kimse hakkında kötülük düşünmemiş, kimseye zarar vermemişti. İnanç konusuna gelince, Allah’a inanıyor, Hz. Muhammed’in (asm) O’nun elçisi olduğuna iman ediyordu. İnandıktan ve başkalarına karşı da kötülük yapmadıktan sonra geriye ne kalıyor, diye düşünüyordu. Ayrıca Allah’ın kimsenin ibadetine ihtiyacı olmadığı da ortada idi. Üstelik Allah “affedici” olduğuna göre kul hakkı ihtiva etmeyen günahlarını da O, muhakkak ki affederdi…

İfade etmek gerekir ki Sami Bey’in bu yaklaşımı bugün toplumumuzda yüz binlerce belki milyonlarca insanın yaklaşımını yansıtıyor. Bu insanlar böyle bir söylemin arkasına yaslanarak amelî hayattaki büyük noksanlıklarını kamufle etmeye çalışıyorlar. Bunlara göre farzları yerine getirmek ya da meselâ büyük günahlardan kaçınmak çok da zorunlu görünmüyor. Namaz, oruç, hac gibi ibadetler de şahsî ibadetler olarak değerlendiriliyor ve “Allah bunları affeder” diye düşünülüyor. Alkol kullanımı gibi haramlar da başkalarının hukukuna zarar verilmedikçe niye problemli olsun, diye algılanıyor!

Esasında bu yaklaşım ya da zihniyet “ehl-i bid’at fırkalardan biri” kabul edilen Mürcie’nin çağdaş versiyonundan başka bir şey değildir. İslâm’ın erken dönemlerinde ortaya çıkan bu fırka, Hariciler’in büyük günah işleyenleri kâfir saymalarına karşı bir tepki olarak ortaya çıkmış, iman-amel ilişkisi konusunda kendine has fikirler geliştirmiş, kendi aralarında birçok tâli gruba ayrılmıştır. 

Mezhepler tarihî kaynakları bu fırkayı şöyle tanımlamışlardır: “Kâfirin iyi ameller işlemesinin kâfire fayda vermeyeceği gibi, mü’minin kötü ameller işlemesinin de ona zarar vermeyeceğini ileri süren fırka.”

Tarihçilerin kaydettiğine göre 680-694 yıllarında ortaya çıkmaya başlayan bu fırka, gelişme döneminde Rey, Belh, Nişabur ve Semerkant gibi yerleşim merkezlerinde taraftar bulmuş, ancak Ehl-i Sünnet’in iki kelâm ekolünden biri olan Matüridiyye karşısında tutunamayarak zaman içinde tarihe karışmıştır. Ancak diğer bid’at ehli fırkalar gibi onun temel düşüncesi de zihniyet planında günümüze kadar devam edip gelmiştir.

Nitekim Said Nursî Mu’tezile, Cebriyye, Mürcie, Mücessime gibi grupları dalâlet fırkaları olarak tanımlayıp bunların “istibdâd-ı ilmiden” kaynaklandığına işaret ettikten sonra, onların düşüncelerinin “efkârda tahallül ederek münteşiredir” kaydıyla fikir planında yaygın olduğuna dikkat çekiyor. Devamında, “Herkesin dimağında onların meylettiği mesleğe meyelan bulunabilir. Hatta eğer bir dimağ büyütülse, maani tecsim edilir ise şu fırak sinematografivari o dimağda temessül ettiği görülecektir”, der. (Münâzarât)

Gerçekten sadece Mürcie fırkasının değil, bütün dalâlet fırkalarının en azından bazı görüşleri, zihniyet planında çeşitli toplum kesimlerinde yaygın olarak devam ettiği gibi, fert bazında bile onların bazı düşüncelerine eğilim gösterme söz konusu olabiliyor. Meselâ bir fert veya toplum kesimi kendisini hangi kimlikle tanımlarsa tanımlasın, insan iradesini hükümsüz görüyorsa Cebrî, insan iradesini asıl görüp İlâhî irade ve takdiri devre dışı tutuyorsa Mu’tezilî anlayışı kendi fikir dünyasında devam ettiriyor, demektir.

İşte, “ben mü’minim, Allah’a ve Peygamber’e (asm) inanıyorum, ama dinî pratikleri yerine getirmiyorum, kalbim temiz” tavrı Mürcie fırkasının temel düşüncesi olup, fertlerde ve muhtelif toplum kesimlerinde yaşamaya devam ediyor! Elbette bu anlayış dalâlet fırkasına ait bir düşünce olup kökünden yanlıştır! Çünkü Kur’ân’da “kurtuluş” birisi iman, diğeri amel olmak üzere iki temel şarta bağlanmıştır. Ve birçok âyette “ancak iman eden ve salih amel işleyenlerin felâha ulaşacakları” ifade edilmiştir (Meselâ, Bakara 2/25; Kehf 18/107; Asr 103/3).

Diğer taraftan bu Mürciî tutum Resulullah’ın (asm) sünnetine de tamamen aykırıdır. Zira “geçmiş ve gelecek günahları bağışlanmış olan” âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm) (Fetih 48/2-3) dahi bütün hayatını iman ve salih amel ekseninde sürdürmüş, artı olarak da “geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılmıştır.

Ayrıca “kalbim temiz” şeklindeki bu ircâî (Mürcie Mezhebinin Mensubu) söylem, imanın mahiyetine de tamamen aykırı düşmektedir. Kendi varlığımızı, üzerinde yaşadığımız gezegeni, nihayet bütün âlemi yaratan, maddî ve manevî bütün ihtiyaçlarımızı en güzel şekilde karşılayan Rabbimize iman ediyorsak, bu imanın gereği olarak O’na hamd etmek, şükretmek, duâ etmek nihayet bunları içine alan bir ibadet olarak namaz kılmak gerekmez mi? Keza O’na şükrümüzün, yönelişimizin, saygımızın gereği olarak diğer ibadetleri yerine getirmemiz icap etmez mi? Yine her biri bizim beden ve ruh sağlığımız yahut toplumun huzuru ve dayanışmamız için gerekli olan helâl ve haramlara riayet etmemiz şart değil midir? Bu hassasiyetleri göstermeden kalp temiz olabilir mi ya da kalp temiz kalabilir mi? Aynı şekilde hasbel beşer her gün içine düştüğümüz onlarca belki yüzlerce günah ve zaafımız dolayısıyla kirlenen duygularımızı, işlediğimiz masiyetleri istiğfarla imha etmeye çalışmadıkça kalbimiz temiz olabilir mi?

Sözün özü: Hayatımızı vahyin ve sünnetin terbiyesinde geçirmeye çalışmadıkça “kalbim temizdir” söylemi kuru ve aldatıcı bir ifadeden başka bir şey değildir!

Okunma Sayısı: 1174
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı